Joker 010konuk ninja Çizgi roman kahramanlarının zaman akışı gerçek hayattan farklıdır. Eski ya da fantastik dönemlerde yaşayanlarında bile durum böyledir. Barbar Conan yirmi ömrü dolduracak kadar macera yaşamış olmasına rağmen hep orta yaşlarını yaşar. Onyıllar geçer, Tommiks daha gençliğinin baharındadır. Okuyucuyla aynı zaman diliminde yaşamına devam eden kahramanlarda durum daha acayipleşir. Gazetesine haberleri telgrafla geçen Clark Kent hep otuz yaşlarında kalmasına rağmen, cep telefonu ve bilgisayar kullanmaya başlar.

Deniz AkhanDeniz Akhan

Özellikle Amerikan anaakım çizgi romanlarında değişim sadece günlük hayatın yansımasında (teknoloji, mimari, giyim alışkanlıkları) görülmez. Karakterler, değişen okuyucu alışkanlıklarına ve bakışına göre sürekli gelişim gösterirler. Zaman geçtikçe daha psikolojik ve felsefi derinlik kazanmaya başlarlar. Bunun sebebi ilk yayımlandıkları dönemde (her ne kadar çok sevsek de) şematik ve sığ karakterlere sahip olmalarıdır. Her sanat türünde olduğu gibi, cesur atılımlar, yenileyici yaklaşımlar ve okuyucu seviyesindeki yükseliş sayesinde çizgi roman da daha yetkin ve kapsamlı bir forma kavuşur. Bunun en belirgin görülebileceği çizgi romanlardan biri de Batman’dir.

Joker 001

Batman'in ilk kez göründüğü çizgi roman: Dedective Comics, sayı 27, 1939. Kapak resmi Bob Kane

İlk yayımlandığı tarihlerde suçlularla savaşan erdem timsalidir. Düşmanlarının yaratımını belirleyen ana faktör sıradışılıklarını taşıyabilecek özgün motivasyonların bulunmasıdır. Ama bu haliyle Batman ancak ergenlik öncesi fantezi dünyasını tatmin edebilir. Oysa okuyucu, özellikle çizgi roman okuru, fantezi duygusunu korusa bile genişleyen ufkunu dolduracak eserler bulmak ister karşısında. Parodisel özelliklere sahip olsa da Batman’de bu potansiyel oldukça mevcuttu. Dünyanın en zenginlerinden birinin geceleri pelerin ve maskesini kuşanıp suçluların peşinden koşabilmesi belli bir obsesiflik gerektirir. Bunu belirginleştirmek için yaşadığı travma (anne ve babasının öldürülmesi) iyice vurgulanır. Bruce Wayne olarak gündüzleri takındığı umarsız playboy rolü de başka bir anlama kavuşur. Süpermen ya da Örümcek Adam kostümlerini çıkarıp kendi öz benliklerini yaşayabiliyorken Batman’in bu imkanı yoktur; yaşayabilmek için öz kimliği olan Bruce Wayne’i feda etmiştir. Suçla savaşmak için yüzüne taktığı maske gerçek, öz kimliği olan Bruce Wayne bir maskeye dönüşmüştür. 40′lı yıllardaki Batman’in uyguladığı şiddet kurumsal kolluk kuvveti erdemlerinin izin verdiği ölçüdedir. Ancak yazar ve çizerlerinin kattığı derinlik nedeniyle, yukarıda bahsettiğim gibi, anne babasının kaybını iyice travmatikleştirmiş, bununla paralel olarak düşmanlarına karşı şiddet seviyesi iyice artmıştır. İlk Batman suçla savaşırken sistemin erdemlerine de örnek oluşturma kaygısını taşıyordu, ama günümüzde suçun şiddeti oranında şiddetini arttıran bir Batman var. Tabii ki Punisher gibi “acımasız” bir karakter olduğunu söylemiyoruz, ama değişen renk tonu gözden kaçacak gibi değil. Bunun miladı olarak da kuşkusuz Frank Miller‘ın “Batman: Dark Knight Returns” serisini kabul etmek gerekir. Grant Morrison ve Dave McKean’in “Arkham Asylum” albümü de Batman’i daha psikolojik bir kahraman haline getirmiştir.

Frank Miller, Batman. The Dark Knight Returns

Frank Miller, Batman. The Dark Knight Returns

Çizgi romancıların karakter gelişimi çalışmasından sadece Batman’in nasibini alması söz konusu olamazdı. Aynı şekilde düşmanları da daha derin ve karanlık çizgilere kavuştu. Üzerinde en çok durulan düşmanı, elbette ki Joker’dir. Bunun sebebi sahip olduğu potansiyeldir; hemen hiçbir çizgi roman kötüsü onun kadar anlam ve mantığa sığmaz değildir. Joker’in kendisinin bile bir sonraki hamlesinin ne olacağına dair bir fikri olduğunu düşünmeyiz. Nihilist bir zirveye ulaşmış, yokluğun karşısında hayatı bir şaka olarak kabullenmiş, ama dünyaya yenilmek yerine onu kendi estetiği ile biçimlendirmeyi seçmiş biridir. Kendi benliğini bu “şaka”nın dışına çıkaran biri olsaydı onu belki anlayabilecektik, ama tam aksine, kendini tam merkezine koymuştur; bizim dünyamızdan çıkmış, başkaları tarafından düşünülme imkanı bırakmamıştır.

1988'de yayımlanan Batman: The Killin Joke. Yazar Allan Moore, kapak çizeri Brian Bolland

1988'de yayımlanan Batman: The Killin Joke. Yazar Allan Moore, kapak çizeri Brian Bolland

Çizgi roman dünyasının zirvesinde yer alan Alan Moore, Joker’in nihilizmini Nietzche’nin aşırılıştırılması olarak ortaya koyarak hem ele avuca gelmezliğini korumuş hem de okuyucuya belli belirsiz de olsa bir çerçeve kazandırmıştır “The Killing Joke”ta. Jack Nicholson’un sinemadaki Joker performansı izleyici açısından unutulmaz ve keyifli olsa da “The Killing Joke” zirvesindeki Joker’e aşina olanlar için daha yüzeysel olarak kalmaya mahkumdur. Heath Ledger’in canlandırdığı Joker, Allan Moore’dan daha öteye geçmiş, kazara düştüğü asit tankı nedeniyle değil, bile isteye Joker olarak kendini gerçekleyen bir karaktere kavuşmuştur. İnsanın sinirini bozan sabit gülüşü kimyasal bir reaksiyonla değil, dudağının iki ucundaki kesiklerle sağlanmış, bir egzantiriklik olmaktan çıkmış ve derin bir korkunun kaynağına dönüşmüştür. Türkiye’de çizgi roman yayımcılığının kaliteli bir örneği olan Gerekli Şeyler (Büyük Mavi Yayımcılık) 28. İstanbul Kitap Fuarı arifesinde yayımladığı “Joker” albümü ile Türk okuyucusunu ihya etmeye devam ediyor. Brian Azzarello ve Lee Bermejo ikilisi daha önce “Lex Luthor: Man of Steel” serisi ile “kötü adam” tasvirinde ne kadar başarılı olduklarını göstermişlerdi. Yine aynı şekilde bu sefer süper kahramanı değil, kötü adamı merkezlerine alıyor, okuyucuyu onların dünyasında dolaştırıyorlar. Ancak bunu bir “tekrar” olarak görmemek lazım.

Sinemada Joker: Solda Jack Nicholson, sağda Heath Ledger

Sinemada Joker: Solda Jack Nicholson, sağda Heath Ledger

Albümde ilk dikkati çeken unsur tıpkı “The Dark Knight” fiminde olduğu gibi Joker’in dudak uçlarında kesiklerin olması. Hikâyenin hemen başında nedeni bilinmez bir biçimde Joker’in Arkham ‘dan salınması da okuyucuda filmin devamını okuyormuş hissiyatı uyandırıyor. Ancak bu yanlış bir hissiyat, çünkü filmin yapımına başlanmadan önce bu albümün basına tanıtımı yapılmış ve ilk görselleri dağıtılmış. Filmin yönetmeni Christopher Nolan‘ın bu albümdeki Joker görselliğinden etkilenmiş olasılığı daha yüksek.

