Bay Evet Jim CarreyMurat Erşahin

Bu hafta vizyonda 6 yeni film var. “Ayakta Kal”, “Alacakaranlık” ve “Bay Evet” basın gösterimi düzenlenen üç filmdi. Ön gösterimi yapılmayan haftanın diğer filmlerini, ‘size yetişsin’ diye yapım notlarından derleyerek ve araştırarak özetlemeye çalıştım. Geniş zamanlarda izledikçe önemli gördüğüm bazılarına, ufak notlar halinde yeniden değinebilirim… Hepinize iyi seyirler.

AYAKTA KAL
Yönetmenliğini Adnan Güler’in üstlendiği gençlik filminde başrolleri, Mehmet Aslan, Sinem Kobal ve Irmak Ünal paylaşıyorlar. Eski Yeşilçam filmlerinin klasik mevzusu olan fakir erkek, zengin kız aşkını, devlet lisesinde okuyan gençlerle özel okulda okuyan öğrenciler arasındaki sınıf çatışmaları çerçevesinde öyküleyen film, son derece başarısız bir yapım. Meseleye yaklaşımı, Yeşilçam naifliğinden çok uzak ve tehlikeli. Oyunculuk, anlatım ve plastiğiyle sinema filminden çok, vasatın epey altında bir TV dizisini andıran yapım, tam anlamıyla bir zaman kaybı.

KADRİ’NİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT
Kadri ve Cem birbirlerinden ayrılmayan iki iyi dosttur. Cem, çok sevdiği kız tarafından terk edilince, palyaçoluk yapan kadim dostu Kadri, arkadaşını içine düştüğü bunalımdan kurtarmak için Antalya’ya tatile götürür. Fakat Cem’in eski sevgilisi de aynı tatil köyüne yeni erkek arkadaşıyla gelince işler iyice karışır. Hollywood’da birçok örneğine rastlanan öykünün yerli yorumunda başrolleri Şafak Sezer, Alp Kırşan ve Eylem Şenkal paylaşıyorlar. Onur Tan’ın ilk yönetmenlik denemesi ismini, çok satan kitaplarıyla tanınan Susana Tamaro’nun ülkemizde “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adıyla basılan kitabının mizahi göndermesinden alıyor.

ALACAKARANLIK

Alacakaranlık (Twillight)
Amerikalı yazar Stephenie Meyer’in dört kitaptan oluşan ve otuz yedi dile çevrilerek dünya çapında otuz milyona yakın satan popüler kitabının merakla beklenen beyazperde versiyonu bu hafta ülkemizde de vizyona giriyor. Vampirlerin konu olduğu korku edebiyatını, popüler kültür, özellikle gençlik kültürü ve bolca romantizm ile birleştiren eser, bir vampir ile ölümlü bir insan arasındaki büyük aşkı bir nevi modern Romeo-Juliet şeklinde işliyor. Senaryosunu Melissa Rosenberg’in yazdığı romantik soslu fantastik gerilimi, “Thirteen”, “Lords of Dogtown” ve “The Nativity Story” adlı nitelikli filmlerle tanıdığımız Catherine Hardwicke yönetmiş. 1990 doğumlu genç ve güzel aktris Kristen Stewart ve 1986 doğumlu Robert Pattinson’un başrolü paylaştıkları popüler yapım, ülkesi ABD’de vizyona girdiği ilk gün kapalı gişe oynayarak 36 milyon dolar hasılat ede ederken, filmin şu ana dek dünya çapındaki hasılatının 250 milyon dolar civarında olduğu açıklandı. Yeniden evlenen annesinin Arizona’daki evinden, babasının yanına, Washington yakınlarındaki Forks adlı küçük kasabaya gelen Bella, burada daha önce tanıdığı hiç kimseye benzemeyen, gizemli ve yakışıklı Edward ile tanışır. Edward, ‘prensip’ olarak insan kanı içmeyen bir vampirdir. İki genç arasında önüne geçilmez bir tutku ile başlayan aşk, yeni bir vampir grubunun kasabaya gelmesiyle tehlikeli bir ölüm kalım savaşına dönüşür. Yönetimi, oyunculuğu – ki filmin iki genç başrol oyuncusu da çok çok iyiler. Özellikle vampiri canlandıran Robert Pattinson, gerçekten; bir insan değil, bir yaratık görünümüne bürünmüş. Makyajın sağladığı ‘ölü yüz’ ifadesi, aktörün iyi oyunuyla birlikte, onu başka bir canlıya dönüştürmüş.- ve teknik işçiliğiyle başarılı bir yapım. İyi vampirler, kötü vampirler, kurt adamlar ve insanlar… Alışık olmadığımız şey ise, romantizm ve klasik gençlik filmi jargonunun, karanlık bir vampir öyküsüne konu olması… Yakında devam filmi veya filmlerini izleyeceğimiz yapımın beyazperdede farklı bir seriye dönüşeceği aşikâr… Kitapları seven okuyucunun, filme verdiği tepki, gişe rakamlarına bakıldığı zaman olumlu gözüküyor. Yine de benim tercihim, kapkara, tekinsiz bir atmosferin hâkim olduğu, Transilvanya’dan çıkma Kont Dracula ile ezeli düşmanı Van Helsing’i bir araya getiren kazıklı, aynalı ve sarmısaklı vampir filmleri.

ÇILGIN DOSTLAR 2
2006 yapımı sevimli animasyon “Open Season / Çılgın Dostlar” çok beğenilince, yapımcılar devam filmine karar vermişler. Fakat doğrudan DVD olarak tasarlanmış bir devam filmi karşımızdaki. İlk filmden tanıdık karakterlerimiz Boog, Elliot ve Giselle, bu kez ev hayvanlarının korunaklı dünyasında bir maceraya atılıyorlar. Özellikle küçük seyirciler için…

İZ
2007 tarihli korku filmi, bir slasher denemesi. Yani, ‘özellikle gençleri hedef alan eli bıçaklı katil’ alt türünün bir örneği. Angela Bettis’in başrolü üstlendiği korku-gerilimin yönetmeni ise Jed Weintrob. Kanlı canlı sahnelerin daha gerçekçi görünmesi adına, film üç boyutlu olarak gerçekleştirilmiş. Cenaze levazımatçısı Ernie Bishop, bodrumundaki morga kapattığı gençleri türlü işkencelerle öldürmektedir. Joan adlı kurbanı, Bishop’u öldürüp kaçmayı başarır. Aradan 16 yıl geçer. Joan, yaşadığı kâbustan sonra ayrıldığı kasabasına geri döner ve onun gelişiyle birlikte kasabada yeni cinayetler işlenmeye başlar. Perdede daha etkileyici durduğu düşünülen 3D teknolojisinin, filmi benzer örneklerinden ayırıp ayırmadığı kararı, türün hayranlarına ait…

BAY EVETBay Evet Jim Carrey
Carl Allen, bir bankada kredi başvurularını değerlendiren ve son derece sıkıcı bir hayat süren yalnız bir adamdır. Eşinden ayrılmıştır, hayatında kimse yoktur ve en çok kullandığı kelime ‘hayır’dır. Arkadaşlarının baskısı ve bunaltan hayatı yüzünden, her şeye evet deme ilkesine dayanan bir kendi kendine yardım programına katılır. Seminerin liderinin yakın markajı sonucu ‘evet’ kelimesinin gücü açığa çıkar ve kahramanımızın hayatı beklenmedik ve olumlu biçimde değişmeye başlar. Başrolü mizah ustası Jim Carrey’nin üstlendiği komedide, yetenekli aktöre Zooey Deschanel ve usta İngiliz aktör Terence Stamp eşlik ediyorlar. Carrey’nin Korece konuştuğu sahneler öyle böyle değil… Danny Wallace’ın aynı adlı kitabından uyarlanan incelikli yapımın yönetmeni “The Break-Up / Ayrılık” adlı filmden tanıdığımız Peyton Reed. Hayatımıza yön veren o iki sihirli kelimeyi perdeye taşıyan film, kişinin yaşantısını değiştirebilmesinin sanıldığı kadar zor olmadığının altını çiziyor. ‘Evet’ mi ‘hayır’ mı ona siz karar verin. Ben, ‘evet’ diyorum…