javier bardem

Konuk yazarımız Nahide Mutlu 8 Mart tarihli İhtiyarlara Yer Yok: Acaba romanı daha mı güzeldir? başlıklı yazısında Cohen Biraderler’in filmiyle ilgili görüşlerini paylaşmıştı bizimle. Bir okurumuz da kendi görüşlerini N. Mutlu’nun yazısının altına yorum olarak girmiş. Bu yazıyı yorum hanesinde bırakmaya gönlümüz razı olmadı. Yazarın, çoğunluğun tersine giderek film hakkında olumsuz şeyler söylemesi bile, bu yazıyı buraya taşıyıp sizinle paylaşmamız için yeterli. Son bir hatırlatma: Burası sizin siteniz sayılır, elinizi korkak alıştırmayın ve siz de yazarlarımız arasına katılın.


Sinema bir sanat dalıdır. Her sanat dalında olduğu gibi tarafsız bir bakışı hak eder ve bundan beslenir ama ne yazık ki günümüzde bu neredeyse imkansız hale gelmiştir. Amerikan kültür hegemonyası son son 30-40 yıldır o kadar güçlü propaganda araçlarına sahiptir ve bunun sonucunda tüm dünyayı etkisi altına almıştır ki sinema gibi büyülü bir sanat bunun negatif etkisi altında kalabilmektedir. Oscar ödülleri özellikle son yıllarda tamamen tarafsızlığını yitirmiş ve sinema sanatına gerçek anlamda bir katkı yapmaktan uzak hale gelmiştir ( burada oscar kazanan oyuncuların ücretlerinin artması veya stüdyoların bazı anlamsız filmlerinin oscar aldıktan sonra tekrar gösterime girmesi ve hasılat elde etmesini ya da dvd satışlarının artmasından bahsetmiyorum.)

İhtiyarlara Yer yok (No Country For Old Men) filminde 3 ana karakter var. Şimdi bu filmi seyreden herkese soruyorum : Hepimizin sinemada gördüğü orjinal montajdan başka hiç bir şey değiştirilmeksizin Tommy Lee Jones‘un oynadığı tüm sahneler çıkarılsa ve bu haliyle gösterilse film; eğer varsa anlamından ya da genel karekterinden en ufak bir şey kaybeder mi?

Eğer bu soruyu “evet kaybeder” diye cevaplayan varsa bu kaybın ne olduğunu çok iyi açıklamalıdır ki bu imkansızdır. Çünkü film tekrar seyredildiğinde tüm tarafsızlığımla söylüyorum: böyle bir kaybı açıklamanın imkansız olduğu görülmektedir.

Bundan sonra düşünülmesi gereken ve esas trajikomik olan unsur ise 3 ana karakterinden birinin, oynadığı tüm sahnelerin filmden çıkarılıp çıkarılmamasının hiçbir şeyi değiştirmediği bir filmin nasıl senenin en iyi filmi ödülünü aldığıdır. Üstelik kanımca sinema tarihinin oyunculuk açısından gelinebilecek en üst performanslarından birinin verildiği ve sadece son sahnesinin bile gerçek sinema severler açısından şimdiden bir kült olduğu gerçekten çok iyi bir uyarlama ve her açıdan üstün yönetmenlik unsurlarını içeren There Will Be Blood karşısında……. Ama zamanında Fight Club’a bile en iyi film payesini veremeyen akademiden zaten böyle bir karar çıkması olanaksızdı.

İddiam şudur ki Cohen Kardeşler ABD vatandaşı olmayıp sıradan ve orta zekanın çok altında yaşayan ABD vatandaşlarının kanımca aptalca diyaloglarını içeren filmler çekmeselerdi dünya sineması ve eleştirmenler gözünde hiç bir yerleri olmazdı.

Bu filmin ardından Türkiye’de ki bazı sinema eleştirmenlerinin, mesela Atilla Dorsay‘ın, ” filmi Cannes’da izledim, çıktığımda büyük bir şok içindeydim” gibi sözleri de üstte bahsettiğim kültür hegomonyasının izlerinden başka bir şey değil. Eğer Atilla Dorsay bu sözlerinde samimi ise kendine şu soruyu sormalıdır ve dürüstçe cevabını vermelidir: Her açıdan değerlendirdiğimde (görüntü yönetimi, oyunculuk, senaryo, yönetmen katkısı) ilk aklıma gelen örneği veriyorum, mesela Muhsin Bey’e 10 üzerinden kaç puan veririm bir de çıktığımda şoka uğradığımı söylediğim İhtiyarlara Yer Yok’a kaç puan veririm?

Burada Amerikan sinemasının her üretimi kötüdür demiyorum. Beni çok etkileyen filmler arasından birçok Amerikan filmi de vardır. Yalnızca sanki farklı bir sanatsal boyutu görüyormuş ya da özümsüyormuş gibi içi boş ve anlamsız bir filmden sonra methiye düzme yarışını eleştiriyorum.

Son söz Javier Bardem‘in oyunculuğunu beğenenlere: bir de Mar Adentro’yu (İçimdeki Deniz) ve Before the Night Falls u izlemelerini tavsiye ederim.

Enver Özgür Koçak

Bu yazılar da ilginizi çekebilir