
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
8 Oca
Gece yarısından sonra tv ekranında bir film. Kurdun Günü (Le temps du loup). Başını kaçırmışım, görüntüler karanlık, sisli, yine de uykum açılıyor, rahatım kaçıyor. Filmlerini seyirciye “Size huzursuz seyirler dilerim”, diyerek sunan bir yönetmen olan Michael Haneke de bunu istiyor zaten. Birleşmemiş Avrupa’nın öyküsünü anlatan Bilinmeyen Kod (Code Inconnu: Recit Incomplet De Divers Voyages), Ölümcül Oyunlar (Funny Games) , Piyanist (La Pianiste) ve Benny’nin Videosu (Benny’s Video) adlı filmlerini ilgiyle, tedirginlikle izlemiştim. Kurdun Günü de amansız bir film. Kaçırdığım bölümü daha sonra internetten izledim.
7 Oca
Bass Drum Of Death 2008 yılında Mississippi’de kurulmuş bir grunge/garage grubu. Gitarist John Barrett ve davulcu Colin Sneed’den oluşan grubun soundu yer yer garage-rock ve punk arasında dolaşıyor. Eleştirmenlerin aksine yine ikili olan Japandroids ve The Black Keys’e hiç benzemediklerini, ancak Silverchair ve Black Sabbath gibi gruplardan çok etkilendiklerini belirtiyorlar.
7 Oca
Ben-Hur (1959, William Wyler), Cleopatra (1963, Joseph L. Mankiewicz), Casanova (1976, Federico Fellini) gibi klasik filmlerden; Gangs of New York (2002, Martin Scorsese), Life Aquatic with Steve Zissou (2004, Wes Anderson) gibi yeni dönem filmlere kadar yaklaşık 3000’den fazla yapıma ev sahipliği yapan İtalyan Cinecittà Stüdyoları‘nı geçtiğimiz aylarda turalayıp görme fırsatı yakaladık, yarı hacı olduk. Stüdyonun tarihini elden geçirip gezi üzerine birkaç not yazmak farz oldu haliyle.
6 Oca
Bu hafta sinemalarımıza 5 film konuk oluyor. Bu Son Olsun ve Kurtuluş Son Durak, yerli film kontenjanından vizyona dahil olurken, Saftirik Greg’in Günlüğü: Rodrick Kuralları küçük çocuklu ailelere yönelik yapım olarak dikkat çekmekte. Haftanın yabancı filmlerinden Karanlık Saat, korku tandanslı filmlere ilgi duyanlar için en iyi seçenek gibi görünüyor. Haftanın en iyi filmiyse Bruce Robinson’ın yönetmenliğini üstlendiği Johnny Depp’li Tutku Günlükleri bize kalırsa. Herkese iyi seyirler…
5 Oca
Kimi filmler vardır, iyi başlayıp hüsranla sonlanır. İşte Scrap Heaven (Sukurapu Heiban) maalesef bu tür filmlerden biri. Yazının başında bu durumu dile getirmem ne kadar iyi oldu bilemiyorum ama okuyucu kaçırmamak adına onlarca takla atan sitelere inat, gerçeği de saklayacak değiliz. (Şu noktada paragrafı uzatmak için yazdığım aşikâr sanırım.)
5 Oca
Birazdan okuyacağınız liste danışmanlığını üstlendiğim Uludağ Üniversitesi Sinema Topluluğu tarafından hazırlanmıştır. Sinema alanında 2011 yılı “en”leri listesi Sinema Topluluğu aktif kadrosunun tam katılımı ve oybirliğiyle 2011 yılına ait sinema olaylarının değerlendirmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Listenin daha genel bir perspektifi yansıtması amaçlandığından birçok kategoriye ve beğenilen birçok filme listede yer verilememiştir…
4 Oca
Fabián Bielinsky, 21 Haziran 2006 tarihinde São Paulo’da kalp krizi geçirmek suretiyle hayata veda ettiğinde sadece 47 yaşındaydı. Arkasında iki uzun (Nueve Reinas; bizdeki adıyla Dokuz Kraliçe, El Aura), iki kısa metraj film (La espera, El péndulo) bırakan Bielinsky, henüz iki uzun metrajı bulunmasına rağmen, Arjantin Sineması’nın uluslar arası arenadaki en iyi temsilcilerinden biri olarak anılır olmuştu. Yönetmenin ilk uzun metrajı Dokuz Kraliçe, aynı zamanda filmin ana karakterlerinden Marcos’u canlandıran Ricardo Darín’in, Oscar’lı Juan José Campanella filmi Gözlerindeki Sır’da (El secreto de sus ojos) rol alarak dünyanın tanıdığı bir yüz olmasına giden yolu açıyordu.
4 Oca
1001 Roman’dan çıkan Mohikan adlı çizgi romanda, James Fenimore Cooper’ın ünlü romanı Son Mohikan’ın (The Last of the Mohicans) kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo yeni bir maceraya atılıyor.
3 Oca
Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği 2 Ocak’ta hayata gözlerini yuman Can Abanazır için bir başsağlığı mesajı yayınladı.
3 Oca
İtalyan asıllı bir duvar işçisi olan babası evi terk ettiğinde takvim 1929’u, yani bütün dünyayı kasıp kavuran büyük buhranı gösteriyordu. O sıralar yirmi yaşında olan John Fante, bunun üzerine Kaliforniya’ya gitti ve bir balık fabrikasında çalışmaya başladı. İşçilikten arta kalan vakitlerinde sürekli okuyordu Fante. Yazarın 1933’te yazdığı, fakat o dönemde provakatif bulunduğu için ancak 1985’te yayımlanabilen, ilk eseri Los Angeles Yolu (Road to Los Angeles), ailesine bakmak zorunda kalan, her sabah iş bulmak umuduyla yollara düşen, yanından Nietzsche’sini, Schopenhauer’unu eksik etmeyen genç ‘Arturo Bandini’nin, dolayısıyla da Fante’nin Toza Sor’dan (Ask The Dust) önceki zamanlarını anlatır.
Son Yorumlar