
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Sinema-edebiyat ilişkisi bir yana, yaygın genelleme uzun metraj sinema filminin romana, kısa filminse öyküye benzediğidir. İçi çok da boş bir benzetme değil bu; elbette uzun metraj ile kısa film kendine has formlara sahip, kardeş ama farklı sanat türleri. Ancak sinemanın belli bir teknik ekip ve kadro tarafından meydana getirilmesi nedeniyle kısa film bir basamak olarak kullanılır daha çok. Öncelikle hem akadamik hem de amatör eğitimde bir basamaktır; sinemacının laboratuvarıdır. Bunda yadırganacak bir şey yok, dev inşaatlara girişmeden önce maket üzerinde çalışmak aklın bir gereği. Bunun haricinde, kısa film sinemacının kendini göstermesinin bir aracıdır. Uzun metrajın gerektirdiği bütçelere kavuşmak için yeteneğini ve bakışını sunduğu bir sahnedir. Kimisi “sinemacı” kimliğini oluşturmak için kullanır bu sahneyi, kimisi teknik yeterliliğini gösterip dizi ya da reklam sektöründe para kazanmak için. Her iki durumu da kabullenmek gerekir; sinema bir sanat olabilir, ama her sinemacı sanatçı olacak diye bir kaide yok. Sinemanın sanatsal yönü ile eğlence yönü arasındaki sınırlar muğlak.
Asıl sıkıntı kısa filmin çoğunlukla bir basamak olarak kullanılması, bu sanat formunu benimseyen sinemacıların kendine yaşam olanağı bulamaması… Kısa filmin öyküye benzediğini söylemiştim; kendini öyküde varetmiş pek çok edebiyatçı genel kültür sandığımızda kolayca yer bulur kendine, ama kısa filmin böyle bir itibarı yoktur çoğunlukla. Kısa filmleri denk düşerse seyreder, beğenir ya da beğenmez ve uzun metraj sinema üzerine konuşmaya devam ederiz. Benim de gösterdiğim bir tavır bu. Elbette bu ilgisizliğin sorumluluğunu kabullenmek gerekiyor, ama bir sanat türüne genel beğeniyi kazandıran sadece o sanat türünün formunun güzelliği, olanakları değil, o sanat türünün hakkını veren ürün ve sanatçılardır. Yani kısa filmi saygın bir sanat olarak ortaya çıkaracak saygın sanatçı ve ürünlere ihtiyacımız var. Yurtdışında kendini ispatlamış pek çok yönetmenin halen kısa filmler çekiyor oluşundan feyz almakla başlayabiliriz.
Bir diğer yöntem de senede bir dönemlik kısa film festivallerinin dışında kısa filmcilerin kendini gösterebileceği sabit bir ortamın sağlanması. Sadece kısa film gösteren sinema salonları şimdilik bir hayal, ama Nâzım Hikmet Kültür Merkezi bu açığı biraz da olsa kapatmak için güzel bir olanak sağlayarak Türkiye’nin tek kısa film sinemasını kültür merkezindeki ufak bir salonda da olsa açtı. Önümüzdeki Pazar dördüncü haftasına girecek olan sinemanın üçüncü hafta gösterimlerine katıldım.
Ali Suâvi Sk. No: 7 Kadıköy adresinde bulunan kültür merkezinin Yılmaz Güney Salonu‘nda her hafta dünya sinemasından bir ustanın filmi gösteriliyor önce. Daha sonra kültür merkezine başvuran yönetmenlerin birer filmi gösterilip hemen ardından kısa bir söyleşi, soru-cevap seansı yapılıyor. Hem genç sinemacılar filmlerini ufak da olsa yabancı bir topluluğun önünde gösterip tepkilerini ölçme imkânına kavuşuyorlar hem de seyirciler bu ücretsiz gösterimler sayesinde belli bir elemeden geçmiş kısa filmleri seyretmenin keyfine varıyorlar.
Benim gittiğim hafta ilk olarak Abbas Kiarostami, Ermanno Olmi ve Ken Loach‘un yönettiği birer bölümden oluşan Tickets filminden Ken Loach‘un yönettiği bölüm gösterildi. Roma’ya giden bir trende işçi sınıfından üç Celtics taraftarı gencin Arnavut göçmenlerle yaşadıklarını anlatan film büyük ustanın hemen hemen bütün bilindik özelliklerini yansıtıyordu ve çok keyifli bir deneyimdi.
Daha sonra Şenay Ertorun‘un Ufacık Tefecik Gördün de… isimli Karamürsel sepetlerini anlatan kısa belgeseli, Gizem Kovankaya‘nın şizofreni hikâyesi Cross, Irmak Sueri‘nin çocuk hikâyesi Bir Çizgi Bir Nota, Gözde Sükmenyıldız‘ın ölüm ve yaşam imgesini yansıtan Döl Döş filmleri gösterildi.
Özellikle atmosfer kurma becerisini yansıtan Döl Döş‘ü ve sıcak bir çocuk hikâyesini teknik beceriyle aktarabilen Bir Çizgi Bir Nota filmlerini beğendim.
Kadıköy gibi merkezi bir bölgenin merkezi bir noktasında yer alan Nâzım Hikmet Kültür Merkezi‘nde bu pazar (21 Şubat) şu filmler gösterilecek:
Bu gösterimlere katılmak ya da kendi kısa filmlerini göstermek isteyenler için bilgiler ve başvuru formları kurumun internet adresinde bulunuyor:
http://www.nazimhikmetkulturmerkezi.org/kisa.html
"Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde kısa film gösterimleri" için Bir Yanıt
türkiye de çekilen ilk kısa film 1914 ayestefenos ta bir rus abidesinin yıkılışı adlı film imiş…resmi belgeler öyle diyor…aradan kaç yıl geçmiş…dengeler değişmiş…ama kısa film durdugu yerde değer görmüyor, anlaşılamıyor..
kısa filmin önemi tartışılmaz…biz insanlar bilinmezlik, hakkında fikir yürütürken, her zaman bizde var olan fikirlerle kavramlarla açıklamaya çalışırız durumu..bilmedigimiz şeye bir biçim, bir yorum getiririz…ama sanat…kısa film olsun uzun metraj olsun,edebiyat,heykel,şiir…hiç farketmez..hep kendi biçimini yaratır..tek gerçeklik sanattır diye haykırmak istiyorum şu an…bu davranışımı duygusal bulup bundan vazgeçiyorum…
Yorum Yazın