
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
5 Tem
Sadık Yemni sinema ve edebiyatın iç içe geçtiği yeni bir hikayesiyle, daha doğrusu sinemasalıyla bizlerle…
Kapının zili tek bir kez çaldığında divanda oturur durumda uyuyakalmış olan genç kadının omuzları kıpırdadı. İstemem, şimdi olmaz der gibiydi sanki. Sol eli yumruk şeklinde sıkılıydı. Gözleri panikle açıldığında bir şey yapabilmesi için çok geçti. Filmin sonu içeri girmişti. Bulunduğu yer bu yaşamda canlı olarak içinde yer kapladığı son mekân olacaktı.
“Aslı Otlubayır hanım çekim için hazır mısınız?”
İki külüstür divan, bir koltuk ve bir televizyondan ibaret oturma odası kalabalıklaşmıştı birden. Kamerası çekim yapan bir kameraman, ses kaydı için elinde metal sopasının ucunda mikrofon taşıyan biri ve kara gözlükler takmış olan rejisör. Bu ekibi üç haftadır çok yakından tanımıştı. Hayatını cehenneme çeviren bir beraberlik geçirmişlerdi.
Aslı uykunun mahmurluğundan iyice sıyrılmıştı. Ayağında spor ayakkabıları, üstünde eşofman vardı. Aklından bir hamle yapıp kapıdan dışarı fırlamak geçtiyse de hemen vazgeçti. Son haftaların öğrettiği şey ağır bir çaresizlik şeklinde sırtına abanmıştı. Parası yoktu. Cep telefonunu sokakta bir yerde düşürmüştü. Kaçması mümkün değildi artık.
“Başka seçeneğim var mı?”
“Söz gelişi canım,” dedi rejisör. Klasik dikimli yeni bir cin pantolon, kemerinin üzerine üzerine saldığı grimsi bir gömlek giymişti. Yaşı taş çatlasa otuz falandı. Aynı yaşlardaki kameraman ve sesçi de spor giyimliydiler. Tavırlarında profesyonel bir nezaket ve rahatlık vardı. Yüzlerinde buraya ölümünü kaydetmeye geldiklerinin tek bir belirtisini bile görememekteydi.
Aslı ayağa kalktı ve eliyle koridoru işaret etti. Kara gözlüklü genç adam anlayışla başını salladı. Kadın koridora çıktığında sokak kapısı gözüne bayağı baştançıkarıcı göründü. Kimse arkasından gelmemişti. Öğle üzeri üç falandı. Sokak insan kaynıyor olmalıydı. İçinden kaçsana ahmak diyen yana aldırmadan tuvalete girdi ve çişini yaptı. Yaşadığı çalkantılı ve aşırı gerilimli hayat her hücresini yormuştu. Aynı şeyleri yinelemeye kalkışacak hali yoktu artık. Aklının erdiği her şeyi denemiş ve sonuç alamamıştı. O Allahın cezası Meliha hayatındaki düzenin bütün çivilerini sökmüştü.
Bir ay kadar önce Meliha birden arayınca şaşırmıştı. Araları bir süredir limoniydi. Yeni numarasını nasıl bulabildiği sorusunu sormayı iş işten geçtikten sonra akıl edebilmişti. Meliha Demirci birlikte çalıştıkları turistik otel ve pansiyon açanlara tavsiye veren büroda ayağını kaydırmak için elinden geleni ardına koymadığı biriydi. Birçok yönden kendinden çok yetkindi. Daha gençti. Zekası harlıydı. Almancası ve Rusçası vardı üstelik. Kıskançlıktan çatlamaktaydı. Sonunda altı yıldır çalıştığı bürodan atılan kendisi olmuştu. Bütün bunlar iki yıl önceydi. Kadının kendinden nefret etmesi için iyi bir sebebi vardı, ama bu tür bir cezayı hak etmemişti. Bu kadarı çok fazlaydı. Vicdansızlıktı.
“Seni şey için aradım. Duydum ki, kendi işyerini kurmaya hazırlanıyormuşsun. Umarım başarılı olursun. Özlüyoruz hepimiz seni burada. Ara sıra bahsin açılıyor. Ve de… Şunun için aradım, duyunca çok şaşıracaksın valla.”
Yeni bir film kiralama firması kurulmuştu. Öyle artık kalite olarak iyice elden gitmiş Hollywood filmleri ya da bağımsız film denen hafiflikler değildi pazarladıkları. G film dedikleri bir ürünü pazarlıyorlardı. Filmler yerliydi. Televizyon ya da film salonlarında gösterilmiyorlardı. Ancak üyelerin gözlerine açıktı. Birinin tavsiyesiyle üye olunabiliyordu. Depozito falan alınmıyordu. Kayıt olmak gerekmiyordu. Basılı broşür yoktu. İstediğiniz cinsi söylüyordunuz sadece. Filmi şirket seçiyordu. Ama bu asla hayal kırıklığı yaratmıyordu. Filmler benzersiz derecede etkiliydi. Film başına 3,5 YTL ödenmekteydi. Buna teslimat ve geri alma servisi de dahildi. Filmler küçük bütçeyle kotarılmaktaydı, ama gönüllü katılım sayesinde kaliteleri müthişti. Meliha bu gönüllü katılım ve müthiş sözcüklerini en az üç kez yinelemişti.
Filmler müthişti gerçekten. İlk önce korku filmi kiralamıştı. Üç öğrenci kız Bolu yakınlarında bir yerde bir kampa gidiyorlardı. Uluslararası öğrencilerin geldiği hoş bir yerdi. Gece ateşin başında korku hikayeleri anlatıp yatıyorlardı. Ertesi sabah kızlardan birinin kayıp olduğu anlaşılıyordu. Polise haber veriliyordu. Bu arada bir arama ekibi kuruluyordu. Film ormanda arama yapan beş gencin teker teker öldürülmesini konu etmişti. En sona kalan kız gece olunca dört adet yürüyen cesetle karşılaşınca kaçmağa başlıyordu. Bütün gece süren kaçma kovalama sonunda kızın kayıp arkadaşının cesedini bulmasıyla sonuçlanıyordu. Cesedin yanında kendi cesedi de bulunmaktaydı. Bütün gece serüveni yaşatan şey kızın ölüme direnmesiydi. Aslında altısı da yolda geçirdikleri bir araba kazasında ölmüşlerdi. Bu kimbilir kaç kez ısıtılmış tanıdık bildik konuya rağmen çok etkilenmişti. Sahneler inanılmaz gerçekçiydi. Aslı gece uyuyamamıştı bu yüzden.
İkinci film erotik janrındaydı. Kendi yaşındaki bir kadın kocasından ayrıldıktan sonra kırmadığı ceviz bırakmıyordu. Aysun adlı kadınla kendini acaip identifize etmişti. Bacaklarındaki selüloitleri bile aynıydı. Filmdeki erotik sahneler çok etkiliydi. Film bitene kadar iki kez kendi kendini tatmin etmişti. 33 yaşındaydı. Böyle bir heyecanı on altı yaşında bile yaşamamıştı. Sadece sonu çok kanlı bitmiş, kadın hiç ummadığı bir adam tarafından piyano teliyle boğularak öldürülmüştü. Bütün filmler nasıl başlarsa başlasın bir yerde şiddet işe karışıyor ve ölümlere neden oluyordu.
Çok arkadaşı yoktu. Bu film kulübünü başta annesi ve teyzesi olmak üzere en az beş tanıdığına tavsiye etmek isterdi, ama bir kural vardı. Önce dört film kiralayıp asil üye haline geçmek gerekmekteydi. Asil üye olmak ölümcül bir hatta geçmekti. Nasıl bilebilirdi? Allahın belası Meliha yüzünden hayatı allak bullak olmuştu. Annesinin ve teyzesinin verilmiş sadakaları vardı. Belaya bulaşmamışlardı.
Beşinci filmi ısmarladığında her zamanki yakışıklı kurye yerine şu anda oturma odasında bulunan çekim ekibi gelmişti. Serüven filmi ısmarlamıştı. Kendisine bir serüven filminde rol alacağı söylenmişti. Kural böyleydi. G film kulübünden dört film kiralayıp başkalarının hayatlarını, onların serüvenleri ve sorunlarına tanık olduktan sonra sıranız geliyordu. İyi organize edilmiş bir şaka gibiydi. Rejisör baş rol için seçildiğini, sapık bir katil tarafından kovalanan bir kadını oynayacağını söylemişti. Bu arada kamera çekim yapmaktaydı.
Bir yanı duyduğu şeylerin şaka olmadığını kavramaktaydı, ama üç serseriyi de kapı dışı etmişti. O gece uyurken, bu arada belki yirmi defa aradıysa da Meliha’ya ulaşamamıştı, birden uyanmıştı. Baş ucunda biri duruyordu. Karanlıktı. Yüzü görülmüyordu. “Dumanı hissediyor musun? Evini yaktım. Kaç şimdi. Yakalarsam seni akıl almaz işkencelerle öldüreceğim. Bunları başkalarına anlatırsan Eski Foça’da kalan annen, teyzen, kuzenin ve sabık kocan öldürülecek,” diye fısıldamış ve onların fotoğraflarını gösterdikten sonra çekip gitmişti. Aynı anda kokuyu almıştı. Yataktan doğrulduğunda yangının çalışma odasından başladığını ve acele etmezse kül olup gideceğini anlamıştı. Zarar korkunçtu. İtfaiye yangını söndürdüğünde yangın sigortası bulunmayan dairesinde işe yarayacak pek az şeyi kalmıştı.
İyi ki, bankada biraz parası vardı. Annesinden de yardım alabilirdi gerekirse. Kendine ev aramaya başlamıştı. Ne G film şirketinden, ne de sapık katilden falan söz etmemişti kimseye. O filmleri izledikten sonra polis korumasına pek güvenemez olmuştu. Ayrıca her şeyi göze alır bunu yaparsa gazetelerin ve televizyonun baş köşelerinde görünür ve bir daha iş yeri falan kuramazdı geri kalan hayatında. Susmuştu.
Geçici olarak kaldığı bir arkadaşının evinde siyah maskeli sapık katil tarafından ilk tecavüze uğramıştı. Adam elini ayağını bağladıktan sonra kendisine sabaha kadar defalarca tecavüz etmişti. Teninde on bir kez sigara söndürerek üstelik.
Senaryoya uygun eylemde bulunması gerekmekteydi. Durmadan şehirden şehire, evden eve geçerek sapık katilden kaçmaya çabalayacaktı. Binbir önlemle gittiği her yerde enselenmişti. Cep telefonu, kredi kartı kullanmadığı, bir sürü vasıta değiştirdiği halde nasıl olup da yakayı ele verdiğini anlamıyordu. Bu Bursa’daki son ev en uzun kalabildiği yer olmuştu. Otobüs yolculuğu sırasında Istanbul’da yaşayan, liseden arkadaşı olan Bursalı Fahriye’nin boş duran iki odalı döküntü dairesini kiralamıştı. Hem de yedi yüz lira aylıkla. Bir kez yüklü alışveriş ederek eve kapanmıştı.
Fahriye’nin birkaç yüz adet kitabı vardı. Kız bir çoksatar okuma gurusuydu maşallah. Onları okuyarak, aldığı votkalarla ara sıra kafayı çekerek tam on yedi gün geçirmişti. Yemekler tükenmişti. Son ekmeği dört gün sonra küflenme arifesinde yemişti. Peynir, sebze, makarna bitmişti. Dün öğlen çay yaparken tüp son nefesini üflemişti. Bugün tek yediği şey dolabın arkasına düştüğü için yeni farkettiği bisküvitlerdi. İçme suyu da bitmişti. Musluktan su içmekteydi.
Daha önce nereye giderse gitsin enselenmesi iki günü geçmezken burada on yedi güne ulaşmıştı. Göstermişti gününü puştlara. Fahriye ile bir raslantıyla otobüs terminalinde karşılaşmışlardı. Kıza kocasından kaçtığını söylemişti. Ağzını tutacaktı yani. İlk aylığı peşin vererek kızın yüzünü güldürmüştü. Böylece peşindeki andavallıları atlatmıştı. Bunun senaryo icabı olduğunu nasıl bilebilirdi ki.
İçeri gittiğinde adamlar bıraktığı yerde durmaktaydılar.
“Şimdi ne olacak?”
“Filmin bütün sahneleri tamam,” dedi rejisör duygu taşımayan bir ses tonuyla. “Final hariç. İki çeşit final mümkün. Birincisi, siz burada kurtuldum artık derken sapık katil tarafından bulunup öldürüleceksiniz. Tabii akıl almaz işkencelerden geçtikten sonra.”
Aslı feryad edecek gücü bulamamaktaydı kendisinde. İkinci katta olmasalar kendini camdan atmayı deneyebilirdi, ama maalesef o imkânda mevcut değildi.
“İkinci bir seçim de söz konusu haliyle.”
“Yüzüme kezzap döküp, kıravatla boğazım mı sıkılacak?”
Eliyle değil anlamına bir işaret yaptı rejisör. Yakışıklı değildi, ama atletik bir yapısı vardı. Yüzü de hiç fena değildi. Kocası olacak uyuzun ilk yıllarını biralarla her tarafını şişirmediği halini andırmaktaydı biraz.
“G film şirketini birine tavsiye edeceksiniz.”
Aslı uyduruk bir kurtuluş umuduna sarılmaya korkarak, “Nasıl yani?” diye sordu.
“Şöyle. G film şirketini bir arkadaşınıza tavsiye edeceksiniz. O kadar.”
“Ne olcak o zaman?”
“Sapık katil tam sizi öldürmeye çabalarken gözüpek bir komşu gelerek adamı bayıltacak. Adam sizle ilgilenirken katil kaçacak. Kurtulacaksınız.”
“Tavsiye ettiğim arkadaş?”
“İlk dört filmden acaip zevk alacak ve sonra onun oynama sırası gelecek.”
“Yani?”
“Evet iyi tahmin ettiğiniz gibi bu bir toplumsal döngü. Sonra onun sırası gelecek. Birine tavsiye ederse sağ kalacak, etmezse öldürülecek.”
Dikenli bir sevinç kalbini tırmalamaktaydı Aslı’nın. Bir yıl önce olsa kendisini bir arkadaşıyla aldatan kocasına tavsiye ederdi G kulübünü, ama zamanla ilk öfkesi solmuştu. Adam ona iyi davranmış bir sürü pahalı eşyasını almayarak kullanmasına izin vermişti. Yanmış gitmişti sonunda hepsi.
“Hiç birinci final şeklini seçen oldu mu?”
Rejisör saygıyla başını salladı. “İnançlı olanlar. Vicdanlarının sesine kulak verenler. İdealistler. Tek tük de olsa böyleleri çıkıyor. O zaman üyeden üyeye geçen köprü sonlanıyor. Sıfırdan üye bulmak çok zor bir işlem. Şimdi burada konu etmemize gerek yok.”
Rejisör sol pantolon cebinden bir telefon çıkartıp kendisine uzatınca Aslı otomatik olarak alıverdi. Sokakta düşürdüğü telefonuydu. Kapağını açtı. Çalışıyordu. Bitmek üzere olan şarjı yenilenmişti.
“Haydi zaman az. Kaç izleyici sizi bekliyor. Lütfen kararınızı verin.”
“Neden, neden bu kadar kan… Ve şiddet var?”
“Oyuncuların bilinçaltları böyle. Doğaları icabı yani. Benim elimden ne gelir. Ben insani güdülerin peşinden giderim. Filmlerin akılalmaz derecede etkili olması bu nedenden. Haydi çabuk olun lütfen.”
Aslı adres listesindeki kimseleri gözden geçirirken kendini makasıyla insanların hayat ipliğini kesen o yunan tanrıçası, adını hatırlamıyordu şimdi, gibi hissetmekteydi. Parmağı kocasının ismi üzerinde durakladı ve geçti. İşten atılmasına sevindiğini gizleyemeyen sekreter parçası Füsun. İki küçük kızı vardı. Eski müdürle başbaşa kahve içtiklerini yedi düvele duyuran Hayriye. Çenesinin düşüklüğü dışında iyi bir insandı. Aldığı borcun üstüne yatan Jale. Kadının başında bin bir problemi vardı zaten. Meram adının üzerinde durdu ve yeşil düğmeye bastı.
Meram bir ara en yakın arkadaşıydı ve kocasını baştan çıkarabilmek için bir sürü fırıldak çevirerek sonunda başarıya ulaşmıştı. Eh, kendi de uygun bir fırıldağı hak etmiş sayılırdı. Bekardı da üstelik üç hafta öncesine kadar. Telefon çalarken inşallah evde yoktur diyen yanı çok sönüktü. Bencil genler direksiyondaydı.
