Murat Erşahin güz sancısı

Bu hafta 5 yeni film var vizyonda. İkisi, öğrenciler için birer yarıyıl hediyesi gibi. “Inkheart”, küçüklerin yanı sıra hemen her yaşta izleyiciye seslenirken “Despero”, özellikle çocuklar için. “Largo Winch” haftanın keyifli ve sürükleyici seyirliği. İki yerli filmden “Güz Sancısı”, değindiği mesele bakımından önemli ama sinema tadı vermeyen ‘olmamış’ bir film. Yeşim Ustaoğlu imzalı “Pandora’nın Kutusu” ise, haftanın en iyisi olmakla kalmayıp, yeni sezonun en iyileri arasına girmeye aday bir film. Herkese iyi seyirler.

DESPERO
Dev yürekli minicik farenin sürükleyici macerası, dış görünümün değil, taşınan yüreğin önemini vurguluyor. “Ratatuy”la tanıştığımız mutfaktaki sevimli fareden sonra bu kez karşımızda şövalye ruhlu kahraman bir fare var. Adı: Despero. Ülkemizde Arkadaş yayınları tarafından basılan, ABD’li yazar Kate DiCamillo’nun aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan sevimli animasyonun senaryosu, “Pleasantville / Yaşamın Renkleri” ve “Seabiscuit / Zafer Yolu” filmlerinin yazarı, yönetmeni ve yapımcısı Gary Ross’a ait. Cesur bir fare olan Deapero’nun küçücük bir vücudu ama kocaman kulakları vardır. Bir fareden beklenen sıradan kurallara uymayınca yaşadığı toplumdan dışlanır ve kendisi gibi dışarıda kalmış arkadaşlarıyla birlikte, heyecan dolu bir maceraya atılır. Orijinal seslendirme kadrosunda Matthew Broderick, Dustin Hoffman ve Kevin Kline gibi ünlü isimlerin yer aldığı animasyonun Türkçe dublajında ana karakter ‘Despero’yu Tolga Çevik seslendiriyor. “Despero”, yarıyıl tatilinin başladığı bu ilk hafta sonu öğrencilere enfes bir sömestr hediyesi. Bütün çocuklara, içindeki çocukla birlikte yaşayan yetişkinlere ve türün hayranlarına önerilir.

Mürekkep Yürek

INKHEART: MÜREKKEP YÜREK
Sömestr armağanları sürüyor. Alman yazar Cornelia Funke’nin ‘Inkheart’, ‘Inkspell’ ve ‘Inkdeath’ten oluşan ‘Inkworld’ üçlemesinin ilk beyazperde uyarlaması, Türkçeye “Mürekkep Yürek” adıyla çevrilen “Inkheart”. Çok satan ünlü yazarın aynı zamanda yapımcıları arasında olduğu fantastik maceranın yönetmeni, “Güvercinin Kanatları”, “K-Pax” ve “İskelet Anahtar” gibi nitelikli filmleri imzalayan yetenekli İngiliz Iain Softley. Almanya-İngiltere-ABD ortak yapımının başrolünü “Mumya” serisinin yıldızı Brendan Fraser üstlenmiş. Öykünün kötü karakteri Capricorn’u ise “Yüzüklerin Efendisi”nin unutulmaz ‘Gollum’u Andy Serkis canlandırmış. Helen Mirren, Paul Bettany ve Jim Broadbent, kadronun diğer usta isimleri. Meggie, tıpkı babası Mo gibi bir kitap kurdudur. Mo’nun kimsede olmayan özelliği, yüksek sesle kitap okuduğu zaman, kitaptaki karakterleri gerçek dünyaya geçirebilmektir. Ancak canlanıp, kitaptan fırlayan her karaktere karşılık, gerçek hayattan biri kitabın içine girmektedir. Mo ve kızının ikinci el kitapları inceledikleri bir gün, Mo tanıdık bir kitabın içinden tanıdık sesler geldiğini duyar. Dilimize aynı, “Despero” gibi yine Arkadaş yayınları tarafından kazandırılan eserin beyazperde uyarlaması, özenli yapım tasarımı, yönetimi, oyuncu kadrosu ve ilginç öyküsüyle ilgiye değer bir seyirlik.

LARGO WINCH
Belçikalı Jean Van Hamme ve Philippe Francq tarafından yaratılıp toplam 16 albüme ulaşmış ünlü çizgi roman serisi Largo Winch, 2001’de bir TV dizisi olarak beyazperdeye uyarlanmış, ardından da bilgisayar oyunu haline gelmiş. Popüler kültür içinde kendine sağlam bir yer edinen çizgi romanın beklenen beyazperde uyarlamasının yönetmeni, 2005 tarihli “Anthony Zimmer” ile olumlu eleştiriler alan Jérôme Salle. Fransız yapımı aksiyon yüklü maceranın başrolünü, yani Largo Winch karakterini, aslen bir ‘stand-up’çı olan Almanya doğumlu Fransız vatandaşı Tomer Sisley üstlenmiş. Karizmatik aktöre, en son Vin Diesel’li bilimkurgu aksiyon “Babil M.S.”de izlediğimiz son derece çekici ve güzel aktris Mélanie Thierry’nin eşlik ettiği sürükleyici Fransız filmine, ünlü uluslararası oyuncular, İngiliz aktris Kristin Scott Thomas, usta Sırp Miki Manojlovic ve Çek Karel Roden renk katıyorlar. Çekimleri Malta, Sicilya, Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Hong Kong’da yapılan Avrupalı avantür, hoşça vakit geçirmek için ideal bir seyirlik.

