muratersahin1.jpegSEX AND THE CITY: THE MOVIE

BİR TUĞRA KAFTANCIOĞLU FİLMİ
2003 yapımı film, çekiminden beş yıl sonra vizyonda. Çekildiği yıl Bağımsız Filmler Festivali İF’te gösterilmiş olan yapım, izleyiciyi filmi sevenler ve nefret edenler olarak ikiye bölmüştü. Emre Akay ve Hasan Yalaz’ın yazıp yönettikleri filmde başrolleri Tuğra Kaftancıoğlu, Gülüm Baltacıgil ve Mehmet Demirtaş paylaşıyorlar. Büyükada’da bulunan metruk bir malikânede basit bir oyuncu seçme işi olarak başlayan film, yönetmenin kurnaz planları sonucu karanlık bir oyuna dönüşür. Yönetmen, oyuncusundan istediği verimi alabilmek adına akıl almaz yöntemlere başvurur. Ortaya çıkan film, kara mizah ve gerilim arasında gidip gelen tuhaf, deneysel bir iş olur.


SHINE A LIGHT

Usta yönetmen Martin Scorsese, çılgınca sevdiği, filmlerinde kullandığı ve hayatına yön verdiğini belirttiği efsane müzik grubu ‘Rolling Stones’u bir belgesel olarak beyazperdeye taşıyor. Ünlü Rock grubunu 2006’da New York’taki Beacon Tiyatrosu’nda filme çeken Scorsese’nin, on altı kamerayla gerçekleştirdiği iş oldukça samimi, yüzde yüz sinema kokan, rafine bir çalışma. Filmde, kameraların arkasında olan isimlerse, Robert Richardson, John Toll, Andrew Lesnie, Robert Elswith, Stuart Dryburgh ve Ellen Kuras gibi birbirinden ünlü görüntü yönetmenleri. Film, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde de izleyiciyle buluşmuştu. Müzik, sinema ve The Rolling Stones tutkunları kaçırmamalı…

88 DAKİKA
F.B.I için çalışan psikiyatr Jack Gramm aynı zamanda üniversitede profesördür. Bir seri katil olan Jon Foster’ın ölüm cezasına çarptırılmasında önemli rol oynamıştır. Ancak tıpkı bu cinayetlere benzer bir cinayetin işlenmesiyle işler karışır. Jack’e gelen bir telefon, bu cinayeti çözmesi için önünde sadece 88 dakikası olduğunu söylemektedir. Jon Avnet’in yönettiği gerilimde başrolü usta aktör Al Pacino üstlenmiş. Leele Sobieski, Alicia Witt ve Deborah Kara Unger, ünlü oyuncuya eşlik eden isimler. Öyküsü ve yapısında önemli aksaklıklar olan filmi Al Pacino da kurtaramıyor. Son derece vasat bir seyirlik.

SEX AND THE CITY: THE MOVIE
HBO yapımı popüler TV dizisi beyazperdede. 1998-2004 yılları arasında toplam 94 bölüm olarak yayınlanan ve gösterildiği hemen her ülkede büyük beğeni toplayan dizi “Sex and the City”, bakımlı, marka düşkünü, şehirli aşkın peşinden koşan, çapkın ve otuzlu yaşlardaki dört çalışan kadının maceralarını anlatıyordu. Dizide de aynı görevi üstlenen Michael Patrick King’in yönettiği filmde dizinin dört ünlü ismi firesiz yer alıyorlar. Dizi sonrası ünlenen Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall, Kristin Davis ve Cynthia Nixon. Film, dizinin bitişinden dört yıl sonra başlıyor. New Yorklu dört arkadaş Carrie, Samantha, Charlotte ve Miranda her zamnki gibi aşk hayatlarını, fantezilerini ve sorunlarını paylaşmaktadırlar. Yaşları kırka dayanmıştır ve hayatlarında köklü değişimler yaşanmaktadır. Dizinin iflah olmaz hayranları salonları dolduracaktır. Benim gibi diziyi sevmeyip kendini mevzuya yabancı hissedenler ise durumu ‘bir elinde cımbız, bir elinde ayna umurunda mı dünya’ şeklinde yorumlayacaklardır.

DÜELLO
Yaratıcı fikirleri ve ekstrem tarzıyla tanınan Japonya’nın en üretken yönetmenlerinden Takashi Miike imzalı Düello, Japon yapımı bir sapagetti western. Hatta ülkede bu türe adını popüler bir Japon yemeğinden alan ‘sukiyaki’ deniyor. İtalyan Sergio Corbucci’nin bugüne dek yapılmış en iyi spagetti westernleri arasında gösterilen 1966 tarihli “Django”sundan esinlenen film, zamanın ve mekânın ötesinde bir dünyada geçiyor. Mizahla aksiyonun buluştuğu filmde, yönetmenin arkadaşı olan ünlü sinemacı Quintin Tarantino’da konuk oyuncu olarak rol alıyor. Film, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin ‘Mayınlı Bölge’ bölümünde yer almıştı. Beyazperdede yeni deneyimlerden keyif alanlara özellikle önerilir.

YASAK BÖLGE
Uruguay doğumlu yönetmen Rodrigo Pla’nın ilk uzun metraj filmi, yürek acıtan bir dram. Meksika’daki sosyo-ekonomik farklılıklara, zenginlerle fakirler arasındaki derin uçuruma dikkat çeken yapım, Toronto Film Festivali’nde sinema yazarları tarafından verilen FIPRESCI ödülünün sahibi olmuştu. Meksika’nın başkentinde, kocaman bir sefilliğin, yokluğun tam ortasında içinde zengin ve mutlu bir azınlığın yaşadığı duvarlarla örülü, en son güvenlik teknolojileriyle korunan bir sitede, La Zona’da geçer öykü. Bir gece, duvarların ardındaki gecekondu mahallesinden üç genç, La Zona’ya girip bir soyguna kalkışırlar. Yaşanan aksilikler sonucu ikisi öldürülür. Üçüncü soyguncu ise sitenin içinde kaybolur. Site halkı, olayı polise duyurmadan kendileri halletmek isteyince acımasız bir av başlar. Sitede oturan zengin bir ailenin çocuğu olan Alejandro, soyguncu genç Miguel ile tanışıp yaşananlara tanık oldukça, çevresinde ve ülkesinde yaşananları sorgulayacaktır. Sosyoekonomik sorunlardan, çürümeye; Meksika’nın ve dünyanın büyük bölümünün içinde olduğu derin problemlere ciddiyetle bakan filmi izlemek, her şeyden önce insani bir sorumluluk.

YETİMHANE
27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin ‘Geceyarısı Çılgınlığı’ bölümünde izleyiciyle buluşan Meksika-İspanya ortak yapımı “Yetimhane” vizyonda. Korku gerilim ağırlıklı dramın yönetmeni Juan Antonio Bayona. Filmin yapımcısı ise “Pan’ın Labirenti” ile gönüllere taht kuran usta İspanyol sinemacı Guillermo Del Toro. İspanya Oscar’ları olarak bilinen Goya Ödüllerini yedi dalda birden kazanan film, Güçlü bir anne sevgisi, fedakarlık, kaybetme acısı ve suçluluk duygusu gibi önemli kavramlar etrafında gezinen sağlam bir öyküye sahip. Laura, çocukluğunu geçirdiği yetimhaneyi yeniden açmak ister. Harap konakta gizlenmiş olan sırlar açığa çıktıkça izleyici de Laura ile beraber bu sırları çözmeye başlar. Son derece sürükleyici, zaman zaman tedirgin edici ama hepsinden öte insanı hüzne boğan duygusal bir korku denemesi olan yapımı, türün hayranları haricinde klasik dramları beğenenler de kaçırmamalı. İspanyol yapımı, hayalet öykülerini, sevgi, fedakârlık ve anlayış kavramları içinde eritip, annelik zor zanaat dedirtiyor.

ÖLÜMCÜL OYUNLAR

Yedinci sanatın felsefecilerinden usta sinemacı Michael Haneke, izleyicilere ‘huzursuz seyirler’ dileyerek sunduğu 1997 yapımı önemli filmi “Funny Games”i Amerikalılar için tekrar çekmiş. Hollywood’da tanınmış oyuncularla, İngilizce olarak ama tek karesi bile değişmeden, aynı plan ve diyaloglarla çekilen filmin adına U.S eklenmiş. Hedef, daha geniş bir seyirci kitlesi. Özellikle Amerikalıları tedirgin etmek için çekildiğini düşündüğüm filmde Naomi Watts ve Tim Roth, Amerikalı aileyi, Michael Pitt ve Brady Corbet ise, arızalı psikopatları canlandırıyorlar. Üst-orta sınıftan bir çift, küçük oğullarıyla birlikte sayfiye evlerinde temiz yüzlü iki genç tarafından alıkonulup, onların işkenceden farksız tuhaf oyunlarının kurbanı olurlar. Herkes için olmayan, rahatsız edici ama farklı sinema deneyimi, özellikle orijinal filmin ve Haneke’nin hayranları için bir mecburiyet.

CHIKO
Almanya doğumlu genç Türk yönetmen Özgür Yıldırım’ın Berlin Film Festivali’nde de büyük beğeni ile karşılanan suç yüklü dramı “Chiko”, son derece kişilikli bir ‘ilk’ film. Devamlılığı, kurgusu, öykülemedeki başarısı, yapımcılığını Fatih Akın’ın üstlendiği Alman yapımının ‘gerçekliğini’ besliyor. Oyuncular da fevkalade. İtalyan ve Türk asıllı başrol oyuncusu Denis Moschitto’nun yanı sıra, artık iyice ustalaşan Alman aktör Moritz Bleibtreu, Volkan Özcan ve Reyhan Şahin akılda kalıcı performanslar sergiliyorlar. Chiko lakaplı İsa ve yakın arkadaşı Tibet, Hamburg’da mahalle arasında esrar satarken işi büyütmek isterler ve kendilerini içinden çıkılması zor, derin bir kuyunun içinde bulurlar. ‘Yırtmak’ amacıyla içine çivileme atlanan suç dünyası, kurallar, ‘raconlar’, inanç, aile, sevgi, tutku ve sıkı bir dostluk. ‘Kayıp olmak’ ve kaybetmek… Kazanması asla mümkün olmayan küçük insanların hayata bakışı. Özgür Yıldırım’ı yakından izlemek gerek.

Share This Post