
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
16 Haz
Hürriyet gazetesinin yüksek zümreye mensup yazarı Sibel Arna sizce bir sonraki yazısında kimleri afişe etmeli?
a) Arsızca kirli elleriyle ona selpak satmaya çalışan sokak çocuğu
b) Cahilce soldan değil de sağdan servis yapan garson
c)Yere çömdüğünde kıçının çatalı görünen tesisatçı
Diğer şıkları görmek için yazının devamındaki anketimize katılınız!
Ankete ilham veren Sibel Arna yazısını okumak için tıklayınız!
16 Haz


Belirsiz bir süreliğine Los Angeles’tayım. Belki bir ünlü görebilirim umuduyla Beverly Hills’te, starların restoranı Spago’da alıyorum soluğu. Şansım beni yine yalnız bırakmıyor. Vestiyer’den ceketini ve şapkasını almakta olan birini tanır gibi oluyorum. Gözlerime inanamıyorum; Al Pacino bu! Kapalıçarşı tezgahtarı kıvraklığımla hemen trampalıyorum yanına. İlk başta korumaları araya giriyor. Ancak yalnızca ayaküstü birkaç soru sormak istediğimi ve bunun için çok uzaklardan geldiğimi söyleyince ilgilenir gibi oluyor. Nereden geldiğimi soruyor. İstanbul’dan geldiğimi öğrenince tebessümle, birkaç dakika ayırabileceğini söylüyor:
Devamını oku »
16 Haz
Sinema yazarlarına sorulmak üzere 10 soru hazırladık. Tümüyle Ters Ninja’ya münhasır 10 ilginç soru. Maksat elbette sinema yazarlarını daha iyi tanıyabilmek… The S-Files adını verdiğimiz bu dosyaların yirmi dördüncüsünü Sabah – Günaydın yazarı Mevlüt Tezel için açıyoruz.
15 Haz
Robert Bresson’un literatürde en çok öne çıkan filmlerinden biri olan “Bir İdam Mahkumu Kaçtı” (Un condamné à mort s’est échappé ou Le vent souffle où il veut, 1956); Nazi işgali altındaki Fransa’nın Lyon kentindeki bir hapishanede geçer. Adından da anlaşılacağı üzere, Fontaine (François Leterrier) adındaki bir idam mahkumunun kaçışına odaklanır film.
15 Haz
Lars Von Trier, en son 2006 yapımı “Emret Patronum”la (“Direktøren for det hele”) seyirci karşısına çıkmış, çizgisinden pek ödün vermese de genel olarak takındığı provakatif, sert tavırdan hayli uzak bir portre çizmişti. Yönetmenin yaklaşık dört yıl aradan sonra gelen, ilkin Cannes’te gösterilen “Antichrist”i için ise aynı şeyleri söylemek mümkün değil sanıyorum. Zira basında okuduğumuza göre hayli depresif bir dönemine rastlayan film, başta ‘kadın düşmanlığı’ olmak üzere birçok eleştiri ile karşı karşıya kaldı. Hatta film Cannes’te ‘Ekümenik jüri’ tarafından ‘Dünyanın en kadın düşmanı filmi’ ilan edilmiş, Lars Von Trier de ‘anti-ödül’ almıştı.
Devamını oku »
14 Haz
Kendisini, daha doğrusu filmlerinin hemen hemen tamamını -içeriğe yönelik bazı itirazlarım olsa da- pek sevdiğim, hatta hakkında bir zamanlar şiir dahi döktürdüğüm (Hayır! Aramızda aşk yok!) bir yönetmen olan Lars von Trier, her filminde daha da ileriye taşıdığı insan doğası/içgüdüsü üstüne yaptığı değerli çalışmalarını Antichrist‘le beraber zirveye taşıyor..
14 Haz
Ters Ninja’daki yazılarımı takip edenler anlamışlardır ki, genelde en kötü filmde bile, beğenmediğim filmlerde bile değerli bir yan bulurum. Bu yüzden filmlere puan vermeyi de sevmem. İzlerken sıkıldığım, bir an önce bitmesini istediğim filmler çok azdır. Bu filmlerden de kötü olduklarından değil, kötü niyetli olduklarından sıkılırım. “Sex and the City 2” bu nadir filmlerden biri olabilmeyi başardı ve etkisinden kurtulmak için aynı gün içinde 4 bira içmeme, üzerine bir de rahatlamak için “Aşkzede”(Forgetting Sarah Marshall, 2008) filmini izlememe neden oldu.
13 Haz


* Yeşilçam’a nasıl nur yağdı?
* Filmlerin sonundaki “Son – The End – Fin” yazılarına ne oldu?
* Tarzan gibi kahramanlı filmleri kim seyreder?
* İzzet Günay’ın beyfendiliği nereden geliyor?
* Ah şu sansür!
12 Haz
Koleksiyoncu Şerif Antepli ömrü boyunca sinemaya dair aklınıza gelebilecek her türden nesneyi biriktirmiş. Antepli şimdi bu muhteşem koleksiyonu 7 ve 19 Haziran tarihleri arasında Taksim Meydanı’nda bulunan Cumhuriyet Sanat Galerisi‘nde sergiliyor. Yalnızca sinema severlerin değil, geçmişe doğru nostaljik bir gezi yapmak isteyen herkesin kaçırmaması gereken bir etkinlik bu.
12 Haz
Antidotes, İngiltere Oxford’dan Foals‘un 2008 yılında çıkardığı debut albümü. Math rock türünün farklı gruplarından olan Foals bu albümde aslında oldukça kompleks sayılabilecek bir müziği melodik (hatta kendi deyimleriyle daha doğrudan ve anlaşılır bir pop müzik) yapmayı başarmış. Foals bestelerinde birbirine benzeyen pek çok gitar ağırlıklı gruplardan daha deneysel çalışmaları kendini fazla kasmadan yapıyor ve bunu şarkılarına akılda kalıcı pop havası vererek gerçekleştirmeyi başarıyor.
Son Yorumlar