
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı “eşsiz” kılar.
18 Haz
Hayal Et Kitap tarafından ilk öykü kitabı “Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı” yayımlanan SİYAD üyesi sinema yazarı Murat Erşahin Tersninja.com’un sorularını yanıtladı. Erşahin’le yalnızca kitabı değil, sinema yazarlığı müessesesi üstüne de konuştuk.
‘Evde’, ‘Sokakta’, ‘Hem Evde Hem Sokakta’, ‘Yersiz’ ve ‘Sinema Öyküleri’ adlı bölümlerden oluşan kitapta 43 öykü yer alıyor. İçinde nefes alıp verdiğimiz ‘an’a ve gündelik hayata dair ayrıntılardan oluşan öyküler, 1987-2000 tarihleri arasında yazılmış. Erşahin, hayattaki en büyük amacının kirlenmemek olduğunu, kitabında yer alan öykülerin henüz üzerine toz bile konmadığı son derece naif bir dönemde yazıldığını belirtip, yazılarında hep samimiyetin izini sürdüğünü söylüyor. Yayımlanmaya hazır birçok öykü ve roman dosyası arasından ‘insan acemiliği’ kokan bu ‘ilk öyküleri’ seçtiği için çok mutlu. Çünkü bu, onun ilk kitabı…
Kitabınızın sinema ile olan ilişkisinden bahseder misiniz biraz… Tam amlamıyla bir sinema kitabı değil bu ama sinemadan bağımsız da değil gördüğüm kadarıyla…
Evet… Bir sinema kitabı değil. Ama sinemayla oldukça ilintili. Aslında bilindiği üzere edebiyat ve sinemanın ilişkisi çok yakın. Kitapları ve filmleri çok seven, onlarla birlikte büyümüş biri olarak ben de doğal olarak yazılarımda sinemaya ağırlıkla yer veriyorum. Edebiyat ve sinema, nefes alıp vermemin bir kanıtı sanki.
Uzun bir süreçte oluştuğu anlaşılıyor kitabın sanki…
Evet… Kitap, 1987-2000 yılları arasında yazdıklarımdan oluşuyor. Bunlara 2000’den sonraki dönem adına birkaç oluş ekledim. Düzeltme, üzerinden geçme, güncelleme gereği duymadım asla. Bunlar, benimle birlikte şekillenen yazılardı çünkü. Naifti, çok amatördü. Ama o zamanlar ben de öyleydim. Bu ilk öykü kitabım. O yüzden içinde nispeten yeni yazdıklarım değil, en çok sevdiklerim, o ilk öyküler var.
Sinema yazarlığı üstüne konuşalım biraz. Adı üstünde: sinema ve yazar. Öncelikle sinemayı iyi bilmelisiniz. Ama yalnızca sinemayı bilmekle olmuyor, yazarlığın hakkını da vermeli, gereklerini yerine getirebilmelisiniz. Bu işi yapmak isteyenler tarafından da, kimi sinema yazarları tarafından da es geçiliyor bu nokta gibi geliyor bana. Hoş, bu sorun medyamızda yalnızca sinema konusunda değil, başta spor olmak üzere pek çok dalda da mevcut. Edebi bir eser dünyaya getirmiş çiçeği burnunda bir yazar olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Çok haklısınız. Sinema ve yazın… Ciddi şeyler. Bir kişinin kendisine, ‘ben sinema yazarıyım’ demesi daha da ciddi. Ben çerçeveyi biraz daha genişletiyorum. Bence, bir sinema yazarının iyi yazabilmek dışında, psikolojiden, sanat tarihinden, felsefeden, çokça sosyolojiden, tarihten, siyaset biliminden, ekonomiden, plastik sanatlardan, matematikten, gastronomiden, ne bileyim hemen her şeyden az veya çok –tercihen çok- anlaması, anlamaya çalışması, gayret etmesi gerekiyor. Eline kalemi alıp, üç beş film seyrettikten sonra, ben sinema yazarıyım, spor yazarıyım, şu bu yazarıyım diyerek ortaya çıkmak abesle iştigal etmek anlamına geliyor. Özellikle bizim sinema yazınında çok dikkat edilmesi gereken bir durum bu. İyi yazar, kötü yazarı kovamıyor. Vahşi kapitalizmde, her şeyin hemen tüketildiği, pencereden dışarıda büyük bir sığlığın olduğu günümüzde; daha doğrusu yaşadığımız yerde, maalesef, hemen her iş için geçerli bu… İş verenler, işe alanlar ve bu konudaki erk sahiplerinin çok dikkatli, seçici ve adil olmaları gerekiyor.
Film seyretmek kadar okumak da önemli değil mi bir sinema yazarı için?
Okumak tabii ki çok önemli. Herkes için… Özellikle yazı yazanlar ve bir sinema yazarı için olmazsa olmaz bir eylem okumak. Sadece okumak da değil, biriktirmek, not düşmek, araştırmak. Okunulan her ne ise, onu anlayabilmek.
Peki ikisinden birini seçmeniz gerekse… Filmler mi kitaplar mı?
Böyle bir seçimi yapmam inanın mümkün değil. İkisi birden. “Sophie’nin Seçimi” gibi bir durumda kalırım yalandan bir cevap verecek olsam.
Edebiyatla ilgili başka projeleriniz, planlarınız, çalışmalarınız var mı?
Edebiyatla ilgili birçok projem var. Yayıma hazır iki roman, bir öykü, iki adet de sinema üzerine yazdıklarımı barındıran dosyam var. Bekliyor. Uygun zamanı bekliyorum sanırım. Bir de, imkân meselesi. Olanaklı anı değerlendirmek. Dileğim o ki, bu kitap diğerlerine güvenli bir yol açar.
Sinema yazarı Murat Erşahin’i Tersninja dışında nerelerden takip edebiliriz?
Murat Erşahin’i, Tersninja.com dışında, aylık dergilerden, Sinema Dergisinden, (bu dergide, gündeme ait yazılar ve dvd yazıları dışında ‘Sinemadan Çıkmış İnsan’ adında çok sevdiğim bir köşe hazırlıyorum) Digitürk dergiden, sinema.com’dan ve TRT FM’den takip edebilirsiniz. Her Çarşamba gecesi saat 12-01.30 arası belli bir saatte, orada sinema programı hazırlayıp sunuyorum.
Okurlarımıza üç film ve bunları seyretmeleri için iyi birer sebep söyler misiniz?
Üç film söylemek çok zor. Bunların sebeplerini de… O kadar çok film var ki. Fakat şunu söyleyebilirim: Chaplin, Antonioni, Bergman, Renoir, Visconti, Kurosawa, Lean, Dreyer, Sirk, Polanski, Kieslowski, Bertolucci, Leone, Wajda, Rohmer, Chabrol, Peckinpah, Spielberg, Losey, Welles, Hitchcock, Tarkovski, Kubrick, Scola, Scorsese, De Sica, Ozu, Allen, Fellini, Truffaut, Godard, Fassbinder, Sokurov, Eastwood, Cuaron, Wenders, Reygades ve burada bir çırpıda sayamadığım daha birçok usta sinemacı. Söyleyeceğim sebep ise ortak: Bu isimlerin hepsi yüzde yüz sinema yapmışlar veya halen yapıyorlar. Okurların, eğer sinema ile ‘ilgililerse’ bütün bu isimleri izlemeleri, (daha unuttuğumuz birçok isimle beraber) hoşlandıkları yönetmen ve türün üzerine gitmeleri, kendi sinemalarını bulmaları gerekmekte. Bildiğiniz gibi sinema çok zahmetli, vakit ve emek gerektiren uçsuz bucaksız bir sanat dalı. Yedinci sanat. Hayat kısa sanat uzun biliyorsunuz…
Aynısını üç kitap için istiyorum sizden?
Üç kitap saymak da yukarıdaki nedenlerle mümkün gözükmüyor. Ama bu kez en az dört beş kitap adı söylemek isterim: Körleşme (Elias Canetti), Malte Laurids Brigge’nin Notları (Rainer Maria Rilke), Aylak Adam (Yusuf Atılgan), Tutunamayanlar (Oğuz Atay), Huzur (Ahmet Hamdi Tanpınar). Ve tabii ki bütün bir Nazım Hikmet, Kafka, Dostoyevski, Proust, Bilge Karasu, Tezer Özlü, Saramago, Robert Musil, Boris Vian, Thomas Bernhard, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sait Faik külliyatı… Görüyorsunuz, üç, beş madde sıralayamıyorum ben. Bu zaafım, sıralama kültürü kuşağından olmayışımdan kaynaklanıyor. Genel anlamda izlemek ve okumak adına aklıma gelen en iyi sebep şu: Yaşıyor olduğumuz gerçeği… Yaşamak; fark etmek, görmek ve anlamaya çalışmayı gerektirir. Bir de şunu söylemem gerekli… Okuyup, izledikçe acı bir şekilde şunu fark ediyorsunuz: Yalnızlaşıyorsunuz ve yaşadığınız yer, başka bir yerin cehennemi olmalı… Ama ne var ki, adımız insan…

6 yorum var for "Murat Erşahin: “İyi yazar, kötü yazarı kovamıyor maalesef.”"
Birkaç soru sorabilir miyim?
1-Tersninja da “vizyonda bu hafta ” yazılarını sürekli takip ettiğim Murat Erşahin’in kitabını mutlaka okumak isterim. Biz taşrada yaşayanlar nasıl edinebilirler bu kitabı acaba? Hesap numarasına havale yaparsak kargo ile gönderilebilir mi?
2- Yıllardır sinemanın sıkı takipçisi olduğum halde, sinemada kendi türümün ne olduğunu halen bilemiyorum
Hepsini seviyorum:))Galiba yıllardır sadece gittim, seyrettim ve acayip keyif aldım. Galiba yönetmenleri takip etmedim.
Şimdi nereden başlıyayım sinemada daha derinleşmek için sizce? Üstelik de film bitince hemen çıkmam sinemadan, nerdeyse son yazılara kadar otururum emeğe saygı babından ve biraz daha sindirmek için seyretmenin keyfini…
Hımm.. Bu yazı bir çesit Güzin ablanın sinema versiyonu oldu galiba… Yanıt alabilirsem sevinirim
bu kitabı ben de çok merak ediyorum.kitapçıda bulamadım.daha satışa sunulmadı mı acaba?
Sinema yazarı olarak, okuduğum, sevdiğim ve beğendiğim Murat’ın hikaye kitabını okuyunca gözümde o kadar büyüdü ki ona sinemasal bir ad veriyorum: “Küçük Dev Adam”. Tebrik ederim Murat, ellerine sağlık. Diğer kitaplarını heyecanla bekliyoruz.
Küçük bir taşra kasabasında yaşıyorum aslında. Bugün son anda çıkan bir iş gereği İstanbul’dayım.
Görüşmem iyi geçti. Kasabama ve büroma geri dönüyorken cep telefonum çalıyor. Bugün mutlaka elime geçmesi gereken paketin dün İstanbul’dan kargoya verilmediğini öğreniyorum. İnanılmaz bir ihmalkarlık… Nedense öfkelenmiyorum… Eğer o paket elime ulaşmazsa yarınki tüm planlarımın altüst olacağını biliyorum. Gene de sakinim… Telefondaki ses özür üstüne özür diliyor ve nasıl telafi edebileceğini soruyor.
-Dert etmeyin, diyorum. Şans eseri bugün İstanbul’dayım. İkea ya çok yakınım. Eğer oraya bir kurye ile gönderebilirseniz, bekleyebilirim. Telefondaki minnet dolu ses derhal göndereceğini söylüyor.
Aslında İstanbul’a gelirken aklımda, İkea- Meydan daki kitapçıya uğrayıp Murat Erşahin’in “Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı “ kitabını sormak vardı. Ancak işimi bitirir bitirmez kasabamdaki işime dönmek zorundaydım. Her hafta mutlaka tersninja’daki “Vizyonda bu hafta” yazılarını takip ettiğim Murat Erşahin’in bu ilk kitabının yayımlandığını tersninja’da okuduğum günden beri, her hafta bir gün mutlaka geldiğim İstanbul’daki kitapçılara sormuştum. Üç hafta üst üste uğradığım kitapçıdaki çocuk, her seferinde bilgisayarda kitabın yayımlandığını görüyor ama henüz dağıtımın kendilerine ulaşmadığını söylüyordu. Adımı ve telefonumu almış, kitap ellerine ulaşır ulaşmaz arayacağını söylemişti .
Kitapçıya girdim. Çocuk beni gördü. Mahçup. Kitap gelmiş. Bugün aslında beni arayacakmış .
Hiç dert değil. Gelmiş ya… Yaşasın! Kaç haftadır peşindeyim. Kitabı elime nadide bir mücevher gibi alıyorum. Normal boyutlarda bir kitap değil. Neredeyse A4 kağıdı kadar. Siyah bir fon üzerindeki ön kapakta, bir adamın elleri, tahta bir el tutuyor. Neden insan eli degil de, sanki Pinokyo’ya ait olabilecek bir tahta el tasarlanmış acaba? Böyle bir kapak, yazarın mı ,yayımcının mı fikri merak ediyorum.
Murat Erşahin,adam,ve kelimeleri daha küçük, beyaz; mutsuz,orta yaşlıydı kelimeleri daha büyük, kırmızı yazılmış. Asıl vurgu mutsuzluk ve orta yaşlılık üzerine olmalı… Kapağı çeviriyorum. Hayal et kitap yazıyor.Şahane bir yayımcı adı diye düşünüyorum.Sadece adı sebebiyle bu yayımcıyla çalışılabilir…
Hızlıca yazarın öz geçmişini okuyorum. 1970 doğumlu. Benden ne kadar da küçük…Tersninja’daki söyleşisinde, kitapta yer alan öykülerin,yazarın 1987-2000 yılları arasındaki yazıları olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. Demek ki yazar,üç ile başlayan ,”genç olmak için yaşlı,yaşlı olmak için genç olma”sıkıntısı veren duygularla kaleme almış bu öyküleri… Zaten “insan acemiliği “kokan ilk öyküleriymiş yazarın…Öyle diyordu terninja daki söyleşisinde… Özgeçmişteki SİYAD Haysiyet Kurulu üyesi cümlesine takılıyorum… Ne yapar acaba haysiyet kurulu üyesi bunu da merak ediyorum…
Kızım Öykü için… Yazar kitabı kızına ithaf etmiş. Ne güzel!Neler hatırlattı bana Öykü adı…
Kardeşim bana arada Öykü der. Tanıdığım herkesin hayatına bir şekilde dokunduğumu düşünür ve herkesin öyküsünde sen varsın Öykü Abla der. Ben de ona “ Sen de Öykü’nün kardeşi Şiir’sin” derim. Romantik balık burcu, şiir yazan,şiir okuyan,şiir seven kardeşim benim…
Şimdi de acaba yazarın, kızı Öykü’ye,Şiir adında bir kardeş müjdeleme düşüncesi var mı diye düşünüyorum. Merak ediyorum…
Kitabı kokluyorum… Taze çekilmiş, ağır ateşte pişirilmiş, dumanı tüten orta şekerli kahve kokusu hissediyorum… Kitabı satın alıyorum. Daha önce oturduğum kafeye giriyorum. Dışarda,kalabalıkta oturmayacağım. İçeride , en ücra köşede oturuyorum. Garson ne istediğimi soruyor ve cevap vermemi beklemeden cappuccino ile birlikte kek özel servisleri olduğunu söylüyor.
- Yooo! diyorum. Bana bir orta şekerli kahve,lütfen.
Çünkü orta şekerli kahve yazarın en çok sevdiği şeylerden biri. Öz geçmişte öyle yazıyor…Benimki ise şekerli kahve…Olsun…Bu kez yazarın sevdiği gibi içeceğim.
Keşke kurye gecikse diye düşünüyorum. Geldiğinde yola koyulmam lazım… Oysa şimdi kitabın “içindekiler” ine geldim. Beş bölümden oluşan kitabın, “Evde” bölümündeki öykülerinden başlıyorum. Kahvem geldi… Yazara biraz kızgınım aslında… Benden çok küçük, mutsuz ve orta yaşlı… Üstelik bu öyküler bu yaşından on yıl daha öncesine ait …Hımm… Okumaya devam ediyorum…Orta şekerli kahvemden bir yudum daha alıyorum…Okudukça kızgınlığım geçiyor… Çünkü yazarın bu öyküleri yazdığı yaşlardaki duygularımı hatırlıyorum… Canım bir sigara istiyor… Bende yok. Yerimden kalkıyorum. Çok normalmişcesine kafenin girişinde oturan gençten bir sigara istiyorum … Veriyor…Yazarın “Sinema” adlı öyküsü, oturduğum şehrin büyük bir alışveriş merkezindeki o güzelim kitapçının kapatılarak yerine banka açılacağını öğrendiğim günkü duygularımı hatırlatıyor bana…Nasıl da öfkelenip, kitap kolilerine oturup ağlamıştım… Günlerce mutsuz dolaşmış,önüme gelene anlatmıştım kitapların yerini, paralar aldı diyerek…Sanki tepki alamamıştım insanlardan istediğim kadar da kendimi mutsuz,yanlız ve orta yaşlı bir kadın gibi hissetmiştim…
Telefonum çalıyor… Kurye gelmiş… Kalkmalıyım… Kitabı göğsüme bastırıyorum… Kahve ile birlikte sigara kokusu hissediyorum bu kez… Kitabın devamında ise patlamış mısır kokusu alacagım… Biliyorum…Çünkü yazar bir film eleştirmeni… Kitabın devamını ve öykülerinin bana daha neler hissettireceğini çok ama çok merak ediyorum…
Ne kadar samimi ve yalın anlatmışsınız duygularınızı.. Kitabı okumadım ama size hissetttirdikleri cok duygulandırdı beni. Sanki ben de sizinle oralarda kitabı bulduğuma sevindim..burnuma kahve kokusu geldi ve bir sigara tellendirdim..Bu sayede kitabi da bulup okumam kaçınılmaz oldu artık. Bundan sonra her kitap için samimi deyişlerinizi bekliyeceğim. Ve dilerim bu minval üzre yazmaya.. yazılarınızı hikayeleştirmeye..kurgulamaya başlarsınız.
Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı” kitabını okurken, her öykünün sonunda hangi tarihte yazıldığını bilmek istedim…
Bu yazıya yorum ekle