murat erşahin kitapMurat Erşahin’le Vizyonda Bu Hafta (13 Haziran Cuma)

Hayal Et Kitap tarafından ilk öykü kitabı “Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı” yayımlanan SİYAD üyesi sinema yazarı Murat Erşahin Tersninja.com’un sorularını yanıtladı. Erşahin’le yalnızca kitabı değil, sinema yazarlığı müessesesi üstüne de konuştuk.

‘Evde’, ‘Sokakta’, ‘Hem Evde Hem Sokakta’, ‘Yersiz’ ve ‘Sinema Öyküleri’ adlı bölümlerden oluşan kitapta 43 öykü yer alıyor. İçinde nefes alıp verdiğimiz ‘an’a ve gündelik hayata dair ayrıntılardan oluşan öyküler, 1987-2000 tarihleri arasında yazılmış. Erşahin, hayattaki en büyük amacının kirlenmemek olduğunu, kitabında yer alan öykülerin henüz üzerine toz bile konmadığı son derece naif bir dönemde yazıldığını belirtip, yazılarında hep samimiyetin izini sürdüğünü söylüyor. Yayımlanmaya hazır birçok öykü ve roman dosyası arasından ‘insan acemiliği’ kokan bu ‘ilk öyküleri’ seçtiği için çok mutlu. Çünkü bu, onun ilk kitabı…

Kitabınızın sinema ile olan ilişkisinden bahseder misiniz biraz… Tam amlamıyla bir sinema kitabı değil bu ama sinemadan bağımsız da değil gördüğüm kadarıyla…
Evet… Bir sinema kitabı değil. Ama sinemayla oldukça ilintili. Aslında bilindiği üzere edebiyat ve sinemanın ilişkisi çok yakın. Kitapları ve filmleri çok seven, onlarla birlikte büyümüş biri olarak ben de doğal olarak yazılarımda sinemaya ağırlıkla yer veriyorum. Edebiyat ve sinema, nefes alıp vermemin bir kanıtı sanki.

Uzun bir süreçte oluştuğu anlaşılıyor kitabın sanki…
Evet… Kitap, 1987-2000 yılları arasında yazdıklarımdan oluşuyor. Bunlara 2000’den sonraki dönem adına birkaç oluş ekledim. Düzeltme, üzerinden geçme, güncelleme gereği duymadım asla. Bunlar, benimle birlikte şekillenen yazılardı çünkü. Naifti, çok amatördü. Ama o zamanlar ben de öyleydim. Bu ilk öykü kitabım. O yüzden içinde nispeten yeni yazdıklarım değil, en çok sevdiklerim, o ilk öyküler var.

Sinema yazarlığı üstüne konuşalım biraz. Adı üstünde: sinema ve yazar. Öncelikle sinemayı iyi bilmelisiniz. Ama yalnızca sinemayı bilmekle olmuyor, yazarlığın hakkını da vermeli, gereklerini yerine getirebilmelisiniz. Bu işi yapmak isteyenler tarafından da, kimi sinema yazarları tarafından da es geçiliyor bu nokta gibi geliyor bana. Hoş, bu sorun medyamızda yalnızca sinema konusunda değil, başta spor olmak üzere pek çok dalda da mevcut. Edebi bir eser dünyaya getirmiş çiçeği burnunda bir yazar olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Çok haklısınız. Sinema ve yazın… Ciddi şeyler. Bir kişinin kendisine, ‘ben sinema yazarıyım’ demesi daha da ciddi. Ben çerçeveyi biraz daha genişletiyorum. Bence, bir sinema yazarının iyi yazabilmek dışında, psikolojiden, sanat tarihinden, felsefeden, çokça sosyolojiden, tarihten, siyaset biliminden, ekonomiden, plastik sanatlardan, matematikten, gastronomiden, ne bileyim hemen her şeyden az veya çok –tercihen çok- anlaması, anlamaya çalışması, gayret etmesi gerekiyor. Eline kalemi alıp, üç beş film seyrettikten sonra, ben sinema yazarıyım, spor yazarıyım, şu bu yazarıyım diyerek ortaya çıkmak abesle iştigal etmek anlamına geliyor. Özellikle bizim sinema yazınında çok dikkat edilmesi gereken bir durum bu. İyi yazar, kötü yazarı kovamıyor. Vahşi kapitalizmde, her şeyin hemen tüketildiği, pencereden dışarıda büyük bir sığlığın olduğu günümüzde; daha doğrusu yaşadığımız yerde, maalesef, hemen her iş için geçerli bu… İş verenler, işe alanlar ve bu konudaki erk sahiplerinin çok dikkatli, seçici ve adil olmaları gerekiyor.

Film seyretmek kadar okumak da önemli değil mi bir sinema yazarı için?
Okumak tabii ki çok önemli. Herkes için… Özellikle yazı yazanlar ve bir sinema yazarı için olmazsa olmaz bir eylem okumak. Sadece okumak da değil, biriktirmek, not düşmek, araştırmak. Okunulan her ne ise, onu anlayabilmek.

Peki ikisinden birini seçmeniz gerekse… Filmler mi kitaplar mı?

Böyle bir seçimi yapmam inanın mümkün değil. İkisi birden. “Sophie’nin Seçimi” gibi bir durumda kalırım yalandan bir cevap verecek olsam.

Edebiyatla ilgili başka projeleriniz, planlarınız, çalışmalarınız var mı?
Edebiyatla ilgili birçok projem var. Yayıma hazır iki roman, bir öykü, iki adet de sinema üzerine yazdıklarımı barındıran dosyam var. Bekliyor. Uygun zamanı bekliyorum sanırım. Bir de, imkân meselesi. Olanaklı anı değerlendirmek. Dileğim o ki, bu kitap diğerlerine güvenli bir yol açar.

Sinema yazarı Murat Erşahin’i Tersninja dışında nerelerden takip edebiliriz?
Murat Erşahin’i, Tersninja.com dışında, aylık dergilerden, Sinema Dergisinden, (bu dergide, gündeme ait yazılar ve dvd yazıları dışında ‘Sinemadan Çıkmış İnsan’ adında çok sevdiğim bir köşe hazırlıyorum) Digitürk dergiden, sinema.com’dan ve TRT FM’den takip edebilirsiniz. Her Çarşamba gecesi saat 12-01.30 arası belli bir saatte, orada sinema programı hazırlayıp sunuyorum.

Okurlarımıza üç film ve bunları seyretmeleri için iyi birer sebep söyler misiniz?
Üç film söylemek çok zor. Bunların sebeplerini de… O kadar çok film var ki. Fakat şunu söyleyebilirim: Chaplin, Antonioni, Bergman, Renoir, Visconti, Kurosawa, Lean, Dreyer, Sirk, Polanski, Kieslowski, Bertolucci, Leone, Wajda, Rohmer, Chabrol, Peckinpah, Spielberg, Losey, Welles, Hitchcock, Tarkovski, Kubrick, Scola, Scorsese, De Sica, Ozu, Allen, Fellini, Truffaut, Godard, Fassbinder, Sokurov, Eastwood, Cuaron, Wenders, Reygades ve burada bir çırpıda sayamadığım daha birçok usta sinemacı. Söyleyeceğim sebep ise ortak: Bu isimlerin hepsi yüzde yüz sinema yapmışlar veya halen yapıyorlar. Okurların, eğer sinema ile ‘ilgililerse’ bütün bu isimleri izlemeleri, (daha unuttuğumuz birçok isimle beraber) hoşlandıkları yönetmen ve türün üzerine gitmeleri, kendi sinemalarını bulmaları gerekmekte. Bildiğiniz gibi sinema çok zahmetli, vakit ve emek gerektiren uçsuz bucaksız bir sanat dalı. Yedinci sanat. Hayat kısa sanat uzun biliyorsunuz…

Aynısını üç kitap için istiyorum sizden?
Üç kitap saymak da yukarıdaki nedenlerle mümkün gözükmüyor. Ama bu kez en az dört beş kitap adı söylemek isterim: Körleşme (Elias Canetti), Malte Laurids Brigge’nin Notları (Rainer Maria Rilke), Aylak Adam (Yusuf Atılgan), Tutunamayanlar (Oğuz Atay), Huzur (Ahmet Hamdi Tanpınar). Ve tabii ki bütün bir Nazım Hikmet, Kafka, Dostoyevski, Proust, Bilge Karasu, Tezer Özlü, Saramago, Robert Musil, Boris Vian, Thomas Bernhard, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sait Faik külliyatı… Görüyorsunuz, üç, beş madde sıralayamıyorum ben. Bu zaafım, sıralama kültürü kuşağından olmayışımdan kaynaklanıyor. Genel anlamda izlemek ve okumak adına aklıma gelen en iyi sebep şu: Yaşıyor olduğumuz gerçeği… Yaşamak; fark etmek, görmek ve anlamaya çalışmayı gerektirir. Bir de şunu söylemem gerekli… Okuyup, izledikçe acı bir şekilde şunu fark ediyorsunuz: Yalnızlaşıyorsunuz ve yaşadığınız yer, başka bir yerin cehennemi olmalı… Ama ne var ki, adımız insan…

Share This Post