rus_kapak

Födor Bondarçuk’un Stalingrad filmi, Rusya’nın bu yılki Oscar adayı oldu. 30 milyon dolar bütçeyle çekilen film, Rusya’nın 2. Dünya Savaşı’ndaki Stalingrad Savunması’nda yaşanan insan hikayelerine odaklanıyor. Födor, ünlü yönetmen Sergey Bandarcuk‘un oğlu. Babası da yıllar önce Savaş ve Barış uyarlamasıyla Oscar yoluna çıkmıştı.

riza-oylum Rıza Oylum*

Stalingrad---Fyodor-BONDARCHUK2. Dünya Savaşı’nın hemen bütün olayları gibi Stalingrad Savunması da daha önce Amerikalı yapımcıların el attığı konulardan biri. Fransız yönetmen Jean-Jacques Annaud tarafından Hollywood estetiğinde çekilen Kapımdaki Düşman, Stalingrad’da iki ayrı cephede yer alan keskin nişancıları anlatıyordu.  Nedendir bilinmez Amerikan sermayesiyle çekilen 2.Dünya Savaşı  filmlerinin hemen hepsinde karşımıza çıkan Nazi subaylarına duyulan hayranlık bu filme de sirayet etmişti.  Rusların çektikleri savaş filmleri Hollywood filmlerine göre daha gerçekçi bir tablo oluşturuyor.  Ruslar; Alman askerlerini yağmacı, hırsız, vandal hâllerini gözler önüne sermekten çekinmiyorlar.  Elem Klimov’un 2. Dünya Savaşı üstüne yapılan en çarpıcı ve etkileyici filmlerden biri olan Gel ve Gör filmi bu gerekçi Alman askerleri tablosuna en bariz örneği oluşturur. Özellikle Rus köylülerinin Alman askerleri tarafından kiliseye doldurulup adeta bir karnaval havasıyla toplu hâlde yakıldığı sahne sinema tarihinin unutulmazları arasında yerini almıştı. Rusların bu yeni 2. Dünya Savaşı filminde o dönemi ve yaşananları nasıl anlatacakları ise büyük bir merak konusu.

Actors from a new Russian film "Stalingrad" wait on a set  built near the village of Sapernoe outside St.Petersburg

Öte yandan Rusya’nın Oscar ödülleriyle kurduğu yakın ilişkiye de göz atmakta fayda var. Kuşkusuz Rusya bu ödülü önemsiyor.  Soğuk Savaş döneminden günümüze kadar her dönem iddialı yapımlarını Amerikalıların beğenisine yollamaya özen göstermişti.

Rusya’nın Oscar ödüllerine adını ilk kez yazdırması Varlamov ve Ilya Kopalin’in 1942 yapımlı belgeseli Moscow Strikes Back ile olmuştu.  Büyük ses getiren başarısını ise bir edebiyat uyarlamasına borçludur. Sergey Bandarcuk’un Tolstoy’un ölümsüz eseri Savaş ve Barış’ı sinema perdelerine taşıması dönemin en nitelikli edebiyat uyarlamalarından biri olarak Oscar yarışına Rusya’yı öne geçirmişti.  Usta yönetmen, Rus sinema tarihinin en pahalı filmlerinden biri olan Savaş ve Barış’ı 7 yılda çekmiş, toplam maliyeti de 100 milyon doları bulmuştu. Filmdeki geniş oyuncu kadrosu ve görkemli savaş sahneleri filmin bütçesini oldukça yükseltmişti.  Andre Bazin, sinema edebiyat ilişkisinin köşelerini çizerken, “iyi bir uyarlama, eserin özünü ve sözünü yeniden kurabilmelidir” der. Dünya sinemasında edebiyat eserlerinin “özünü ve sözünü” yeniden kurulmasına çarpıcı bir örnek olan filmde; dönem dekorlarına önem gösterilmiş, roman neredeyse satır satır estetik kaygılarla sinemaya aktarılmıştı. Film 1968 yılında En İyi Yabancı Film Oscar’ı dâhil birçok ödül alarak Sovyetlerin uluslararası arenada saygınlığını arttırmıştı. Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde Ruslar, kuşkusuz istediklerini elde etmişlerdi.  O dönem Ivan Gonçarov’un Oblamov’u, Cervantes’in Don Kişot’u, Shakespeare’in Hamlet’i ve Kral Lear’ı da Sovyet sinemasının beyaz perdeye taşıdığı eserlerdendi.

Dersu Uzala
Dersu Uzala

Yetmişlerin ikinci yarısına kadar Ruslar Oscar yarışından istediklerini alarak dönemediler. Taki Akira Kurosava‘yı Moskova’ya davet edene kadar. Ünlü Japon yönetmen Akira Kurosava o dönem Amerika’ya davet edilmişti. Orada başladığı filmine şartların onun istediği gibi olmadığını yaşayarak öğrenmesinden sonra Japonya’ya geri dönmüştü. ABD dönüşü başarısız bir intihara kalkışan yönetmen, daha sonra kendini toparlamıştı. Bazı kaynaklar intiharında film çekecek parayı bulamamasını gösterirler. 1973 yılında, Sovyet film stüdyosu  Mosfilm yönetmene birlikte çalışma teklifinde bulundu. Kurosava, Rus kaşif Vladimir Arsenyev‘in otobiyografik eseri Dersu Uzala‘yı sinemaya uyarlayacaktı. 1973’ün sonunda, 63 yaşındaki Kurosava, yanına dört yardımcı yönetmen alarak Sovyetler Birliği’ne gitti. İki yıla yakın bu ülkede kalarak Dersu Uzula’yı çekti. Film doğa ile uyum içinde yaşayan bir avcıyı anlatıyordu.  1975 yılında biten Dersu Uzala, Moskova Uluslararası Film Festival’inde Altın Küre ödülünü kazandı. 1976 yılında En İyi Yabancı Film Oscar’ını alarak yönetmenin kariyerinde önemli bir yere oturdu. Sovyetlerin uluslararası imajı açısından da oldukça başarılı bir proje olmuştu.

moskva_slezam_ne_verit1980’de ise Vladimir Menşov’un çektiği Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor filmi Oscar’ı yeniden soğuk Rus topraklarına getirmişti. Film, Sovyet kadınlarının farklılıklarının gerçekçi bir tablosunu sunarken, kimi zaman idealize edilmiş portreler de sunuyordu.

Sovyet sonrası Rus sinemasının ilk döneminde uluslararası başarılar oldukça azdır. 1991 yapımı Urga, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan Ödülü’nü kazanmıştı. 1994 yapımı Güneş Yanığı da En İyi Yabancı Film dalında Oscar aldı. Çökmüş bir sinema endüstrisinin ilk kıpırdanışlarının göstergesi olan bu başarıların arkasındaki isim ise Sovyet sineması döneminde yetişen yönetmenlerden Nikita Mikhalkov’du.

Ayrıca En İyi Kısa Animasyon Oscarı’na da bir çok sefer aday olan Aleksandr Petrov 2000 yılında usta işi Hemingway uyarlaması Yaşlı Adam ve Deniz ile Oscar’ı Rusya için sırtlamıştı.

güneş yanığı 2

Son yıllarda Oscar yarışında Rus filmleri ilk beşe kalsalar da ödülle dönemiyorlar. Bunda bazı yanlış film tercihlerinin de payı var gibi duruyor. Sokurov‘un bol ödüllü uyarlaması Faust yerine Güneş Yanığı 2 Oscar yarışına yollanmıştı. Kuşkusuz bu tercihlerde politik ilişkiler de önemli bir yer tutuyor. Güneş Yanığı 2‘nin yönetmeni Nikita Mikhalkov’un Putin’le oldukça samimi ilişkileri olduğu biliniyor. Muhafazakar yönetmen Mikhalkov, inanç olgusunu filminin merkezine yerleştirmişti.

 Bu yıl nasıl bir sonuçla karşılaşacağız doğrusu kestirmek güç.  Kosova’dan Suudi Arabistan’a kadar bu sene Oscar derdine düşen ülke sayısı geçmiş yıllara göre oldukça çeşitlenmiş halde. Bu yarışta Födor Bondarçuk babasının başarısını yeniden yaşatır mı bekleyip göreceğiz.

*Rus Sineması kitabının yazarı

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA