Murat Erşahin ile Vizyonda Bu HaftaWatchmen

Bu haftanın film sayısı 6. Dikkati çekenler ise kuşkusuz farklı bir çizgi romanın farklı bir uyarlaması olan “Watchmen” ile Clint Eastwood’un yönettiği ve başrolü üstlendiği “Gran Torino”. Keyifli seyirler.

YAŞAM ARSIZI
Anne-babalarının bir trafik kazasında ölmelerine tanık olmalarıyla yaşamları mahvolan üç kız kardeşin gerçek öyküsü. Bu feci olay, iki küçük kız kardeşin akıl sağlıklarını tamamen bozarken ablaları, iki çocuğu ve alkolik kocasıyla kardeşlerine bakmak zorunda kalır. Gece kulüplerinde çalışır ve sonunda kız kardeşleriyle çocukları arasında bir seçim yapmak durumunda bulur kendini. Film, bu kadınların çektiği eziyeti görmezden gelen acımasız düzen, iki şizofren kız kardeş ve pişmanlık, aşağılanma, çelişkiler ve tarifsiz acılar içinde yaşam mücadelesi veren ablaları üzerine. Yasemin Alkaya’nın yönettiği belgeselde Alkaya’ya, gerçek hayatlarını perdeye yansıtan üç kız kardeş, Elif, Aysun ve Funda Çağlayan eşlik ediyorlar. 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen belgesel beğeni ile karşılanmıştı.

GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
Küçük çapta üç kağıtçılıklarla hayata tutunmaya çalışan Ali, eşini kaybetmiş dürüst asker emeklisi Recep ve üniversite mezunu olup, fahişelik yapan Nilgün’ün yolları aynı apartmanda kesişir. Bu üç farklı insan, dışarıdaki zorlu ve acımasız hayata karşı birbirlerine tutunmayı seçerler. Sinemaya, televizyondan, dizi sektöründen geçen Raşit Çelikezer, başta ‘Çocuklar Duymasın’ olmak üzere popüler TV dizilerini yönetmişti. Erden Kıral’ın yeni filmi “Vicdan”ın senaristi olan Çelikezer’in beyazperdedeki ilk yönetmenlik denemesi “Gökten Üç Elma Düştü”de başrolleri Köksal Engür, Bennu Yıldırımlar ve İsmail Hacıoğlu üstleniyor. Senaryosu da Çelikezer’a ait olan film, Bursa İpek Yolu Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini almıştı. TV filmi formatıyla çekildiği ve yapılandırıldığı hissi uyandıran film, üzerimde ne yazık ki bir ‘sinema büyüsü etkisi’ yaratmadı. Ama son karar sizlere ait.

WATCHMENWatchmen
“300” ile ciddiyetini ispatlayan Zack Snyder, devler liginde kalıcı olduğunu “Watchmen” ile duyuruyor. Alan Moore ve Dave Gibbons’un çizgi roman dünyasına karanlık biçimde yaklaşarak, süper kahraman mitini alaşağı ettikleri eserleri Zack Snyder imzasıyla beyazperdede. Enfes uyarlama, farklı bir ruhla kotarılmış. Yapım tasarımı, daha başlangıç jeneriklerinde Bob Dylan’ın ünlü şarkısı ‘The Times They Are A’Changin’ eşliğinde izleyeceğimiz ‘şey’ hakkında bilgi veriyor bize. lLeonard Cohen, Janis Joplin, Simon and Garfunkel ve Jimi Hendrix eşliğinde yaratılmış başka bir evrendeyiz. 80’lerin ortalarında başkan halen Nixon. Kissinger, dış işleri bakanlığına devam ediyor. Toplumsal değişim farklı açılımlarla sürüyor. Halk ve devlet, nükleer savaş paranoyası yaşamakta. Doctor Manhattan, Rorscach, Ozymandias, Nite Owl, Silk Spectre II ve daha açılış sahnesinde öldürülerek, tekinsiz bir dünyaya adım atmamızı sağlayan The Comedian, gerçek hayattaki kimlikleri ve süper kahramanlıklarıyla bizi kara bir çağa davet ediyorlar. En korkak, en kötü, en zayıf halleriyle süper kahramanlar, en büyük kahramanın, zaafları, kusurları ve yetenekleriyle sıradan insan olduğunun altını çiziyorlar. İnandığı ve yaşadığı doğrulardan ödün vermemek adına, yok olmak pahasına hayatından vazgeçen bir süper kahramanın trajedisi belki de izlediğimiz. 163 dakikalık süresiyle her babayiğit izleyiciye göre olmayan, ama onları yüzde yüz sinema izlemeleri için zorlayan film, sinemanın geldiği yere işaret etmesi bakımından kaçırılmaması gerekli yeni bir deneyim. Başarıyla uyarlanan öyküsü, yönetimi, çok şık yapım tasarımı, Billy Crudup, Malin Akerman, Patrick Wilson, Jackie Earle Haley, Jeefrey Dean Morgan, Matthew Goode gibi iyi ama yıldız olmayan yetenekli oyuncuların müthiş performansları, filmi unutulmaz kılıyor. Sinemanın büyüsünü damarlarınızda hissedeceksiniz.

GRAN TORINO

Gran Torino

Clint Eastwood, yine döktürmüş. Baba yönetmen, ne söylediğini bilen, dokunaklı filmi “Gran Torino”da, başrolü de üstleniyor. Polonya asıllı Kore gazisi Walt Kowalski, karısını henüz kaybetmiş. Çocukları ve torunlarıyla arasında uçurumlar var. Yıllarca Ford fabrikasında çalışıp emekli olmuş orta sınıf bir Amerikalı o. 1972 model Gran Torino’su, hayatla bağlantı kurduğu tek şey belki de. Ölüm ile yaşamın ne olduğunu gerçekten bilen ama uzun süreler önce ölmüş, ölümü seçmiş biri o. Son nefesini vermeden önce, kendini suçlu bulduğu bütün o ‘şeylerin’ kefaretini ödemek zorunda. Sanayi bölgesi Michigan’ın tek renk atmosferinde, komşusu olan bir Hmong ailesiyle yakınlaşıyor. Onların da yine bir Hmong çetesiyle başı dertte. (Hmong’lar, Laos, Vietnam, Tayland ve Asya’nın diğer bölgelerinden toplam 18 klanın oluşturduğu etnik bir kabile. Vietnam Savaşı’nın ardından ABD’ye göçmek zorunda kalmışlar.) Walt Kowalski, hayatının son virajında kendine yakın hissettiği insanlar için kolları sıvıyor. Belki de ölüm ve yaşamla ödeşmesi için son şansı bu. Her şeyi, bilerek yapılmış, oldukça incelikli ve insan kokan bir film “Gran Torino”. Senaryosu didaktik, ayrımcı, acemi boşluklarla yüklü gibi eleştirilerle ilgisi olmayan, çok usta işi bir film bence Eastwood’unki. Hele, oğluyla birlikte yazıp ses verdiği, filmle aynı adı taşıyan enfes şarkıyı filmin son jenerikleri akarken arkanıza yaslanıp dinlerken, tarifi zor duygular uyanıyor içinizde… Sizin de bir ‘Gran Torino’nuz vardır elbet. Ve akıp giden hayatta herkes gibi yol alırsınız.

CÜCELER DEVLERE KARŞI: GİZLİ ODA
Genç cüce Junior’u en çok mutlu eden şey, ağaç evindeki laboratuarında ufak tefek icatlar üzerine çalışmaktır. Babası ise ormandaki cücelerin başıdır. Babası, oğlunun kendisi gibi olmasını ve ileride onun yerine geçerek liderlik etmesini istemektedir. Oysa, Junior ve en iyi arkadaşı olan karga Sneaky’yi destansı bir macera beklemektedir. Görsel efekt uzmanı Robert Rhodin’in ilk yönetmenliği olan sevimli animasyon, “Harry Potter” ve “Yüzüklerin Efendisi”ne öykünmüş. İsveç yapımı animasyonun Türkçe seslendirmesinde Okan Yalabık ve Mazlum Kiper görev almışlar.

SIRADAN BİR GÜNDÜ
Frank A. Cappello’nun 12 yıl aradan sonra yazıp yönettiği dram ağırlıklı kara filmi, potansiyel katillikten kahramanlığa terfi eden sıradan bir memurun öyküsü. Şimdiye dek beyazperdeye yansıyan imajından hayli farklı bir halde izleyeceğimiz Christian Slater’ın başarılı başrol performansına, usta aktör William H. Macy ve güzel aktris Elisha Cuthbert eşlik ediyorlar. Karanlık öykü, aynı zamanda bir sistem eleştirisi.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir