Güneşi Gördüm

Her türlü zevke hitap eden bir çeşitliliğe sahip, 5 filmli bir haftaya giriyoruz. Murat Erşahin Beyaz Melek’ten sonra ne yapacağı merakla beklenen Mahsun Kırmızıgül‘ün yeni filmi Güneşi Gördüm’ün yanısıra, Köpek Oteli, U2 3 D, Teldeki Adam ve Yedi Hayat filmlerini mercek altına alıyor.

GÜNEŞİ GÖRDÜM
Mahsun Kırmızıgül, yazıp yönettiği ikinci filmiyle vizyonda. “Güneşi Gördüm”, 12 Mart Perşembe günü sinemalarda olacak. Zorunlu göç uygulaması nedeniyle, doğup büyüdükleri köylerinden ayrılmak zorunda kalan bir ailenin öyküsü izlediğimiz. Ailenin bir bölümü, kaçak yollardan Norveç’e giderlerken, diğerleri İstanbul’a göç ederler. 25 yıldır süre gelen kardeş kavgasına, savaşa, her türlü ayrımcılığa, ötekileştirmeye karşı olduğunu söyleyen film, herkesin, memleketin hikâyesi olduğunu vurguluyor. Kırmızıgül, birçok toplumsal soruna değindiği yeni filminde, ilk denemesi “Beyaz Melek”ten daha az didaktik olmayı başarmış. Teknik kalite açısından da iyi olarak nitelenebilecek film, aslında yeni bir şey söylemiyor. Otuz sene önce Yılmaz Güney’in “Yol”da, “Sürü”de, “Umut”ta, “Duvar”da, Tunç Okan’ın “Otobüs”te söyledikleri var ortada. Dolayısıyla Şerif Gören’in, Zeki Ökten’in, Erden Kıral’ın, Ali Özgentürk’ün filmleri var. Yani kolaj bir çalışma yapmış Mahsun Kırmızıgül. Üstelik fazla ajitasyona kaçmış. Film, net ve sağlam bir yerde de durmuyor. “Devlet Ana”yı iyi kabul edip, “devlet baba”ya yükleniyor. ‘Oraya kötü gözükmeyeyim; buraya da’ diyerek, bazı anlar tamamen gişeye yönelik bir filme dönüşüyor. Cesur şeyler söylerken, bir anda orta yolu seçen, duygusal sömürüyü fazlasıyla kullanan, yanlış tespitler de yapan ‘gişe planlı’ bir filme. Hoş, bu onun hakkı tabii. Kırmızıgül, film çekmeye, öykü anlatmaya devam etmeli. Heyecanlı ve enerjisini, parasını, zamanını sektöre yatıracak denli seviyor bu işi sanırım. Bu güzel bir şey… Bir de şu var, teknik açıdan iyi diyoruz. Doğru. Ama yedinci sanatın geldiği günümüz noktasında, zaten evrensel kalite ve doğruyu tutturmak, bir sinema filmi çekmenin ilk şartı olmalı… Kırmızıgül’den, daha içten, nerde durduğunu veya duracağını bilen güçlü filmler çekmesini diliyorum. Yalın ve küçük filmler de olabilir bunlar. Bu yazıyı oldukça samimi olarak kaleme aldığımı bilmenizi isterim. Amacım sadece, kim çekerse çeksin, perdede iyi bir yerli film izlemek. Ülkemizde bu işi çok iyi yapanlar var çünkü. İsim vermek ayıp olabilir. Kırmızıgül, çok izleyip, çok çalışıp, sinemada varlığını kanıtlamalı. Çünkü iki filmiyle bu yola baş koydu.

KÖPEK OTELİ
Andi ve kardeşi Bruce, evde hayvan beslenmesi yasak olan bir kasabada yaşamaktadır. İki kardeş, gizli gizli besledikleri köpekleri Friday’i daha fazla saklayamayacaklarını anlayıp harekete geçerler. İçinde zaten birkaç köpeğin yaşadığı tek edilmiş bir otel binasını, köpekler için harika ve sıcak bir yuvaya dönüştüreceklerdir. Ama planlarının karşısında dikilip duran birçok zorluk vardır. Küçük oyuncular Emma Roberts ve Jake T. Austin’e, Don Cheadle, Lisa Kudrow ve Kevin Dillon gibi Hollywood’un ünlüleri eşlik etmiş. Bir kısmı sokakta yaşayan 70 oyuncu köpeğin de rol aldığı film, “Geçen Yaz Ne Yaptığını Biliyorum” adlı korku romanı da beyazperdeye uyarlanmış olan Lois Duncan’ın 1971’de yayımlanmış çocuk romanından adapte edilmiş. Filmin yönetmeni ise, ilk uzun metraj çalışmasına imza atan Thor Freudenthal.

