
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
18 Mar
Uzakdoğu mimarisinde, hem aydınlatma hem de süs elemanı olarak kullanılan kağıt fenerler, oldum olası ilgimi çeker. ‘Son derece ucuz ve basit bir sistemle yapılmasına rağmen kullanıldığı yerlere hoş bir hava veren kağıttan mamul bu nesne, ne menem bir şeymiş acebe?’ temelli araştırmam sonucu bulduğum Hong Kong’tan çıkma Human (Skin) Lanterns adlı film, bir yandan merakımı bir nebze olsa giderirken, öte yandan elimde tuttuğum her kağıt fenerin, kağıt olmayabileceği şüphesini de beraberinde getirdi. Kısacası, Hong Kong’ta korku filmleri açısından tehlikeli bir dönem olan 80’lerden gelen bir filmle yolumuza devam ediyoruz. Devamını oku »
18 Mar
Zombiler bu kez ait olmadıkları bir yerdeler. Jane Austen’in 19. yüzyılda yazdığı önemli bir klasik, Aşk ve Gurur zombiler tarafından istila edildi.
17 Mar
Suphi Kaner ismi, bir Yeşilçam aşığı değilseniz çok tanıdık gelmeyecektir size. Gün geçtikçe daha az hatırlanan bir isim onunki. Bir sistemin egemenleri tarafından ölüme sürüklenmiş ne ilk, ne de son kişidir Suphi Kaner. Ama pek azının hikayesi bu kadar dramatik ve hüzünlüdür.
17 Mar
Yazının başlığı Mercan isimli şarkıcının oldukça “anlamlı” bir şarkısının adı. Gereksiz olacak belki ama, bu şarkıyı her duyduğumda Hakkı Bulut’un “Kıskanıyorum” isimli şarkısındaki “henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum” sözleri geliyor aklıma. Bu şarkıdaki kıskanılan kişinin aslında Mercan olduğuna, ve Mercan’ın “sana değil kardeşine” şarkısını “Possession” filmini izledikten sonra yazdığı konusunda, eğer kaybetmek gibi bir lüksüm olsaydı, kesin iddiaya girerdim.
16 Mar
21. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde Ulusal Belgesel Film Yarışması jürisinde yer alan sinema yazarı Özgür Şeyben, “dost acı söyler” misali Ankara’da bizzat şahit olduğu ve bu köklü festivale yakışmadığın düşündüğü yanlışlara ve eksikliklere dikkat çekiyor.
15 Mar
Mükemmel bir Semih Kaplanoğlu eseri olan Meleğin Düşüşü‘nü, bir kez daha, en son bi kaç gün önce, sigara sahneleri binbir çiçekle sansürlenmiş olarak, televizyonda izlemeye mecbur kaldım.. (Bu neyin mecburiyeti ayol? Derseniz eğer.. Ben de: Yönetmenin diğer filmlerinde de olduğu gibi, seyirci olarak kendinizi onun eserlerinin içine bi şekilde atabilirseniz, bitene kadar kopabilmeniz imkansız gibi bi şeydir.. derim)
15 Mar
Başlıktaki “süper” eş sesli olsa da, “Abi! Kız/araba/ film süperrr!” cümlesindeki anlamıyla kullanılmamıştır. Popüler kültürün pek çok ürünü gün gelir “süpere bağlar.” Farklı müzik gruplarından elemanlar bir araya gelip Süper Grup oluştururlar. (Bknz. Audioslave ve Them Crooked Vultures) Amerikan çizgi romanlarında da duraklama döneminden çıkış çabasıdır benzeri süper gruplar. (Bknz. Avengers ve Justice League / JLA) Bu mantıkla düşünmek sinemada da belki “Ocean’s 11″ tarzı filmleri getirir akla. Ya da Hammer‘ın pabucu dama atılan Kurt Adam, Frankestein, Mumya ve Drakula gibi canavarlarını bir araya getirdiği filmleri… Bu “süper” oluşumların ortak noktası genellikle gelip geçici olmaları, çıktıkları kültüre, türe ya da dala pek bir yenilik getirmemeleridir. Ama Rec 2′de durum hayli farklı.
13 Mar
Kurt Cobain’li Nirvana’nın yapıtaşlarından biriydi David Grohl. 1995’ten beri kaliteli rock ihtiyacımızı gideren Foo Fighters’ın ise beyni, ruhu ve her şeyi. Greatest Hits onun liderliğindeki grubun 15 senelik icraatından itinayla seçilmiş numunelerden oluşuyor.
13 Mar
İnternet dendi mi akla gelen ilk dergi PCnet bu ay 150. sayısıyla piyasada. Dergi bunun şerefine ekstra bir para talep etmeksizin muhteşem hediyeler (30 adet Charlie Chaplin kısa filmi gibi)veriyor okurlarına. Kapak konusu ise derginin editörlerince bu sayıya özel belirlenen 150 Sihirli Adres. Bizi en çok ilgilendiren kısım da burada başlıyor. Gördüğüm kadarıyla o 150 adres içindeki sinemayala ilgili 3 adresten biri TersNinja.com, diğeri de Ötekisinema.com… Öyle mesudum ki anlatamam, sevgili Ninja.
13 Mar
Ece Temelkuran’ın ilk romanı olan “Muz Sesleri”, başarılı bir reklam çalışmasıyla kitabevlerindeki raflarda yerini aldı. Duvar yazılamalarıyla dikkatleri çeken kitabı, Ece Temelkuran’ın sadık bir okuru olarak, çıkar çıkmaz aldım ve büyük bir merakla okudum. Belki de en son söylenebilecek olan şeyi, en baştan söyleyeyim: “Muz Sesleri”ni biraz dağınık bulmakla beraber, bu dağınıklığın, romanda anlatılan hikaye ile uyum içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Son Yorumlar