
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
27 Ara


Yolcu: Bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Tıklım tıklım otobüsler durduğunda yalnızca yolcu indiriyor, inen yolcularla boşalması gereken yerler ise asla boşalmıyordu. Otobüsten umudumu kesip duraktan uzaklaştım. Bulunduğum caddenin, şehrin en işlek ana caddelerinden biri olmasına rağmen, taksilerin hepsi de dolu geçiyordu. İhtiyacım yokken beni neredeyse zorla almaya çalışan, yüz metre öteden flaşörlerini yakıp yakıp söndüren, klaksonlarını ard arda asap bozucu bir şekilde çalıp duran taksiciler değişivermişti. Sağda solda avare dolaşıp kaldırım kenarlarında pinekleyen ticarilerden eser kalmamıştı. Yağmurlu havalarda taksi bulamamak bir İstanbul klasiğiydi.
26 Ara


Chang Cheh’yi tanıyanlar parmak kaldırsın! Bu kadarcık mı? Aranızdan birçoğunun, ismini bilmediği halde, bu yönetmenin filmlerine aşina olduğuna dair bir his var içimde. Özellikle 70’li yıllarda, sinema kapılarını aşındıran, 80’li yıllarda da videonun büyüsüne kapılan delikanlılardansanız (Orta yaşlıysanız da olur), o günlerin hatırına sizleri ön sıralara alalım, geri kalan meraklılar da boşlukları doldurduktan hemen sonra, özelde Hong Kong, genelde dünya sinemasında (pek dikkate alınmasa da), efsaneler yaratmış yönetmene daha yakından bakalım.
25 Ara


5 filmli bir haftaya merhaba diyoruz. Belki öyle çok öne çıkan bir film yok ama yine de başta Zombieland ve Dabbe olmak üzere tür meraklılarına ilginç gelebilecek örneklerle renkli geçebilecek bir hafta bu.
24 Ara


Alan Moore‘u, çizgi romanlarını ve dolayısıyla siyasi mizacını bilen bilir. Son dönemlerde ciddi siyasi altmetinler üstüne oturttuğu “V for Vendetta” ve “Watchmen” gibi çizgi romanları bir hayli törpülenerek de olsa sinemaya uyarlanarak daha büyük kitlelerle buluşma şansı yakaladı. Ben “törpülenerek de olsa” diyorum ancak Moore bundan hiç ama hiç hoşnut değil.
24 Ara


Herkes gibi benim için de bazı filmlerin özel bir yeri vardır. Bunun sebebi her zaman sanatsal nitelikleri değildir; kimi zaman kendi hayatımla, geçmişimle özdeşlik kurmam, kimi zaman arzularımı yansıtması, kimi zaman oyuncularına hayranlık duymam vs. yüzünden. Bu filmlerden biri de Sam Mendes‘in 2002 tarihli Road To Perdition filmi. İlk seyrettiğimde tümüyle içine çekildiğimi hatırlıyorum. Her şey bir yana, en sevdiğim aktörlerden Paul Newman‘ın son sinema filmiydi. Devamını oku »
24 Ara


Artık anladım bir adamın beyefendi olup olmadığı nerden anlaşılır. Öldükten sonra basılacak resmi bulunamıyorsa, o adam beyefendidir. Vedat Okyar öldüğünde dergiye basacak bir foto çıkmamıştı misal, o koca koca gazetelerin arşivinde. Keza kendimi bildim bileli Doğan grubunda, hem de “görsel yönetmen” olarak çalışan Ertan Gökemre için de aynı durum sözkonusu olsa gerek… Baksanıza Medyatava bile ölüm haberine iliştirilecek düşük çözünürlüklü minicik bir foto bile bulamamış.
23 Ara


“Neredesin Firuze?” sanki içinde çeşitli eğlencelerin ve ünlüler geçidinin olduğu keyifli bir panayır, bir sirk. Klasik Türk filmi özellikleri taşısa da, değişik tatlar da sunmayı başaran film günahıyla sevabıyla senenin en janjanlı Türk filmi. (21 Şubat 2004)
23 Ara


Başkalarının Sinebiyatı’na Masumiyet Müzesi‘ndeki sinema kokan kimi satırlarıyla Orhan Pamuk konuk oluyor.
23 Ara

Foto©Ters Ninja
Sinema yazarlarına sorulmak üzere 10 soru hazırladık. Tümüyle Ters Ninja’ya münhasır 10 ilginç soru. Maksat elbette sinema yazarlarını daha iyi tanıyabilmek… The S-Files adını verdiğimiz bu dosyaların onuncusunu Coşkun Çokyiğit için açıyoruz.
22 Ara


Bilginin temel kaynağı ilgidir. İlgilenmekle başlar her şey. O ilgi sayesinde bilgileniriz. İlgimiz ne kadar büyük, ne kadar uzun ömürlüyse bilgimiz de o kadar büyük, o kadar uzun ömürlü olacaktır. Sitemizin manifestosunda dediğimiz gibi biz “sinemaya gönül veren, okumayı, bilmeyi seven, sinemanın dışında sanat dallarına ilgi gösteren” kişileri muhatap seçtik kendimize. Ne kadar bilgili olmaları gerektiği konusuna hiç girmedik. Okurlarımızdan beklediğimiz tek şey “ilgili” olmalarıydı. Bu, yola çıkmak için yeterli bilgiye sahip olmaları ve daha fazlasını öğrenmeye de müsait oldukları anlamına geliyordu bizim için. Ama iş yazarlara geldiğinde işin rengi değişiyor. Gazetelerin o gerizekalı gündelik magazin eklerinde yazsalar bile gazetecilerin, köşeyazarlarının, özellikle de sinema yazarlarının belli bir bilgi-birikim-kültür limitinin altına düşmemeleri gerekiyor.
Son Yorumlar