Joker 008 Hikâye kısaca Joker’in Arkham’dan çıktığında örgütünün ve “şehrinin” başkaları tarafından paylaşıldığını görmesi ve ona ait olanı yeniden ele geçirmek için çalışmaya başlaması şeklinde özetlenebilir. Bu süreç okuyucunun Joker’e bir dikiz atmasını sağlıyor. Ancak Brian Azzarello “Lex Luthor: Man of Steel” serisinde hikâyeyi Lex Luthor’un iç sesiyle aktarırken “Joker”de sıradan bir suçlu olan Jonny Frost’un iç sesini kullanıyor. Bu çok mantıklı bir seçim, aksi takdirde Joker’i Joker yapan o perdeyi yıkmak gerekirdi. Üstelik Jonny’nin kendini Joker’e adaması, Joker “karizma”sının nedenelerinden birini koyuyor ortaya. Hayatın somut gerçekleriyle sınırlandırılmış olan bizler, Joker’in zincirden boşanmış, tamamen kendi gerçekliğini yaşamaya çalışan çılgınlığına biraz gıptayla bakıyoruz. Gerçi bu aşırılık sonuna kadar gitmiyor, gitmesi de imkansız zaten. Bunu en iyi, Joker’in kas gücü olarak kullandığı Croc’la olan ilişkisinde takındığı “idareci” tavrında görüyoruz. Penguen ve Riddler için Joker en hafif tabirle bir tedirginlik kaynağı, İki-yüz Harvey Dent içinse dualist dünyasının saatli bombası. Oysa Croc için Joker komedyen bir suç dehası. Bu albüm bir Joker hikâyesi, Batman ancak sonlarına doğru görünüyor, ama her sayfasında onun varlığını hissediyorsunuz. Çünkü Gotham onları birbirine bağlıyor; ikisinin de tutkusunun mekânı orası, ikisi de Gotham için “Şehrim” diyor. Fazlasıyla tutkulu bir bağ bu. Yazar Azzarello bu dengeyi silik bir biçimde hikâyeye yedirmiş, ama bunu senaryodaki boşluk ya da dengesizlik olarak görmemek gerek. Bu durum okuyucunun iç okumasını teşvik ettiği için bir başarı.

Joker 011

Çizer Lee Bermejo‘nun çizgi gücü olmasaydı albüm çok şey kaybederdi. Albümdeki renklendirmenin iki farklı tarzda olması Bermejo’nun tarzını belirginleştiriyor. Kimi sayfalarda çinin üstünü örtmeyen dijital renklendirme var. Bu sayede gölgelendirmedeki kontrastı fark ediyoruz. Özellikle kumaş kıvrımları gibi detaylarda kendini gösteren gölgelendirme tarzı çizimlere bir derinlik, üç boyut katıyor ve insana Bermejo’nun kalemle heykeltraşlık yaptığını düşündürüyor. Bazı sayfalarda renklendirmeden ziyade klasik anlamda boyamadan (painting) söz edebiliriz, çünkü çinileme yok. Ama bu ikili tarz okuyucuda belli bir rahatsızlık uyandırabilir, kişisel tercihe göre bütün albümün bu iki tarzdan sadece biriyle üretilmesi tercih edilebilir.

Solda yazar Brian Azzarello, sağda çizer Lee Bermejo

Solda yazar Brian Azzarello, sağda çizer Lee Bermejo

Sonuç olarak Brian Azzarello ve Lee Bermejo yıllardır okuyucunun ilgi ve beğenisini taşıyan bir karaktere derinlik ve belirginlik sağlayan bir albüm ortaya koymuşlar. Çizgi roman sanatı için değilse bile popüler anlatı için üst düzey bir hikâye. Gerekli Şeyler’in buna benzer daha pek çok eseri Türkçe’ye kazandırmasını istiyoruz. Tabii bunun olabilmesi için okuyucuların da ilgisi gerekiyor.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir