Cüneyt Arkın ve Emre Kulcanay

“Dünyada bir ninjadan daha tehlikeli ve akıllı bir düşman olamaz.” Son Savaşçı

Dünyayı Kurtaran Adam Cüneyt Arkın’ın Çetin İnanç’la birlikte çektiği filmler arasında en çok bilineni, en ünlü olanı. Ama bu ikilinin çektiği bir film var ki, Tersninja.com henüz küçük ve düz bir ninjayken bile bu filmin hastasıydı. 1982 yapımı Son Savaşçı’dan söz ediyoruz. Dikkatlerden kaçan bu film aslında popülerlikte Dünyayı Kurtaran Adam’la yarışabilecek kadar özel, nahif ve külttür. Daha da önemlisi bu film ninjaların boy gösterdiği nadir Türk filmlerindendir. Rivayet odur ki bu filmden artan paraçalar 1984 yapımı Ölüm Savaşçısı’nda kullanılmıştır. Emre Kulcanay‘ın keyifli röportajını okuduktan sonra bu filmin yazının sonuna iliştirilmiş kısa videosunu izlemenizi öneririz.

Belki de Amerika’da yaşasa veya sinema kariyerini Hollywood’da sürdürse, dünyanın en ünlü aktörlerinden biri olurdu. Dünyanın en çok başrol oynayan jönü Cüneyt Arkın, gerçek adıyla Fahrettin Cüreklibatur şimdiye kadar yaklaşık 300 film çevirdi ve hala çeviriyor.

Tam 200 filmde başrol oynadı… Amerika ve Avrupa’da Steve Arkın, George Arkın, Joseph Arkim, Japonya’da ise Lee Arkın ismiyle biliniyor. Yakışıklı jönümüzün renkli macerası, 8 Eylül 1937’de Eskişehir’in Alpu ilçesine bağlı Karaçay köyünde başladı. Bozkırda koyun güttü, bostan bekledi. Eskişehir’e giderek kiremit fabrikasında tuğla taşıdı. Mandıra ve bakkal çıraklığı derken, doktorluk yaparken tanıştı sinema oyunculuğuyla… Askerliğini yaptığı yerde Göksel Arsoy’la ve doktorluğu sırasında 1964’te Halit Refiğ’le tanışan Arkın, bakmış ki parası fazla, hemen kararını vermiş. Sonra bir sabah uyanmış ki, Cüneyt Arkın olmuş… Şimdi 70 yaşında ama hala güçlü, Tersninja.com’a göre hala en yakışıklı oyuncu…

Cüneyt Arkın sinemasının öğretileri, şimdi sanatçının gururu… Arkın, ‘Malkoçoğlu’, ‘Kara Murat’, ‘Köroğlu’ gibi tarihi filmlerinin yanı sıra ‘Komiser Cemil’ ve ‘Yıkılmayan Adam’ gibi filmleriyle toplumsal sinemanın en güzel örneklerini verdi. Hele bir ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ filmi vardı ki, sırrına ermek hala mümkün değil. Fantastik, bilim kurgu, western, aksiyon, duygusal, komedi derken tüm türlerden alnının akıyla çıkan Arkın, şimdi Betül Hanım’ın 40 yıllık kocası, Murat ve Kaan Cüreklibatur’un babası, ve Murat’ın oğlu Polat’ın dedesi…

Sizin komik bir anınız var Almanya’da?
Berlin’de havaalanındayız, hanımla konferansa yetişeceğiz, araba bekliyoruz. Bir araba geliyor. Harika! 40 yaşlarında bir adam, Cüneyt Arkın gibi kullanıyor arabayı. Bakışından, yürüyüşünden Türk olduğu belli. Arabadan çıktı, geldi ve kucakladı. “Memleketimize hoş geldin Tarık Akan abi” dedi.

Beyoğlu’ndaki Yeşilçam sokağına gidiyor musunuz? Ne görüyorsunuz, ne geçiyor aklınızdan?
Gidiyorum, çok üzülerek dönüyorum. İşsiz, parasız insanlar… Dertlerimiz var, telif hakları meselesi var.

Filmleriniz televizyonlarda hala gösteriliyor. Telif alıyor musunuz?
Ödenseydi katrilyoner olurdum.

İyi ki yapmışım dediğiniz şeyler neler?
İyi ki evlenmişim, iyi ki çocuk yapmışım! Gerisi palavra!

Cüneyt Arkın şansı nerede yakaladı?
İlk şansım, Halit Refiğ ağabey gibi bir yönetmenle, Gurbet Kuşları gibi bir filmle işe başlamış olmamdı. O filmden 500 lira almıştım. Düşünün, ihtisas yapacağım ve kadro bekliyorum. Ben nöroşirurji istiyordum, kadro açılırsa imtihana gireceğim ve kazanacağım, uzun iş… Hastanede de çalışıyordum. Kadrom olmadığı için öğle yemeği de çıkmıyor. O dönemde Halit ağabey ile karşılaştık “Doktoru oynar mısın?” diye sordu, Göksel Arsoy’la çekiyorlarmış. Benim çok işim vardı; 100-200 hasta bakıyordum günde. Olur dedim, kaç lira alacağımı sordum, ‘500 lira’ deyince hemen kabul ettim (gülüyor). İlk doktor aylığım 380 liraydı. Parayı alacak ve kadro beklemeye devam edecektim. Filmi seyrettiler, 2-3 film teklifi aldım. 1000 liraya çıktı fiyat, 3 filme 3000 bin lira. Üüüf! Bunları alıp vazgeçerim diyordum. Nereye vazgeçiyorsun? Sabah bir uyandım, Cüneyt Arkın olmuşum.

Filmlerde dublör kullanmayıp, sirklerde ders almışsınız?
İtalyan Medrano sirkinde 1,5 yıl çalıştım. Sirkte ne yapılıyorsa hepsini öğrendim. Kazak Sirki’nde de at numaralarını öğrendim. 6 yıl karate çalıştım. Sırıkla atlama vardı, ne kadar zordu. 200 metre depar atacaksın, hızın ve ağırlığın seni atacak. Stadın etrafını 10 kere koşardım. Kış kıyamette çalışırdım, ellerim tutmuyordu. Biz böyle çalıştık.

Tüm bunları sadece sinema için mi yaptınız?
Evet, sinema için. Başarmam gerekirdi. En iyi olmalıydım. Hayatta, kaybetmeyi sevmiyorum. Bir işi yapacaksam en iyisini yaparım.

‘Dünyayı Kurtaran Adam’ hakkında konuşulmadık bir şey kaldı mı?
Dünyanın her yerinde ‘crash’ film olarak çok ilgi çekti. Ciddiye almıyorsun. Son derece saçma. Ama müthiş bir sıcaklık, samimiyet var. Cüneyt Arkın vardı bir kere orada. Yepyeni bir film tarzı. Kostümler, kavga sahneleri. Kavga ettiklerim de canavarlar, uzaydan gelenler, iskeletler, mumyalar… Çok değişikti. Türkiye’de çok tuttu. Sonradan crash diye çöp tenekesi filmleri başlamıştı ona en büyük örneklerden biri olmuştu.

Cüneyt Arkın sinemasının sırrı neredeydi?
Türkiye’de ben sinemaya başladığımda 30 milyonun 20 milyonu filmimi izlerdi.Türk sineması öğrenme aracıydı, moraldi. Kadınlar, yaşlılar, dullar gelip ağlar rahatlardı. Yiğitliği, cesareti öğreniyordu insanlar. Komşuluk ilişkileri, karakter oyuncularla veriliyordu. Türk toplumu o nedenle bir arada çok güzel yaşardı. İstanbul Film Festivali’nin açılış gecesinde de söylemiştim, kimse dikkat etmedi: Türk sineması o dönem işlediği konularla, değerlerle Türk toplumunu bir arada tutuyordu. Her hafta yeni bir film izliyorsun, her hafta bir değer öğreniyorsun. Bir tv kanalına gittim, ahlaklı terbiyeli nazik gençler vardı, “Sizin gibi gençleri tanımak beni mutlu etti” dedim. ‘Cüneyt ağabey, biz senin filmlerile büyüklere saygıyı, mertliği, zayıfı ezmemeyi, kafanı dik tutmayı öğrendik’ dediler. ‘Yalnız Adam, Yenilmeyen Adam’, ‘Komiser Cemil’… Harikaydı o filmler.

Komiser Cemil’de de ağır bir toplum eleştirisi vardı…
Türkiye’yi nasıl dışarıdan ve içeriden ahtapotun kolları gibi sarıp sıktıklarını boğduklarını ve nasıl bugüne geleceğimizi orada söylemişiz. 1975’de çekilen Cemil filminde 2007 Türkiye’sinde olabilecekleri biz göstermişiz.

Siyasete de atıldınız. Eskişehir’den milletvekili adayı oldunuz. Sonra ne oldu?Ben seçildim. Sayımda seçtirmediler. Mesut Yılmaz’a, Ankara’ya ve Eskişehir il teşkilatına karşı geldim. Böyle rezillik olmazdı.

Tekrar düşündünüz mü ondan sonra?
Nnayır! Bir köylü oturuyordu, “Bir şey yapmayıp oturuyorsun heykel gibi’ dedim. Eliyle parmağını oynatarak, “Mamçakoğlu gel bakayım gel. Yırtınma seni seçmeyeceğiz. 40 bin tane siyasetçi var hepsi geldi, seçtik ve gittiler. Bir daha yüzünü göremedik. Bari seni görüyoruz, yırtma kendini” dedi.

Türk sinemasında aksiyonun türünün ünlü ismisiniz. Polat Alemdar ve Kurtlar Vadisi için ne düşünüyorsunuz?
Bak, ben yaptığım her şeye inanıyordum çünkü kendim yapıyordum. Kavga sahnesinde, 10 atın arasına girmekte bile montaj hilesi kullanmıyorduk. Parende atıp atın üstüne düşeceksem, atın üstüne düşerim. Koskoca perdede numara yapamazsın. Seyirci görüyordu, inanıyordu. Cüneyt Arkın, son sürat gider, üstüne atlar. Kılıcı vurunca, devirir. İki atın arasından gider, biri düşer öbür atın üstüne biner. Karatede siyah kuşak olmuşum. Kusura bakmasın; Polat benim için oyuncu değil. Onu dizi şöhret yaptı.

Dizinin şöhretini nasıl yorumluyorsunuz?
Kurtlar Vadisi, Türkiye’de sosyal bir olaydır. Ben filmini izledim çok kötüydü. Ama ilk dizi başladığında sosyo-kültürel anlamda önemli bir diziydi.

Gerek sitenizde gerek çağrıldığınız panellerde sık sık gençlerle bir araya geliyorsunuz. Onlar soruyor, siz yanıt veriyorsunuz. En çok ne altıyorsunuz onlara?
En çok tarihi merak ediyorlar. Türk gençliği tarihini bilseydi, ABD ve Avrupa karşısında el pençe divan durmazdık! Askerlerimizin başına çuval geçirtmezdik! Irak’taki ABD birlikleri eski komutanı Richard Myers ne diyor? “Türkler eğer K.Irak’a müdahale ederse tekrar askerlerinize, Türk askerine –Benim Mehmetçiğime!- çuval geçiririz diyor. Ben Myers’den, ABD’den, hepsinden bin kere daha önemli bir milletim. Büyük bir milletim ben. Değerlerim var. Batıda kan dolaşımı, hormon, astroloji bilgileri yokken bende vardı. Bir Türk genci nereden geldiğini bilse, kendi değerini bilir. Kendi değerini bilen insan da kendini önemser, aşağılık kompleksine kapılmaz. Batı, Türk gençliğinin karşısında aşağılık kompleksine girsin. Zamanla Batılılaşma yolunda çok önemli imtiyazlar tanınmış. Onun için Türk halkı Batılılaşmak deyince ‘altından ne çapanoğlu çıkacak’ diye durur.

Emre KULCANAY

Fotoğraf: Koray Karaermiş

[wp_youtube]2f583F_Hteo[/wp_youtube]