Murat Erşahin ile Vizyonda Bu HaftaMehmet Güreli’nin yönettiği Gölge

Bu hafta vizyona 6 yeni film giriyor. Ama maalesef ben ikisini izleyebildim. 12 Aralıktan bu yana Ankara’dayım çünkü. 20. Uluslararası Ankara Film Festivali SİYAD jürisinde görevli olduğum için dört filmin basın gösterimlerini kaçırdım. İstanbul’a dönüşte telafi etmeye çalışacağım. Size bu satırları, iki film arasında, bir Ankara otelinde, sürekli kesilip tekrar bağlanan bir internet işkencesinin tam ortasından yazıyorum. Neredeyse kırk yaşındayım ve sinema denen o muazzam büyünün, beni her geçen gün daha fazla etkisi altına aldığını hayranlık ve şaşkınlıkla izliyorum. Festivaller, sinema yazarını ve sinemaseveri besleyen en önemli damarlardan biridir. Onlardan birinden daha sizleri selamlarken, iyi seyirler dilerim.


İzlemediğim filmler arasında “Açlık”, “Mahşerin Dört Atlısı”, “Sahtekarlar” ve “Sihiri Dağ” bulunuyor. Kırk yaşındaki İngiliz Steve McQuenn’in yazıp yönettiği ilk film olan “Açlık / Hunger”, 2008’in en önemli filmleri arasında gösteriliyor. Yaşanmış gerçeklerden beyazperdeye uyarlanan film, 1981’de bir IRA üyesi olan ve açlık grevine giren İrlandalı Boby Sands’in altı haftalık yaşamını, etkileyici biçimde yansıtıyor. Cannes’de ilk filmlere verilen Altın Kamera dahil, çeşitli festivallerden toplam 27 ödül kazanan filmin başrolünü, Alman aktör Michael Fassbender üstlenmiş. Tony Gilroy’un yönettiği ve başrollerini Cliwe Owen ile Julia Roberts’ın paylaştıkları Sahtekârlar / Duplicity”, başrolde Dennis Quaid’i izleyeceğimiz gerilim-dram Mahşerin Dört Atlısı / The Horsemen” ve yediden yetmişe herkese seslenen Sihirli Dağ / Race to Witch Mountain” izleme şansı bulamadığım dört yeni film. “Şampiyon / The Wrestler” ve “Gölge” ise, daha önce festivaller aracılığıyla izlediğim ve bu hafta sizlere ayrıntılı olarak bahsedeceğim iki film.

Güreşçi

ŞAMPİYON
Randy ‘The Ram’ Robinson, profesyonel bir güreşçidir. Atık yaşı ilerlemiş, sağlık sorunları artmıştır. Emeklilik günleri, okul ve müsamere salonlarında dövüşerek geçmektedir. Mutsuzdur, özel hayatında başarısızdır ve kızıyla arasında uçurumlar, tarifi zor boşluklar vardır. Bir karşılaşma esnasında kalp krizi geçirince, doktoru bir daha güreşmemesi gerektiğini söyler. Yaşamak için, gündelik hayata dair hiç bilmediği işlere girip çıkarken, aralarında özel bir duygusallık olan kucak dansçısı, striptizci Cassidy ve yıllardır ihmal ettiği kızıyla birlikte hayata tutunmaya çalışır. Ancak bir süre sonra ringe geri dönmeye karar verir. Çünkü güreşmek, onun için aşk, acı ve zafer demektir. Yani, yaşamak… “Pi”, “Requiem for a Dream / Bir Rüya İçin Ağıt” ve “The Fountain / Kaynak” gibi kült olarak nitelenen filmlerin yönetmeni Darren Aronofsky imzalı filmde başrolü, beyazperdeye görkemli bir dönüş gerçekleştiren 80’li yılların karizmatik ismi, usta aktör Mickey Rourke üstleniyor. Marisa Tomei ve Evan Rachel Wood, sorunlu günler geçiren Rourke’a muhteşem geri dönüşünde eşlik eden ünlü isimler. Rourke’a Altın Küre kazandıran film, iki dalda Oscar adayı olmuş ve toplam 30 ödül elde etmişti. Duygusal, gerçek, acı ve hüzün dolu ‘hoş’ bir sürpriz.

GÖLGE
Çok yönlü sanatçı Mehmet Güreli’nin, İstanbul festivalinde kaçırdığım ve ilk olarak geçtiğimiz yıl içinde Adana Altın Koza Film Festivali’nde izlediğim filmi “Gölge”, kimi yanlarıyla önemli bir film. Bir kere, son derece zarif. Mehmet Güreli, çok zor bir işe soyunmuş. Claude Chabrol tarzındaki kara film denemesi, ilk uzun metrajında Güreli adına takdirle karşılanmalı. ‘En İyi Sanat Yönetimi’ ve Serkan Ercan ile ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ödüllerine sahip Peyami Safa uyarlaması, (ustanın “Selma ve Gölgesi” adlı romanından) bence sinemamızda boş duran bir rafı süsleyecek. Özenli kurgusu, sanat yönetimi, oyuncuları, anlatımı ve atmosferiyle sınıfı geçmiş olgun bir film bu.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir