cinedergi kapaközgü namal

İnternetin sinema dergisi Cinedergi’nin ikinci sayısı yayınlandı. Cinedergi.com adresindeki derginin bu sayıdaki konuklarından biri de Serdar Akbıyık‘ın sorularını yanıtlayan Özgü Namal.


Son dönemde rol aldığı Mutluluk, Beynelmilel gibi filmleriyle festivallerdeki bütün ödülleri toplayan Özgü Namal Türk Sineması ve dünya sinemasında kadının yerinin bulunmadığını söylüyor. Bu duruma “gıcık” olduğunu söyleyen genç yıldız kendi hikayesini ve kadın dertlerini anlatan bir film yapacağını veya yapılmasında rol oynayacağını iddia ediyor. O…Çocuklarında yarı İtalyan yarı Türk olan bir kadını canlandıran Namal filmin içinde var olan kadın karakterlerle ayrıcalıklı bir yapım olduğunu söylüyor…

Senaryoya nasıl dahil oldunuz?

Biraz uzun soluklu bir serüven. Filmin çekimlerine başlanacaktı sonra ara verilmek zorunda kalındı. Sonra ikinci yarı koşusu başladı. Ben ilk yarıda haberdardım ama daha farklı bir ekip, daha farklı bir kadro vardı. Sırrı ile çalışmıştım, birbirimizi iyi tanıyorduk. O hep ilk günden beri “Özgü, Dona olsun” diye söylemişti. Bir takım başka isimler de geçmişti benden önce. Demet’ten önce de başka isme gitmişler, benden önce de. Bunlar bizim için önemli değil, biz profesyonelce bakarız, role bakarız, mala bakarız yani. Öncesi sonrası açıkçası beni çok ilgilendirmez. Sırrı sayesinde dahil oldum. Selay’la (Tozkoparan), yapımcımızla zaten yıllardır çok çalışmak istiyorduk.

Senaryoyu okuduğunuzda ne hissettiniz?

Çok etkilendim, bütün kadın rollerini oynamak istedim. “Allahım Mehtap’ı da, Hatice’yi de ben oynasam” diye düşündüm. Sonra aramızda konuştuk ki, bütün senaryoyu okuyan kadınlar aynı şeyi hissetmiş, hepimiz bütün rolleri oynamak istemişiz. Senaryoda kadın rolleri iyi yazıldığı için çok özdeşleşiyorsunuz ve inanılmaz şekilde bir empati kuruyorsunuz. İlk hissettiğim buydu. İkincisi “Ben Dona’nın altından kalkabilir miyim, biraz zor bir rol” diye düşündüm. Yarı Türk, yarı İtalyan olması nedeniyle “ben bununla nasıl baş edebilirim” diye ufak bir telaşa kapıldım. Sonunda “Çalışırsam galiba yapabilirim, altından kalkabilirim” gibi bir güven geldi. Keşke filmdeki diğer karakterler Mehtap veya Hatice daha genç olsaydı diye düşündüm. Onun dışında senaryodan çok etkilendim. Çok trajikomik bir hikaye. Acı dolu bir hikaye. Sırrı çok güzel yazmış. Çok güzel bir kalem zaten. Böyle gözlerim dolu dolu, tüylerim diken diken “Oh be, sonunda günün birinde biri bir kadın hikayesi yazdı ve karakterlerin hepsini de kadın yaptı, yaşasın” diyerek gururla okudum.

“Bizde senaryo yok” denmesini, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bütün bunları ortaya çıkarmak için bir, iki tane Sırrı Süreyya Önder mi bulmak gerekiyor?

Evet herhalde doğru kelime bu. Bir, iki tane Sırrı Süreyya Önder olmak lazım. Sırrı’nın baktığı pencereden bakmak lazım, çünkü biz senaryo özürlü bir ülkeyiz. Tarihe hiç girmiyorum. Sokak aralarında bile bu kadar hikaye varken Sırrı’nın baktığı gözle bakmak lazım. Bu durum beni o kadar hırslandırdı ki ben senaryo dersleri almaya başladım. Sırrı’ya yalvardım “Bana senaryo yazmayı öğret” diye. Kafamda yüz tane hikaye olabilir ama bunu nasıl kağıda dökeceğimi bilmiyorum, Bilmiyor olabilirim, bu benim işim değil ama öğreneyim, öğrenmekten bir zarar gelmez. Sırrı’nın baktığı pencereden bakmıyorlar dolayısıyla da hikayeler yüzeyselleşiyor. Mehtap gibi kadınlar, emanetçi anneler hala var mı bilmiyorum, hiç önemli değil. Bunu bulup çıkarmak, bunu görmek bunu hikayeye taşımak bence olağanüstü bir yetenek. Buna ancak saygı duyulur. Bana bir oyuncu olarak iyi senaryo buldu mu, onu kapmak, yüceltmek, arkasında durmak düşüyor. Sadece iyi senaryolarda oynayıp bir tarzım ve tavrım olduğunu göstermem gerekiyor. Bir sürü film senaryosu okuyorum ben ve gerçekten konuşmaya bile değmeyecek şeyler okuyorum, inanılır gibi değil. Ama hiç olmazsa iyi senaryolara sahip çıkarsak ve böyle adamları, Sırrı gibi, Murat gibi bunları parlatan, cilalayan adamlara sahip çıkarsak çok önemli bir şey yapmış olacağımızı düşünüyorum. Onun dışında ben işin mutfağına feci kafayı taktım. Tabii ki çok iyi bir senarist olmak gibi bir derdim yok. Benim bir hikayem var, benim bir derdim var, söylemek istediğim bir şey var. Neye ihtiyacım var kaleme, kağıda. Kalem, kağıt basit ama düşünceler önemli. Teknik önemli. Bu toprakların, bu hikayelerin cevherinden yararlanmayacak, buna sırtını dönecek adama inanamıyorum. Onur Ünlü’nün filminde oynadım: Polis. Şimdi Onur bir tane daha hikaye yazdı “Bankası” diye inanılmaz bir hikaye mesela. Yeryüzünde yaşayan bir insanın yazabileceği bir şey değil. “Sen yaratıksın” diyorum Onur’a onun da çok güçlü kalemi. Desteklemek gerekiyor.

Röportajın devamı için tıklayın: Cinedergi.com

Share This Post