U2 3D
Dünyanın en ünlü rock gruplarından U2 tarafından 2006 yılında Güney Amerika’da gerçekleşen konser turu kapsamında Meksiko City, Sao Paulo, Santiago ve Buenos Aires’de gerçekleşen 7 stadyum konserinde, dijital 3 boyutlu kameralarla çekilen görüntüler ile multikanal dijital surround ses sistemi olağanüstü bir gerçeklik duygusu yaratıyor. Stadyum konserlerinin heyecanını birebir yaşatan filmde, İrlandalı babalar Bono, The Edge, Adam Clayton ve Larry Mullen Jr., sahne performanslarıyla bizleri kendilerine yeniden hayran bırakıyorlar. Meseleleri, cool bakışları ve farklı ‘sound’larıyla U2’nun bambaşka olduğunu yeniden anlıyorsunuz.

Teldeki Adam (Man On Wire)

TELDEKİ ADAM
Philippe Petit adındaki Fransız ip cambazı, 7 Ağustos 1974’te sabah saat 07:15’te, o zamanın en yüksek binaları olan New York’taki ikiz kuleler arasında gerilmiş, Manhattan sokaklarından 411 metre yükseklikteki telde gezinirken, dünya bu ‘çılgın’ adamı, 45 dakika süren ‘yüzyılın sanatsal suçunu’ konuşuyordu… Petit, resmi açılışı 1973 yılının Nisan ayında yapılan İkiz Kuleler arasında yürümeyi, henüz gökdelenlerin inşa haberini okur okumaz hayal etmeye başlamıştı. Bu amaç için yakın arkadaşları, yani suç ortaklarıyla New York’ta sekiz ay boyunca ince planlar yaptı. İkiz kulelerin sıkı güvenliğinden geçti. Üzerinde yürüyeceği teli ve ipi germek için gerekli ekipmanları binaya soktu, teli iki kulenin iki çatısına ulaştırdı, kulelerin sallanma durumunu ve rüzgârın gücünü hesapladı. Nihayet teli gerdi ve 45 dakika sürecek şovuna başladı. Telin üzerinde yattı. Koşarak bir uçtan ötekine ulaştı… James Marsh’ın yönettiği ABD-İngiltere ortak yapımı belgesel, bu tarihi olayı, öncesini ve bu sanatsal suçu gerçekleştiren gerçek insanların günümüzdeki görüşlerini içeriyor. Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülünü, Akademi Ödülleri’nde En İyi Belgesel Oscar’ını kazanan dokümanter adını, Petit ve arkadaşlarını gözaltına alan polisin tuttuğu zabıttaki başlıktan alıyor. Yaşamı sınırlarda yaşayan olabildiğine ilginç bir adamın, tuhaf özgürlük hissinin, farklı bir yaşam tarzının, bir suçun, aslında anarşist bir bakış tarzının öyküsü olarak nitelendirilebilecek belgesel, yaşamın ta kendisi gibi. Hüzünlü, bazı anlar komik, sıra dışı, devrimci, anarşist, heyecanlı ve hepsinden öte insan denen o büyük bilinmeze dair ipuçları içeren tarihi bir belge…

Yedi Yaşam

YEDİ YAŞAM
İtalyan yönetmen Gabriele Muccino, ülkesinde yönettiği “L’Ultimo Baccio / Son Öpücük” ve “Ricordati di me / Beni Unutma” gibi oldukça etkileyici ve duygusal filmlerden sonra Hollywood’un dikkatini çekmiş ve 2006’da duygu dolu dram “The Pursuit of Happyness / Umudunu Kaybetme”nin yönetmen koltuğuna oturmuştu. Will Smith’e Oscar adaylığı getiren birliktelik, “Seven Pounds / Yedi Yaşam” ile devam ediyor. Başrolünü yine Will Smith’in üstlendiği duygu dolu romantik dram, özünde bir kefaret öyküsü. Neden olduğu trajik bir kazanın ardından kefaretini ödemek için tamamen yabancı yedi kişinin hayatını kökten değiştirmeyi kendine görev edinen kahramanımız, duyduğu vicdan azabını yok etmek ve sevgi adına, kendi canını vermeye hazırdır. Her yanı insan kokan film, alabildiğine duyarlı. Sevgiye, iyiliğe, aşka, dostluğa, fedakârlığa, sonuçta insana adanmış film, aynı zamanda bir oyunculuk gösterisi. Will Smith’in muhteşem oyununa aynı güzellikte eşlik eden yıldızlar, Rosario Dawson, Barry Pepper ve Woody Harrelson. Muccino, öykü anlatımını gayet iyi bilen bir yönetmen. Ağlatmak için değil, ilk dakikasından son dakikasına dek ifadesi zor duygularla örüldüğü için ağlatan bir film karşımızdaki. ‘İşte burada ağlayacaksınız’ diye gösteren bir yönetmen yok karşımızda. Neyi, nasıl yaptığını bilen bir usta var. İnsana, insanı anlatan iyi bir film “Yedi Yaşam”. Hayatın acımasız ve donuk koşuşturmasında, son günlerde en sevdikleriniz için neler yaptığınızı, söz gelimi, onlara sarılırken bile, karşınızdakini bütün benliğinizle kucaklayıp kucaklamadığınızı sorgulayacağınız, duygusal bir ziyafet. Kendinize bir iyilik yapın. Kısa bir süre için bile ‘iyi ve güzel hissetmek’ adına kaçırmayın lütfen.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir