Murat Erşahin’le Vizyonda Bu Hafta (31 Ağustos 2008)Leonardo Di Caprio - Yalanlar Üstüne

Bu hafta 4 yeni film var vizyonda. İkisi yerli. Abdullah Oğuz’un yeni filmi “Sıcak” ve Özcan Alper imzalı kaçırılmaması gerekli bir ilk film olan “Sonbahar”. Brad Anderson’un gerilim yüklü suç öyküsü “Sibirya Ekspresi” ve Ridley Scott imzalı casusluk macerası “Yalanlar Üstüne” haftanın yabancı filmleri. İyi seyirler.

YALANLAR ÜSTÜNE

Geçtiğimiz yıl çektiği “Amerikan Gangsteri”nin ardından usta yönetmen Ridley Scott, yeni filmi “Yalanlar Üstüne / Body of Lies”da, 11 Eylül sonrası kutuplaşmaya dönüşen düzende bir casusluk öyküsü anlatıyor bizlere. Başrollerini iki ünlü yıldız Leoardo DiCaprio ve Russell Crowe’un paylaştıkları aksiyon içeren casusluk dramı, basın gösterisini biz sinema yazarları ve gazetecilerle birlikte izleyen David Ignatius’un “Penetration” adlı romanından uyarlanmış. CIA ve Orta Doğu konusunda on yıl boyunca Wall Street Journal için yazılar yazan ve Washington Post’ta köşe yazarlığı yapan araştırmacı gazeteci Ignatius’un romanını senaryolaştıran isimse “Köstebek / The Departed” ile Oscar kazanan ünlü senarist William Monahan. Gizli servislerin, kimsenin kimseye güvenmediği yalanlar ve aldatmacalarla dolu dünyasında geçen film, içerdiği aksiyon ve yıldız oyuncularıyla gişeye göz kırpıyor. Roger Ferris adlı CIA ajanı, Irak’ta El Kaide benzeri bir örgütün tepesindeki adamın peşine düşmüştür. Amiri durumundaki tecrübeli ajan Ed Hoffman tarafından yönlendirilen Ferris, kendisini son derece tehlikeli bir trafiğin içinde bulur. ABD’nin Orta Doğu politikalarına muhalif duran filmlerden ayrılan yapım, ticari kaygılarla politik eleştiriden uzak durmaya çalışsa da, bir takım insancıl mesajlar vermeyi başarıyor. Sürükleyici bir Ridley Scott filmi olarak ilgiyi hak eden “Yalanlar Üstüne”, son tahlilde, usta bir yönetmenin yağ gibi akan anlatımıyla keyifle izlenebilir bir yapım olarak adlandırılabilir.

SICAK

Abdullah Oğuz’un “Mutluluk”un ardından yönettiği gerilim öğeleri içeren dramı, suç, vicdan ve kader üzerine bir öykü anlatıyor. Başrollerini Cem Özer, Hazım Körmükçü ve Ebru Akel’in paylaştıkları film, Bozcaada’da çekilmiş. Batık gemilerin enkazını çıkaran bir denizcilik firmasında çalışan Yusuf, iki aylık hamile eşi Meryem ile birlikte yeni bir batık projesi için Bozcaada’ya gelir. Çiftin karıştıkları bir trafik kazası sonucu askerden firar eden bir er ölür. Ölüyü gömüp olayı örtbas etmek isterler. Adada yaşayan dalgıç ve balıkçı Niko hayatlarına girince, işler sarpa sarar. Görüntü yönetimi, ses ve müzik gibi teknik özellikleri dışında senaryosunda bir takım problemler olan film, iki saatlik süresiyle sıkıcı olmaktan maalesef kurtulamıyor. Düzgün fiziği ve performansıyla oyuncu kadrosunda öne çıkan tek isimse Ebru Akel. Gerek Türk sinemasında gerek yurtdışında birçok örneğini izlediğimiz öykü için vasat bir seyirlik yorumunu yapmak zorundayım.

SONBAHAR
sonbahar
Özcan Alper’in ilk yönetmenlik denemesi olan “Sonbahar”, bir ilk film için son derece olgun, doğru ve yürekli. F Tipi cezaevleri, açlık grevleri arasında yıllarını geçiren Yusuf, sağlık nedenleri yüzünden tahliye edildikten sonra, memleketine, Artvin’deki dağ köyüne döner. İçerde olduğu on yıl boyunca çok şey değişmiştir. Babası ölmüş, ablası evlenip büyük kente yerleşmiş, annesi çok sevdiği çayı bile içemez olmuştur. Yaşlı annesiyle birlikte sonbaharın kışa dönüşünü izleyen Yusuf, hayatını evinden, ülkesinden uzakta, etini satarak sürdüren Gürcü Eka ile tanışır. Onunla birlikte yeniden yaşam isteği bulan genç adam, son bir sonbahar yaşamaktadır. Başrolünü Onur Saylak’ın üstlendiği film, Adana Altın Koza Film Festivali’nde ‘en iyi film’ dahil üç, uluslararası festivallerde de altı ödül kazanmış son derece iyi çekilmiş, yalın, güçlü bir yapım. Ülkede yaşanmış ve yaşanan acıları, toplumsal yaraları ajite etmeden yedirmiş öyküsüne. İnsanın ta içine işliyor. İnsancıl. Etrafı kuşatan zulüm, yalnızlık, adaletsizlik ve imkânsızlık aslında bütün dünyanın bir F tipi cezaevi olduğunu söylüyor… Bir ağıtla sona eriyor içinde devrim ateşi yanan film. Acılı ama insandan, iyilikten, güzellikten ve gelecekten yana umudunu kesmeyen bir ağıtla… Mutlaka izlemelisiniz.

SİBİRYA EKPRESİ

“Makinist” ile dikkatleri çeken Brad Anderson’un prömiyerini Sundance’da yapan filmi “Transsiberian”, gerilim yüklü bir suç öyküsü anlatıyor. Olaylar, ünlü Sibirya Ekspresiyle Çin’den Moskova’ya yolculuk eden evli ve mutsuz çift Roy ve Jessie’nin etrafında gelişiyor. Çiftin trende tanıştıkları yakışıklı İspanyol Carlos ve onun gizemli sevgilisi Abbie, ilk başta iyi birer yol arkadaşı olarak gözükseler de, ilerleyen saatler, kimsenin göründüğü gibi olmadığını gösterecektir. Yolculuk, uyuşturucu, yalan, işkence ve cinayet dolu korkutucu bir can pazarına dönüşür. Öykünün geçtiği 7865 km’lik Sibirya demiryolu, Pekin ile Moskova arasını bir haftada kat eden dünyanın en ünlü tren hatlarından biri. Jet uçakların imza attığı teknoloji ve hız çağında, unutulmaya yüz tutmuş bir yolculuğu öyküleyen film, iyi oyunculukları, klostrofobi yüklü vagonlar ve karla kaplı Sibirya’yı fon alan etkili görüntü yönetimi, ustalıklı anlatımıyla ilgiyi hak ediyor. Başrollerini Woody Harrelson, Emily Mortimer, Eduardo Noriega ve usta aktör Ben Kingsley’in üstlendikleri sürükleyici yapım, 5-20 Nisan 2008 tarihleri arasında düzenlenen 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmuştu.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir