SİYAD Başkanı Murat Özer

SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) Başkanı Murat Özer Tersninja’nın sorularını yanıtladı. SİYAD Türk Sineması Ödülleri gecesine çok az bir zaman kala kendisinden, derneğin geçmişi, şimdisi ve geleceği konusundaki düşüncelerini öğrendik.

Geçmişe baktığınızda nasıl bir SİYAD görüyorsunuz? Eksi ve artılarıyla…

Öncelikle SİYAD’ı 1980 öncesi ve 1994 sonrası olarak iki ayrı oluşum biçiminde değerlendirmek gerek. 12 Eylül’le birlikte kapatılan dernekler arasındaki yerini alan eski SİYAD, tam bu konuda sağlam bir noktaya doğru giderken kapatıldı ve her şey sıfırlanmış oldu. 1980 öncesi SİYAD’ın üyelerinden başta Atilla Dorsay olmak üzere bazıları ile yeni kuşak eleştirmenlerin bir kısmının kurduğu ikinci dönem SİYAD ise, aradan geçen 15 yıllık boşluğu kısa sürede doldurma ve sinema yazarlığına Türkiye’de yeniden bir ivme kazandırma işlevini üstlendi. Kuruluşunun üzerinden 15 yıl bile geçmemiş olan ikinci dönem SİYAD’ın en önemli artısı, sinema yazarlığını hiçbir zaman olmadığı kadar etkin, saygın bir hale getirmiş olması. Bugüne baktığımızda, 70 üyesiyle güçlü bir dernek profili çiziyor SİYAD. Üyelerinin rutin makaleleri dışında yazılı, görsel ve elektronik basında sıkça kendine yer bulabiliyor, sinema sektöründe sözü dinlenir, görüşüne başvurulur bir izlenim veriyor… Bana göre, SİYAD’ın geçmiş dönemlerdeki en zayıf yanı ise sinema yazarlığının bir ‘meslek’ olarak kabul görmesi için yeterince çaba harcamamış olması. Hâlâ gazeteciliğin bir alt dalı olarak görülen, oysa ki başlı başına bir uzmanlık gerektiren ve gazetecilikle sınırlandırılamayacak bir meslek sinema yazarlığı. Bu konuda SİYAD dışı etkenlerin de devreye girdiğini ve ‘ciddiye almama’ gibi bir bakışla bize yaklaştıklarını da söylemek gerek. Ama bunun bir noktada kırılacağını ve sinema yazarlığının bir meslek olduğunu kabul ettireceğimizi düşünüyorum, hem dışarıya hem de kendi üyelerimize…

Sizin yönetiminizdeki SİYAD’ın vizyonu ne olacak? Farklılıklar, yenilikler, düzeltmeler olacak mı dernekle ilgili?

SİYAD’ın yeni dönemdeki temel hedefi, ilk sorunuzla da bağlantılı olarak, sinema yazarlığını bir ‘meslek’ olarak kabul ettirmek olacak. Bu konuda Başkan Yardımcısı Tuna Erdem’in bir taslak metin çalışması var; hâlâ üzerinde çalışıyor, bittiğinde önce üyelerimizle paylaşıp son haline getireceğiz, ardından da kamuoyuyla paylaşacağız. Bildiğiniz gibi, yeni dönemde SİYAD’ın temel kurulları (yönetim, denetim, haysiyet) dışında bazı alt kurullar oluşturduk (internet, yayınlar, SİYAD gecesi ve sponsorluk, dış ilişkiler, etkinlikler, üye takibi, kısa film, belgesel, basınla ilişkiler). Üyelerimizin büyük bir kısmı bu alt kurullarda görev yapıyorlar, konularıyla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar. Böylece önceki dönemlerde sadece Yönetim Kurulu’ndan beklenen birçok şeyin altında üyelerin kendilerinin imzaları olması sağlanıyor, yani katılımcı bir üye profili çiziliyor. Derneğe sahiplenmek, bir bütünün parçası olduğunu hissetmek ve o şekilde hareket etmek çok önemli bizim için. Bu alt kurullar, şimdiden fikirlerinin meyvelerini vermeye başladı, 2008 yılı içinde giderek daha verimli hale geleceklerinden de eminim. Alt kurulların adlarından da anlayacağınız gibi, sinema yazarlarının her alanda ‘doğru’ temsili için elimizden geleni yapacağız yeni dönemde. Bunu yaparken, tabii ki üyelerimizin de katılımcı olmayı gönülden istemeleri gerekiyor!

Oldukça genç bir yönetim kurulu kuruldu. Bu sizce avantaj mı yoksa dezavantaj mı?

35 ortalama yaşını genç kabul ediyorsanız, evet genç bir yönetim var bugün, en azından önceki yönetimlerden genç olduğu bir gerçek. Ve kesinlikle küçümsenemeyecek avantajları var genç yönetimin. Üç üyemizin daha önce herhangi bir yönetim tecrübeleri olmamasına karşın, onlar da uzun süredir başarıyla sinema yazarlığı yapıyorlar ve bu konuda ehil oldukları da herkesçe kabul görmüş durumda. Yönetimdeki bütün üyeler, başlangıçta benim kaba hatlarıyla çizdiğim projeksiyona sıkı sıkıya sarılmış durumdalar. Onu ayrıntılandırıp uygulamaya geçirme konusunda da son derece etkin görevler üstleniyorlar. Birçok yeni fikir ve proje de çıkıyor yönetimden, hem teoride hem de pratikte iyi birer ‘görev insanı’ olduklarını gösteriyorlar. Ayrıca her bir Yönetim Kurulu üyesi, ikişer alt kurulun başkanlıklarını yürütüyorlar, yönetimsel becerilerini oralarda da sergileme fırsatı buluyorlar. Bu da, orada alınan kararların Yönetim Kurulu’na ‘neredeyse bitmiş’ olarak gelmesini sağlıyor. Kısacası, fikir üretiminden uygulamaya kadar SİYAD’a dinamizm getiriyor genç yönetim.

SİYAD tarzı bir oluşumun daha ciddi misyonlar üstlenmesi, daha fazla sesini duyurması ve daha çok etkili olması gerektiğini düşünenlerden misiniz? Yoksa sessiz sakin derinden mi ilerlemeli dernek?

Bunu dengeli olarak yapmakta yarar var diye düşünüyorum. Başta da söylediğim sinema yazarlığını bir meslek olarak kabul ettirmek, bizim hem sesimizi duyurma hem de etkili olma konularında bir adım önde olmamızı sağlayacak. Dediğim gibi, bunu dengeli bir biçimde uygulamak ve ‘geçiş süreci’ sıkıntılarını da hesaba katmak gerek. Bu doğrultuda yapılacak çalışmalar, zaman zaman sesimizi yükseltmemizi gerektirecek, zaman zamansa bazı içe dönük hamlelerle vücut bulacak. Ama sonuç olarak, sesimizi duyurmak (belki de haykırmak) istediğimizde bunun önüne geçecek bir güç çıkabileceğini sanmıyorum. Pasif, kenara itilmiş, sindirilebilecek bir dernek değil SİYAD. Aksine güçlü ve üye profiliyle bu gücünü rahatlıkla hissettirebilecek bir dernek…

Geçtiğimiz günlerde SİYAD ile ilgi şöyle bir eleştiri yapıldı Yeni Şafak yazarı Ali Murat Güven tarafından. SİYAD ağırlıklı olarak sol görüşlü bir siyaset benimsediği, bu görüşteki üyelere kucak açarken muhafazakâr kesimin yazarlarını dışladığı yönünde… Bakıldığında dernekte gerçekten de muhafazakar basından çok az üye var.

Bu yaklaşımı fazlasıyla hakkaniyet ölçüleri dışında buluyorum. Ben kuruluşundan bu yana derneğin üyesiyim, dört dönemdir de yönetimindeyim ve bugüne kadar hiçbir başvurunun ‘siyasi görüş’ nedeniyle kabul edildiğine ya da reddedildiğine tanık olmadım. Yapılan toplantıların hiçbirinde bu konu bir ‘koşul’ olarak öne sürülmedi. Bizim meselemiz ‘sinema yazarlığı’ ve onun gereklerinin yerine getirilmesi. Evet, hepimizin belli dünya görüşleri var ve çoğumuz da yelpazenin sol kanadında duruyoruz, ama bunu bir ‘dışlama mekanizması’na dönüştürmek gibi bir düşünce söz konusu bile olamaz.

Muhafazakâr kesimin gazetecileri bir araya gelip SİYAD’a alternatif bir dernek kurarlarsa tepkiniz ne olur? Böyle bir şeyi doğru bulur musunuz yoksa onları kendi çatınız altına davet etmeyi mi tercih edersiniz?

Böyle bir derneğin kuruluş amacı, SİYAD’a alınmamalarıysa üzülürüm tabii. Çünkü SİYAD’ın ‘muhafazakârları almamaya programlanmış’ bir yapısı yok. Ama bizim derneğe davet etmek gibi bir şey de aklımdan geçmez, zira başka bir derneğin kuruluşuna öyle ya da böyle müdahil olmak anlamına gelir bu.

3 Mart’ta SİYAD’ın geleneksel Türk Sineması Ödülleri dağıtılacak. Bu organizasyonun arzu edildiği prestije ulaştığını düşünüyor musunuz? Bu konuda bir çalışmanız olacak mı? Çünkü senelerdir yapılmasına rağmen törenlerimizin hâlâ tam anlamıyla kusursuz organizasyonlar olduğunu söylemek mümkün değil?

Öncelikle şunu söylemek isterim; bizim kusursuz organizasyon yapmak gibi bir iddiamız yok. Üyelerimizin gönüllü çalışmalarıyla yapılan bu organizasyonun belli koşulları yerine getirmesi dışında bir beklentiye de sahip değiliz. Biz de isteriz her şey dört dörtlük olsun, ama zorunlu olarak amatörlüğün öne çıktığı bir çalışmada aksamalar kaçınılmaz oluyor. Geçen yıl olduğu gibi Digiturk platformundaki TurkMax’tan canlı yayınlanacak olması, basında az ya da çok yer bulması, internet sitemizde yaptığımız 20 GÜN 20 SÖYLEŞİ projesiyle daha etkin kılınması ve törene katılımın yine beklentilerimizi karşılayacak oranda olması gibi sonuçlar, aslında söylediğiniz ‘prestij’e belli oranlarda da olsa ulaşıldığını gösteriyor. Son olarak, önümüzdeki yıllarda bu tören konusunda yeni bir çalışma öngördüğümüzü, ama bunun tam olarak şekillenmediğini de söylemek isterim.

Gözlemlediğiniz kadarıyla sinema camiasının bu ödüllere yaklaşımı nedir? Bu ödüller onları heyecanlandırıyor mu, yoksa çok da ilgili değiller mi? Örneğin kimi zaman ödül alanların katılımı konusunda sıkıntılar yaşandığı açıkça görülüyor.

Sinema sektörü tarafından önemsenen bir ödülümüz var ve bu bizi yeterince tatmin edecek düzeyde. Ben bunu defalarca söyledim, bir kez daha söylüyorum: SİYAD ödülleri ‘Türk sinemasının vicdanı’ görevini görüyor, hiçbir kişisel kaygının öne çıkmadığı bir değerlendirme sistemiyle seçiliyor çünkü ödüller. Dolayısıyla sektör de bunu bilerek yaklaşıyor SİYAD’a ve herkes değilse de sektörün çoğunluğu bu ödülleri ciddiye alıyor. Ödül alanların gelmesi konusundaysa sandığınız kadar sıkıntı çekmiyoruz. Bugüne kadar birçok sanatçımız, törenimize gelip ödüllerini bizzat aldılar. Pek az ödülde ve sanatçıda sorun yaşadık, onların da geçerli mazaretleri vardı. Ayrıca şu da bir gerçek: Ödül olarak büyük paraların verildiği törenlerde bile bu konuda daha sıkıntılı anlar yaşanabiliyor.

Atilla Dorsay SİYAD ödül gecesini sunmaya devam edecek mi?

Atilla Dorsay, hem SİYAD’ın hem de ödül törenlerinin bu aşamalara gelmesinde büyük pay sahibi. Onun bu dernek üzerindeki katkılarını yadsımak mümkün değil. Kendi isteği doğrultusunda önümüzdeki yıldan itibaren ödül gecelerimizi sunmayacak, böylece onun bu dönemde yaşadığı stresi de üzerinden almış olacağız. Bu yıl Atilla Dorsay’ın sunumuyla son kez bir SİYAD ödül töreni gerçekleşecek, gelecek yıldan itibaren farklı bir sunum düşünüyoruz.

Bu sene de Onur Ödülleri dağıtılacak mı? Bu kişileri neye göre seçeceksiniz? Ödül seçimlerinde üyelere danışılıyor ama bildiğim kadarıyla Onur Ödülleri konusunda söz hakları yok. Bu durum sıkıntı yaratmaz mı?

Bu yılki SİYAD Onur Ödülleri sahipleri; Kadir İnanır, Müjde Ar ve Safa Önal. SİYAD Emek Ödülü ise Üstün Karabol’a verilecek. Ana dallardaki ödül seçimlerinde oylama esas alındığı için bunun üyelerin iradesiyle yapılması gerekiyor, ama Onur Ödülleri herhangi bir oylamayla belirlenmiyor, Yönetim Kurulu kararıyla ortaya çıkıyor isimler. Bugüne kadar bu konuya dair herhangi bir sıkıntı yaşanmadı, bundan sonra da yaşanacağını sanmıyorum.

SİYAD’ın sitesi yenilendi. Siz yıllardır SİYAD’ın ve yönetimin içindesiniz. Bu kadar zaman niye beklenildi böyle bir şey için?

Aslında beklenilmedi, geçen dönemden itibaren bu proje üzerinde çalışılıyordu. Ancak fazladan bir efor gerektiren bu iş biraz ağırdan alındı, son zamanlarda hız kazandırıldı ve bitirildi. Hâlâ siteyle ilgili yapılması gerekenler var, ama zaman içinde tamamlanabilecek şeyler onlar. Bugünkü haline dair oldukça tatmin edici geri dönüşler aldığımızı da eklemek isterim.

Bildiğim kadarıyla SİYAD’dan bugüne kadar bir kitap çıkmadı bugüne kadar. Bu durum değişmek üzere… Devamı gelecek mi?

Evet, 3 Mart’taki ödül törenimizle birlikte “40 Yılın Serüveni” adında bir kitabımız çıkıyor. Türkiyeli sinema yazarlarının 40 yıl boyunca yaptıkları yerli ve yabancı seçimleri, filmlere dair üyelerimizin yazılarını içeren bu kitap, gelecekte yayınlanmasını düşündüğümüz SİYAD kitaplarının ilk ayağını oluşturuyor. Önceki sorularınızdan birinde bahsettiğim alt kurullardan biri olan SİYAD Yayınlar Kurulu’nun görev alanına giriyor kitaplar. Onlar, bu konuda yeni fikirler ortaya atıp uygulattırmakla sorumlular. Yönetim Kurulu olarak bizlerin de bu konuda bazı fikirleri var, Yayınlar Kurulu’yla paylaşıp harekete geçeceğiz önümüzdeki aylarda.

Eklemek istediğiniz bir şey…

Önümüzdeki dönemde SİYAD adını sıkça duyacaksınız, çünkü üyelerimizin neredeyse tamamı derneğin projelerinin hayata geçmesi için aktif olarak destek verecekler…

Fotoğraf: Muhsin Akgün

2 YORUMLAR

  1. Cok güzel bir söyleşi tebrik ederim. Ancak Muhafazakâr kesimin sinema yazarları diye bir etiketten haberim yoktu. Kamplaşmayı alışkanlık haline getiren ülkemde bunlarda oluyor.

    "Ben muhafazakar bir sinema yazarıyım" diyerek kendine ait bir alan yaratmak isteyenler ise bence siyad gibi derneklerin ciddiye almamasi gereken kisilerdir.

    Bir insan "sinema yazaridir" kendi politik gorusu vardir, dini inanci vardir kendi bakis acisi vardir. Bunlari yazilari ile paylasir ve kendini boyle anlatabilir. Muhafazakâr kesimin sinema yazari diye bir yaklasimi ben pek samimi bulmadim.

  2. Tersninja da birkaç hafta önce film listeleri veren sinema yazarları arasında ,Serdar Akbıyık’ın listesi benim de en fazla seyrettiğim filmleri ihtiva ediyordu. İlgimi celbetti ve google daki Serdar Akbıyık haberlerini okumaya başladım. Ali Murat Güven’in bir gazete haberi, Serdar Akbıyık ın röportajlarını kitaplaştırdığı için tebrik ediyor devamında da, yazarın sag kesimde çalıştığı gerekçesiyle SİYAD başvurusunun kabul edilmediği yazıyordu. Aralık 2007 haberiydi bu…Çok şaşırmıştım. Sinema yazarları da mı birbirlerini kategorize ediyorlardı ? Asla inanmak istemedim…

    Şimdi Utku Uluer’in yorumunu okuyunca bu yaşadığım şaşkınlık aklıma geldi. Tekrar googledan haberleri taradım bugün. Ali Murat Güven’in bukez Mayıs 2008 tarihli “SİYAD Akbıyık’ı uygun buldu” başlıklı bir yazısını gördüm ve sevindim. Bu yazı yeni eklenmiş olabilir mi google’la zira bu haberi ozaman görmemişim ve bir sinemasever olarak oldukça üzülmüştüm.

    Landlord un sorularını çok isabetli buldum doğrusu. Röportajı okuyunca yanıtları samimi olarak cevapladığını düşündüğüm SİYAD başkanı Murat Özer’in ,dernek içinde böyle bir yapılanmaya izin vermeyeceğine , değişik her sesin ve inancın derneğe ve yazı dünyasına renk getirecegini düşündüğünü biliyorum artık. Benim gibi bu konuyu merak eden sinemaseverler vardır diye düşündüğüm için röportajdaki sorular ve cevaplar önemli bence. Elinize sağlık,sağolun!

    Hayat zaten yeterince “yalnızlık, sefillik, acılar ve mutsuzluklarla dolu “… Siz sinemacılar ve sinema yazarları bırakın “sinema hayatımızı eşsiz kılsın"…

CEVAPLA