güz sancısı

GÜZ SANCISI
Tomris Giritlioğlu’nun yönettiği film, tarihimizin kara bir lekesine, 6 -7 Eylül olaylarına değiniyor. 1955’te geçen yapım, bir Türk genci ile Rum kızı arasındaki imkânsız aşkı, 6 -7 Eylül olaylarını fon alarak öykülemiş. 1955’in 29 Ağustos günü başlayan Londra Konferansı, Kıbrıs’ta Türklere yönelik saldırılar artmaya başlayınca, İngiltere tarafından organize edilmiş ve Türkiye ile Yunanistan’ı karşılıklı bir oturuma davet etmişti. İstanbul Ekspres gazetesinde yayınlanan Atatürk’ün Selanik’teki evi bombalandı haberiyle galeyana gelen aşırı milliyetçiler ve onları provoke eden bir grubun oluşturduğu kalabalık, Beyoğlu sokaklarında adeta terör estirmişlerdi. Çoğunluğu Rum vatandaşlara ait olan dükkânlar ve evler talan edilmiş, birkaç saat içersinde Beyoğlu ve çevresi adeta bir savaş alanına dönmüştü. 6 Eylül’de başlayan olaylar, 7 Eylül’de ilan edilen sıkıyönetimle son bulmuş, gayrimüslimlere ait 5000’den çok işyeri, konut ve ibadethane tahrip edilmişti. Bu tarihten sonra özellikle Rumlar ülkeyi büyük ölçüde terk etmişlerdi. Tomris Giritlioğlu’nun “Suyun Öte Yanı” ve azınlıklara ekonomik alandan el çektirilen Varlık vergisini gündeme getirdiği “Salkım Hanımın Taneleri”nden yaklaşık on yıl sonra bir kez daha azınlık sorunlarına değindiği “Güz Sancısı” yine Yılmaz Karakoyunlu’nun romanından beyazperdeye uyarlanmış. Romanı senaryolaştıran isimlerse Etyen Mahçupyan ve Nilgün Öneş. Başrolleri Murat Yıldırım, Beren Saat, Okan Yalabık, Zeliha Berksoy, Belçim Erdoğan ve Tuncel Kurtiz’in paylaştıkları film için Giritlioğlu, 2002’de ön hazırlık yapmış ve oyuncu kadrosu için Emre Kınay, Uğur Polat ve Güven Hokna gibi isimleri düşünmüştü. Bütçe yetersizliği nedeniyle ertelenen proje, 2008’de hayata geçmiş oldu. Ele aldığı tarihi mesele bakımından önemli olan yapım, maalesef, sinemasal bir yapıya ve büyüye sahip değil. Daha çok, bir yerli TV filmi ve dizisi tadında olan “Güz Sancısı”, bir dönem filmi olması itibariyle sanat yönetimi ve yapım tasarımı bakımından da sınıfı geçemiyor. Filmi, çevrilmiş olması önemli iyi niyetli bir çaba ama sinema tadı vermeyen bir lise temsili veya yılsonu müsameresinden hallice bir yapım olarak niteleyebiliriz.

Pandoranın Kutusu

PANDORA’NIN KUTUSU
Yeşim Ustaoğlu, prestijli San Sebastian Film Festivali’nde ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödüllerini kazanan, yeni ve bence ‘en iyi’ filminde, mutsuzlukları ve yenilgileriyle baş etmeye çalışan, sıkışmış, tıkanmış üç kardeşin, Batı Karadeniz’de yaşayan Alzheimer hastası anneleriyle yeniden bir araya gelmelerini, yalın ve gerçekçi bir dille öykülemiş. Sıradan insanın umutsuz ve yenik güncesi aslında bu film. Sistemin, modern hayat yaftasının dayattığı yabancılaşma, yok edici yalnızlık, iletişim sorunları, ülkede artık var olmayan hayalet orta sınıfın yaşamla mücadelesi ve toplumun hücrelerine dek giren bellek kaybı, hafızasızlık… Gerçek sanat emekçisi Fransız aktris Tsilla Chelton’un müthiş oyunu, ilk sinema deneyimini başarıyla geçen ve ‘Altın Portakal’da ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünü kazanan Övül Avkıran, usta aktris Derya Alabora, Osman Sonant ve genç aktör Onur Ünsal’ın akılda kalan, iyi performansları öyküye büyük güç vermiş. Jacques Besse’nin Pandora’nın ruhunu besleyen görüntüleri ise yine çok iyi. Adını mitolojiden alan film ve meraklısı için, mitolojiye ait şu önemli noktayı; ‘Pandora’ kutuyu açtığı zaman, içinde bir tek umudun kaldığını belirtmemiz gerekli… Kaçırılmaması gerekli çok iyi bir film “Pandora’nın Kutusu”.

Share This Post