Öykü Palas 3: Süt

Sabahın erken saatleriydi. Bir el arabasının tekeri tüm sokağın sessizliğini hiç ederek ilerliyordu. Her evin önünde boş süt şişeleri, onları bekleyen malum kaderi kabullenmiş ancak gururunu yıkmamaya kararlı bir halde bekliyordu. El arabası, evlerin önündeki boş şişelerin önüne geldikçe susuyor dolu şişelerin şıngırtısının ardından tekrar gıcırtısına kaldığı yerden devam ediyordu. Bir ritüelin en zirve anıydı bu. O sabaha kadar. O sabah bir ilk oldu, 46 numaralı evin önünde süt şişesi yoktu. Bu olabilecek en son şeydi. Çünkü düzenin ve intizamın o sokaktaki yegâne temsilcisi ve temizlik gurusu Canan Hanım 46 numaralı evde oturuyordu.

Canan Hanım kendisine kocalık ettiğini düşündüğü bir adamın kendisinden olmayan iki çocuğuyla beraber aynı çatı altında oturuyordu. Yıllarca bir evlilik yapmamanın gayreti içerisinde olsa da hayatın tüm baskıları ve annesinin ölümüyle ortaya çıkan yalnızlık onu bir evlilik yapma konusunda ikna etmişti. Ancak şöyle bir şartı vardı bu evlilik akdinin; asla birlikte yatılmayacak ve asla birbirlerine dokunmayacaklardı.

Despot tavırlarıyla çocukları bezdirmiş ve aradığı huzurlu ev ortamını sağlayabilmişti. Tabi ki bu ortam herkes için aynı derecede huzur içinde olacak diye bir şey yoktu. Burası her ne kadar tapu kayıtlarında kendisinin adına olmasa da artık Canan’ın eviydi. Bunun için gerekli tüm kurallar daha ilk günden herkese kabul ettirilmişti ve bu kuralları çiğnemenin cezasının ne kadar ağır olduğunu evin küçük erkek çocuğu kırdığı bir bardakla öğrenmişti. Canan aslında annesi öldükten sonra evlilik fikrine kapılmasını belki de hükmedecek kimse kalmadığı için aldığını zaman zaman düşünüyordu. Ancak bu ne kadar gerçek dahi olsa bunu dillendirmenin kimseye bir faydası yoktu.

46 numaralı evin olduğu sokak tam anlamıyla onun düzen ve tertibat sevdalısı hayatına hitap ediyordu. İstese bundan daha düzenli bir sokak bulamazdı. Yerlere çöp atmayan, sakin, duyarlı ve zamanlaması yerinde olan kimselerle bir arada yaşıyor olması onun bir bakıma sokağa olan bakış açısını da değiştirmesine sebep olmuştu. Çünkü annesi ile oturduğu dönemde hayatı evin içinden başka bir yer değildi. Perdeleri bile açmazdı ki içeriye kötü görüntüler girmesin diye.

Evlilik yaptığı adam ise; eşinin ölümü sonrası hayatının sekteye uğramaması ve evinde çocukların düzenini sağlayan birinin olması için, unutmadığı karısının yerine koymadan bu işleri yapabilecek birini arıyordu. Doğru adres onun için de Canan olmuştu. Yatağını paylaşmayı istememesi aslında bu adamın söylemekten çekindiği ancak dile getiremediği bir konuydu. Çünkü ölen karısına olan aşkı hala damarlarında dolaşıyordu…

Günlük rutinler Canan için sabahın ilk ışıkları ile başlardı. Kalkar kalkmaz duşa girer, o gün için ayırdığı iki kat elbiseyi bir kenara ayırır, çamaşırları makineye atar ve akşamdan yıkamak üzere çalıştırdığı bulaşık makinasının kapağını açarak süt şişelerini çıkarır ve kapının önüne bırakarak sabahın taze sütlerini bırakması için sütçüyü beklemeye başlardı. Tabi ki sütçü gelene kadar boş durmaz evin diğer yapılması gereken işlerini yapmaya devam ederdi. Çocukların okula kalkma saati geldiğinde asla yataklarına gidip onları uyandırmaz onun yerine o saatte süpürgeyi çalıştırarak hem onların uyanmasını sağlar hem de evin temizliğini yapmaya devam ederdi.

O sabah yine aynı olayların yaşanmaması için hiçbir sebep yoktu. Tabi ki yaşanması gereken yaşanılacaktı. Sabah yine uyanması gereken saatte uyandı Canan. Gün boyu iki kez değiştirdiği kıyafetleri önceden ayarladı ve banyoya geçti. Hatırı sayılır bir temizlikten sonra her günkü zamanlamasının biraz gerisine düştüğünü fark etti. Banyodan çıkar çıkmaz üzerinde bornoz ve başında havluyla mutfağa geçti. Saçlarının ıslaklığının bu kadar fazla olduğunu düşünememişti. Saçlarından akan su damlacıkları temizlikten bir ayna gibi parlayan fayansların üzerine düşmüştü. Mutfaktan aldığı şişeleri kapıya doğru götürmeye başladı. Saçlarından dökülen su damlacıkları yeri kayganlaştırmıştı.

Sütçü bir yıldan fazladır bu evde yaşayan ve kurallarını daha geldiği ilk günden sütçüyle bile paylaşan bu garip kadının ilk kez rutinin dışına çıkmasını şaşkınlıkla karşıladı. Etrafına bakındı, ne yapması gerektiği hakkında en ufak bir fikir yoktu. Sütleri alamazsa sorun çıkaracağını bildiği bu garip kadına bulaşmadan bu işi halletmesi gerekiyordu. Ama bir yandan da süt şişelerini almazsa işlerinin sekteye uğrayacağını biliyordu. Ama kadının şirretine bulaşmaktan mutlaka kaçınması şarttı. En iyisi sütleri bırakıp gideyim. Yarın hepsini toplu alırım şişelerin dedi kendi kendine. Sütleri bıraktı ve gitti. Bir an kapıyı tıklatmak aklından geçtiyse de sabahın bu erken saatine bu şekilde insanları rahatsız etmek doğru olmaz düşüncesiyle bu fikrinden vazgeçti.

Canan telaşlı adımlara mutfaktan çıktı ve elindeki süt şişelerinin biri elinden kaydı, düşmesin diye bir hamle yaptıysa da büyük bir gürültüyle kırıldı şişe. Canan sinirli ve telaşlı bir şekilde arkasını döndü ve mutfaktan temizlik eşyalarını almaya gidecekti ki saçlarından dökülen su damlacıkları yeri bir buz pisti kıvamında kayganlaştırmıştı. Canan’ın gördüğü son şey iki ayağının da havada olduğuydu. Sert bir biçimde az önce kırılan şişenin büyük bir parçasının üstüne düştü.

Kocası ve çocuklar kırılan süt şişesinin sesiyle yataklarından fırladılar. Bu kırılma sesi uzun zaman sonra bu evde duydukları en düzensiz ve karmaşalı sesti. Hızla salona doğru koştular ancak Canan büyük bir kan gölünün tam ortasından zorla nefes almaya çalışıyordu. Kocası yaklaşırken ayağını bir cam parçası kesti. Ayağından akan kana aldırmadan ona yaklaştı ve teselli mahiyetinde birkaç kelime söyledi.

Göle dönmüş kana birkaç damla da adamın kanı karışmıştı. Evlendikleri ilk günden bu yana ilk kez bu kadar yakındılar. O kadar yakınlardı ki kanları birbirinden ayırt edilemiyordu. Canan son nefesini verdiğinde adamın kolları da güçsüz düştü ve onu olduğu yere yatırdı. Çocukların gözlerinde ne bir üzüntü ne de bir korku vardı. Hatta küçük erkek çocuğun yüzünden hınzır bir gülümseme okundu.