Den Brysomme MannenKonuk Ninja

İş hayatımın en yoğun zamanlarında acı bir şekilde günlerimin elimden kayıp gittiğini görerek acı çekiyordum. Yaşamım tam bir rutine oturmuştu, çemberi çeviren bir hamsterdan farkım yoktu. O zamanlar (çalışmanın dışında bir seçenek varolmadığı için) janti giysilerle hijyenik işyerlerinde saat 5 ya da 6 oldu mu bağlasan durmaz çalışma hayatının içinde olduğumu hayal ederdim.

Deniz AkhanDeniz Akhan

“Evet,” derdim, “buna katlanabilirim.” Tabii ki bunun da boğucu bir hayatın farklı bir versiyonu olduğunun farkındaydım, zaten karşılığında para almak için yapılan hangi işte bu rutinin dışına çıkabiliyor ki insan? Benim durumum beterin beteri var şiarından hareketle, beterin daha iyisini istemekti. Oysa günümüzde toplumun geneli bu hayatı istiyor, onu elde etmek için çıldırıyor, ağzının suları bıynundan süzülüp göğüslerine varınca zevkten titriyor (çok erotik bir benzetme oldu). Doğar doğmaz boyunlarına kravat takılan bebekler bu uğurda ne merhalelerden geçiyor. Gelişmiş modern toplum imajı bu: Kaliteli elbiseler, dekorasyonuna yıllar harcanan evler, prestijli bir meslek, bütün bu görüntüyü dolduran modern bir eş, düzenli cinsel hayat. İsmi anılır anılmaz güneş görmezliği ve mekanikliğinden söz açılan İskandinavya diyarından, Danimarka’dan gelen Den Brysomme Mannen böylesi bir toplumu fantastik bir biçimde tasvir ediyor. Filmin ismini birebir tercüme edersek Can Sıkıcı/ Rahatsız Edici Adam gibi bir ifade ortaya çıkıyor.

Den Brysomme Mannen

Filmin kahramanı Andreas anlatılan dünyaya hiçlikten geliyor. Önüne her imkan sunuluyor: güzel bir ev, iyi bir iş, güzel bir kız arkadaş… Ama mekanikliğin sınırlarında gezinen bu hayata tutunmakta zorlanıyor. Zamanı boşluğun yoğunluğundan kımıltısız kalıyor. Aşık oluyor, ama tamamen kendinden doğurduğu bir aşk bu, etrafını çevreleyen herkes duygusuz bir yaşam tüketimine kaptırmış kendini. Reklamlarda bize özendirilen mutlu çalışanların dünyasının dekorları dökülüyor, gri bir akşamüstünün ölgün ışıkları her yeri kaplıyor. Filmin ismi bu noktada anlam buluyor; can sıkıcı/rahatsız edici olan Andreas, çünkü istese bile konformizme teslim olamıyor, diğerlerini rahatsız ediyor.

Den Brysomme Mannen

Bir İskandinav filminden bahsedildiğinde büyük ihtimalle “soğuk ve kasvetli” tanımına rastlarsınız. Bunun nedeniyle ilgili hazır cevaplarımız vardır zaten. Bu film de soğuk ve kasvetli, ama zaman ve mekandan bağımsız bir yapısı olduğu için bildik bir İskandinav filmi tanımına girmiyor. Modernizmin mekanize yönüne ve konformizme yapılan küçük, naif bir eleştiri gözüyle bakmak daha doğru olur. Ancak küçümsediğimi düşünmeyin sakın; yönetmenliğiyle, oyunculuğuyla, senaryosuyla tasvir ettiği atmosferi kolaylıkla seyirciye aksettirebiliyor. Görüntü yönetmeni filme en uygun dokunuşları yapmış.

Den Brysomme Mannen

Filmin depresif bir etkisi var elbette. Yaşadığım ülkede -her şey yolunda giderse- gelecekte böylesi bir yaşam sürüleceğini düşünmekten kaynaklanıyor bu. Hatta kurtarılmış bölgelerde bunu görüyorum uzaktan. Gençliğimde buna uygun şekilde bana yönelik beklentilerin belli belirsiz emarelerini hissetmiştim. Beşiktaş iskelesinde Ahmet Abi ile film hakkında konuşuyoruz. Ben umutsuzum, ama bana etrafımdaki insanları gösteriyor. Filmdekilerle kıyaslanınca eciş bücüş insanlarız. “Bizde hâlâ insan var” diyor Ahmet Abi. Emin olamıyorum, ama inanmak istiyorum. En çok da kendimin insan olduğuna…


Den Brysomme MannenDen Brysomme Mannen
Yön: Jens Lien
Oyn: Trond Fausa Aurvaag, Per Schaaning, Petronella Barker

Bu yazılar da ilginizi çekebilir