
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
29 May
![]()

Bu haftanın altı yeni filminden biri, Bollywood çıkışlı Hint yapımı bir animasyon. “Davetsiz” bir Güney Kore korku filminin yeniden çevrimi. Orijinalinin yanından geçemese bile bazı anlar sıçratmayı başarıyor. “Darbe” bir bilimkurgu. “Palermo’da Yüzleşme” ise bir Wim Wenders filmi. Birçok festivalde gösterilen film, izleyici ve eleştirmenler tarafından çok sevilmese de, unutulmaması gereken nokta karşımızdakinin bir ustanın imzasını taşıdığı. Bu yıl ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ve ‘Özgün Senaryo’ dallarında Oscar adayı olan “Donmuş Irmak” ve İngiliz yapımı “Evlilik Sınavı” ise haftanın mutlaka izlenmesi gereken iki filmi. İyi seyirler.
Romeo, bu hayatta her şeye sahiptir veya öyle olduğunu düşünmektedir. Hayat denince anladıkları ise, kocaman bir malikâne, bir sürü araba ve bir dediğini iki etmeyen ailesidir. Ancak bir gün ailesi onu Mumbai sokaklarında tek başına bırakıp Londra’ya taşınınca Romeo, kendisini başka bir dünyanın içinde bulur. Sevimliliğiyle kısa zamanda yeni arkadaşlar edinir ve hayatında gördüğü en güzel kız olan Laila ile tanışır. Bollywood yapımı, Hindistan’dan çıkmış animasyon, Türkçe seslendirilmiş olarak çıkacak karşımıza. Hint yapımını merak edenler ve ne olursa olsun da animasyon olsun diyenler için yerinde bir seçenek.
Annesinin bir yangın sonucu trajik ölümünün ardından bunalıma girip intihara kalkıştığı için akıl hastanesine yatırılan Anna, taburcu olup evine geri döner. Babası, aradan geçen süre içinde karısının hemşiresi Rachel ile yakınlaşmıştır. Anna’nın yaşadığı hayal kırklığı, annesinin hayaletinin ortaya çıkıp intikam istemesi üzerine farklı duygulara bırakır yerini. Rachel’i cani bir katil olarak gören genç kızın tek destekçisi kız kardeşi Axel’dır. Kim Ji Woon’un yerel bir halk masalından esinlenerek yönettiği 2003 tarihli Güney Kore yapımı “Karanlık Sırlar”ın yeniden çevrimi reklam kökenli İngiliz kardeşler Charles ve Thomas Guard imzalı. Başrolünü Emily Browning’in üstlendiği korku-gerilimde genç aktrise, usta aktör David Strathairn’in yanı sıra, Elizabeth Banks ve Arielle Kebbel eşlik ediyorlar. Orijinal filmin yanından bile geçemeyen, çok tanıdık ve ‘elini fazlasıyla belli eden’ yapım, yine de türün hayranları için bazı cazip unsurlar içeriyor. Anlık sıçramalar ve kapalı mekân çekimlerindeki başarı bunlardan birkaçı. Filmdeki ev, Kanada-Vancouver yakınlarındaki Bowen Adasında birkaç yıl öce inşa edilmiş lüks bir ev. Yani çekimler bir stüdyoda, ya da özel olarak inşa edilmiş bir sette değil, bu evde gerçekleşmiş.
Doğaüstü özel yeteneklere sahip bir grup insan ve onları yakalayıp kontrol altına almaya çalışan gizli bir örgüt. Sevilen dizi “Heroes” tadındaki yapım, “Wicker Park / Hep Seni Aradım”, “Lucky Number Slevin / Şanslı Slevin” filmlerinden tanıdığımız İskoçyalı yönetmen Paul McGuigan imzalı. Gerilim öğeleri içeren bilimkurgu filminde dijital efektler minimum oranda kullanılmış. Kendine fon olarak Hong Kong’u seçen hareketli filmin başrolünü Chris Evans üstlenmiş. On beş yaşındaki yetenekli oyuncu Dakota Fanning ise, çocuk oyuncu sıfatını sonsuza dek terk ettiğinin altını çizerek, farklı roller beklediğini ve artık genç bir aktris olduğunu kanıtlıyor. Finali itibariyle devam bölümlerinin çekileceğinin sinyalini veren film, illa ki bilimkurgu diyenlere iyi gelebilir.
Usta yönetmen Wim Wenders’in geçtiğimiz yıl Cannes’de ‘Altın Palmiye’ için yarışan 2008 tarihli filmi yönetmenin son dönemde gerçekleştirdiği en kişisel çalışmalarından biri olarak niteleniyor. Dünya çapında üne sahip bir fotoğrafçı olan Finn, şöhreti sevmekte ama ihtirasına yenilmektedir. Günün birinde kontrolden çıkan olaylar sonucu, hiç susmayan cep telefonunu kapayıp hayatını değiştirmeye karar verir. Çıktığı yolculuk onu Palermo’ya savurur. Bu İtalyan kentinde, peşinde bir tetikçinin olduğunu bildiği halde yeni bir aşkın ve yeni bir yaşamın da yanı başında olduğunun farkındadır. Yaratıcı ve entelektüel yönetmenin eski bildik filmleri tadında olmasa da, Wenders hayranları için cazip. Başrollerde ise Campino (Andreas Frege), usta aktör Dennis Hopper ve güzel İtalyan yıldız Giovanna Mezzogiorno var.
Karavanda yaşayan yalnız bir anne olan Ray, terk edilmiş Mohawk bir kadın Lila ve New York-Kanada sınırını çizen donmuş bir nehir… Çağdaş “Thelma ve Louise”in başkahramanları Ray ve Lila, parasızlıktan insan kaçakçılığı yapıyorlar. Kışın donan St. Lawrence Nehri’nin buzları üzerinden Pakistanlı ve Çinli kaçak göçmenleri karşı yakaya geçirirken hem ırklar arası gerilimi derinden hissediyorlar, hem de çaresizliklerini. En çok çocuklarının durumunu… İnsan kaçakçılarının gerçek öykülerinden esinlenen etkileyici ve sarsıcı dram, zorlu hayat şartları süren insanların küçük dünyalarını, bir belgesel gerçekliğinde, içtenlik ve şefkatle perdeye taşıyor. Courtney Hunt’ın yazıp yönettiği insanlık dramında başrolü Melissa Leo üstlenmiş. Leo’ya Misty Upham ve Michael O’Keefe eşlik ediyorlar. Kişilikli film, ‘En İyi Kadın Oyuncu’ (Melissa Leo) ve ‘En İyi Orijinal Senaryo’ dallarında Oscar adayı olmuş, bağımsız filmlerin kalesi olarak bilinen Sundance Film Festivali’nden ‘Büyük Jüri Ödülü’ ile dönmüştü. Toplam 23 ödül kazanan Courtney Hunt’ın bu yalın ve güçlü ‘ilk film’ine kayıtsız kalmayın.
Noel Coward’ın 1924 tarihli üç perdelik oyunundan beyazperdeye uyarlanan yapım için, romantik komedi ve dramın incelikli birlikteliği diyebiliriz. “Priscilla Çöller Kraliçesi” ve “Eye of the Beholder” filmlerinden tanıdığımız Stephan Elliott’u dokuz yıl aradan sonra yönetmen koltuğuna oturtan öykü, 1928’de Alfred Hitchcock tarafından aynı isimle çekilmiş ve o film, tahmin edileceği üzere gerilim yüklü bir dram olmuştu. Coward’ın eserinin özelliği de buydu zaten. Birçok meseleye, bakışa ve türe olan yatkınlığı. Elliott’un yeni çevrimi, Victoria döneminin tutuculuğunu, baskıcı ve ikiyüzlü ahlak anlayışını eleştirmekte. İngiliz aristokrasisinin arka bahçesinden insan manzaraları bütün gerçekliğiyle beyazperdeye yansımış. Varlıklı ve aristokrat bir ailenin varisi, güzel ve son derece çekici Amerikalı araba yarışçısı ile evlenir ve İngiltere’deki evine döner. Savaş ve hayat yorgunu olan ve yaşamı alaya alan babasının aksine son derece katı ve gelenekçi bir kadın olan annesi, evi ailesi için bir hapishaneye çevirmiştir. Damadın kız kardeşleri ve evdeki hizmetçilerde bu katı kadının boyunduruğu altındadırlar. Evliliğini sürdürmek isteyen Amerikalı gelinle, konumunu, itibarını ve iktidarını korumak isteyen anne arasında kısa süreede beklenen savaş patlak verir. Gelinin geçmişi ile ilgili sırların açığa çıkması, bu evliliği iyice zora sokar. Jessica Biel’in büyüleyici güzelliği ve iyi oyunuyla çok şey kattığı yapımda usta oyuncular Kristin Scott Thomas ve Colin Firth’de akılda kalıcı performanslar sergiliyorlar. Gidebilmek, kalabilmek, sevgi, fedakârlık, otorite, iktidar, gelenekçilik, değişim ve kültürel farklılıklar gibi önemli olgulara politik ve sosyal eleştiriler getirmeyi başaran film, kendini baştan sona ilgiyle izlettiren, oldukça incelikli sahnelere sahip önemli bir yapım. Kaçırırsanız yazık olur.

Yorum Yazın