4-13 Mart tarihleri arasında gerçekleşen Sofya Film Festivali’nin yarışmalı bölümündeki tek Türk filmiydi Kar Beyaz. Sofya’dan Jüri Özel Ödülü’nü kazanarak dönen film 13 Mayıs’ta gösterime çıktı.

Sabahattin Ali unutulmadı. Tıpkı genellikle dönemin devlet politikalarına ve eğilimlerine muhalif çizgide olan fikirleri yüzünden, isimsiz katillerce infaz edilen tüm yazarlar ve şairler gibi. Nasyonalizm, faşizm gibi femme-fatale’ler ile flört eden devletlerdi bunlar. Sabahattin Ali de bu tür bir ilişkiyi destekleyenleri gözünde “kötü adam”dı, bir tehditti. Nihayetinde “pis bir gomünist” idi. 1948’de Türkiye’den Bulgaristan’a kaçma teşebbüsü sırasında vurulup öldürüldü. Katili daha sonra bu cinayeti itiraf etti. Sabahhattin Ali’nin Bulgaristan sınırından güvenli bir biçimde geçmesine yardım etmesi gereken kişi idi katil. Sabahattin Ali güvendiği, canını emanet ettiği adam tarafından öldürülmüştü. Katil dört yıl hapse mahkum edildi. Hiç çekmeyeceği bir ceza. Birkaç hafta sonra genel aftan yararlanıp serbest kaldı. Çok sonraları katilin Milli İstihbarat görevlisi olduğu ortaya çıktı. Başka bir söylenti de kendisinin gerçek katil olmadığı, yalnızca suçu üstlendiğiydi.

Sabahattin Ali’nin ölü bedeni 2 Nisan 1948’de Bulgaristan sınırı yakınlarında bulundu. 63 yıl sonra Sofya Film Festivali’nde onun bir öyküsünden uyarlanan filmi seyrediyor olmamızda ironik bir yan vardı. Bu, Sabahattin Ali’nin aslında sınırı sağ salim geçtiği ve onu durdurmak, sesini kısmak isteyenlerin başarısız olduğu anlamına gelmiyor muydu?

Kar Beyaz (White as Snow) Sabahattin Ali’nin Ayran adlı öyküsünden serbestçe uyarlanmış. Ayran, yalnızca yoğurt, su ve tuzla yapılan bir içecek. Basit ama lezzetli, tıpkı filmin kendisi gibi.

Ayran gibi beş altı kitap sayfası uzunluğunda bir öykü söz konusu olduğunda serbest uyarlama yapmak bir zorunluluk. Ama hikayeye yaplan yeni eklemelere, yeni karakterlere, gidilen yer ve zaman değişikliklerine rağmen Kar Beyaz’ın başarılı bir uyarlama olduğunu söylemek lazım. Bu sebebi ise öykünün özünü peliküle aktarabilmiş ve doğru duyguyu perdeye yansıtabilmiş olması.

Ayran’da öykü 1940’larda geçer. Kar Beyaz’da çok belirli olmamakla birlikte 1970’lere, Türkiye’de ikinci kez gerçekleşen askeri darbe dönemine gidiyoruz. Mekan, Kuzey Karadeniz’in dağlık kesimleridir. 12 yaşındaki bir çocuğun, Hasan’ın öyküsü anlatılmaktadır. Ayran satmak için eviyle anayol arasında kalan kilometrelerce mesafeyi her gün kat etmek zorundadır. Üstelik ayran satmayı hayal ettiği yolcuları taşıyan minibüs yalnızca günde iki kere geçmektedir bu yoldan. Babası hapse girdikten sonra ailesi fakir düşmüş ve kasabada çalışan annesi evden uzaktayken iki küçük kardeşine bakmak da Hasan’ın küçük omuzlarına taşımak zorunda olduğu bir sorumluluğa dönüşmüştür.

Filmin odağında Hasan olsa da, filmde başka paralel hikayeler de yer alıyor. Baba, anne, başka bir köydem yaşlı bir adam, tayini bu kırsal bölgeye çıktığı için mutsuz büyük şehirli genç bir mühendis vesaire…

Yönetmen Selim Güneş’in 20 yıllık bir fotoğrafçılık geçmişi var. Bu uzmanlığının yol açtığı tavır filmde de gözleniyor. Hikayesini kelimeler yerine sinematografi ile anlatmayı yeğliyor. Hem sinemanın hem fotoğrafın birbirine benzeyen hikaye anlatma araçları olduğunun ve bunları bir filmde bir araya getirmeye kalkışmanın bazen kötü sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Güneş, sınır bölgesinde kalmak elinden gelenin en iyisini yapmış. Fotoğrafın durağanlığını nispeten bertaraf ettiği söylenebilir. Evet, Kar Beyaz ana-akım filmlerle karşılaştırıldığında hala yavaş bir film ve gişede bilet satmakta zorlanabilir. Ama hangi festival filmi bunu yaşamıyor ki? Sanat sineması yapmanın dezavantajlarından biri de bu işte. Bu aynı zamanda seyirciye şunu diyen bir işaret levhası: İzlediğiniz film tüketim kültürünün ve vahşi kapitalizmin bir ürünü değildir.

Selim Güneş filmdeki bir planı 1938 doğumlu Çek fotoğrafçı Joseph Koudelka’nın bir fotoğrafından esinlenerek çekmiş. Bu sahnede jandarmaların babayı düğün evinden götürüşüne tanık oluruz. İkinci bir gönderme de Michelangelo’nun “Yaratılış” resmine yapılıyor.

Kar Beyaz, sinema duygusundan yoksun bazı anlarına rağmen (mesela final), bir ilk film olarak saygımızı kesinlikle hak ediyor. Yalnızca sinematografisiyle değil, tavrıyla da… Akla Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu’nu getiren bir tavır bu. Kar Beyaz’ın bu yönetmenlerin filmleriyle aynı kulvarda olduğu söylenebilir. Ama karşılaştırmak gerekirse Güneş’in daha konvensiyonel ve geleneksel bir hikaye çizgisi tercih ettiği söylenebilir. (Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun’u ve  Kaplanoğlu’nun Bal‘ı bu kıyaslamadaki istisnalardır.)

Filmde kullanılan müziklerin olağanüstü olduğunu eklemeden bitirmemek lazım. Filmi yalnızca müziklerini dinlemek için bile ikinciye seyredebilirsiniz. Yetenekli müzisyen Mircan, kökenleri Türkiye’nin kuzey-doğusuna ve Gürcistan’a uzanan halk şarkılarıyla harikalar yaratmış. Zaten 2010’da 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Müzik Ödülü Kar Beyaz’ın olmuştu.

Kar Beyaz

Yönetmen: Selim Güneş

Senaryo: Selim Güneş

Oyuncular: Hakan Yılmaz, Sinem İslamoğlu, Gürsan Piri Onurlu, Kaya Akkaya, Ziver Armağan Açıl, Ruhan Odabaş

Yapım: 2010, Türkiye, 82 dk.


TO READ THE ENGLISH VERSION, PLEASE CLICK!