“Alo, benim, Aslı. Şaşırttım seni. Nasılsın görmeyeli. Yok canım. Yok canım şimdi eski defterleri açmaya… değil mi canım. Geçti hepsi. İyiyim iyiyim. Bil bakalım seni ne için aradım.”
Aslı hat kapanınca telefonu ne yapacağını bilemedi ve divanın üstüne fırlattı.
“Yeni üyemiz katıldı aramıza,” dedi Rejisör. “Çok ikna edici konuştunuz.”
Aslı, Meliha’nın filmden bahsettiği anları hatırlamıştı. Nasıl olmuştu da heyecanını fark edememişti. “Ne olacak şimdi?”
“Katil sizi öldürmeye geldiğinde ondan kıllanan uyanık komşu gelecek ve sizi kurtaracak. Adam sizle ilgilenirken bayılttığı katil sıvışacak. O da az önce birine G film firmasını tavsiye etti. Bu kapıdan çıkar çıkmaz sizi de, yaptığı işi de unutacak. Bir yerde karşılaşsanız bile ikiniz de bir şey hatırlamayacaksınız. Kimlerle kol kola giriyor ve kahve falan içiyorsunuz bir bilseniz. Neyse… On dakika içinde serbest biri olacaksınız. Bir ikramiyeyle üstelik. Komşu sizi çok beğenecek. Hiç bozuntuya vermeyin ve sizi teselli etmesi için yeşil ışık yakın.”
Aslı kendini çok kirli hissediyordu. Duşa girip bir saat sabunlanmak istiyordu. Rejisörün paçayı kurtarmak için birini yakacağından yüzde yüz emin olması yüzünden gururu sandığından fazla incinmişti. “Hepsi bu mu?”
“Evet. G şirketiyle işiniz bitti. Size tavsiyem bundan sonra insanlara çok iyi davranın. Kendinizi sevdirin. Düşman kazanmamaya çalışın. Şirketimiz giderek popülerleşiyor. Kimler üyemiz bilseniz dudaklarınız uçuklar. Oynayanların sayısı hızla çoğalıyor. Belli olmaz telefon numaranıza sahip olan biri sizi arayabilir. Birazdan G filmleri kiraladığınızı unutacaksınız. Biri size tavsiye ederse ilk defa olduğu gibi açık hedef durumunda bulunacaksınız.”
Aslı küçük şoku atlatmaya çabalarken aklında bir lamba yandı. “Bu benim ilk filmim mi?”
Rejisör kendine çok yakışan bir şekilde tebessüm etti. “Aslı hanım şirket sırlarını dışarıya vermemiz kesinlikle yasaktır.”
“İlk filmim mi dedim?”
Rejisör sus anlamına dudaklarını büzdü ve kenara çekildi. Oda kapısında siyah elbiseli, siyah maskeli sapık belirmişti. Elinde kocaman bir bıçak vardı. Aslı donmuş kalmıştı. Adam üzerine doğru yürürken girişte geniş omuzlu iri yarı komşu göründü. Eliyle korkmaması için işaret etti.
Aslı kendinden hiç beklemediği bir şeyi yaparak bayılıverdi. İnşallah güçlü kuvvetli bir erkeğin kollarında ayılacak ve bütün bunları unutacaktı. Unutmazsa hali haraptı.
Amsterdam 2008

"Sadık Yemni’den sinemasallar (2): Filmvari Hayatlar" için 2 Yanıt
Sadık Yemni’nin öyküleri içimizden birileriyle ilgili olduğu için olsa gerek, hayal mahsulü birer fantazi değilmişcesine, bana tuhaf bir sahicilik duygusu geçiriyor..
Aslında bu öyküsünde yazdıkları,kaçan-saklanan ve kovalayan ilişkisi, hiç yabancı gelmeyen, çok tanıdık bir güç.. Hatta anlattıkları seyrettiğim pek çok filmi hatırlatıyor. Sanırım bir amacı da bu zaten… Edebiyat ile sinemayı iç içe geçiriyor. Ve sinemasallar dünyası yaratıyor.. Ben Sadık Yemni öykülerini çok sevdim..
Yazarın seçtiği isimler Aslı ile başlamış, Meram’la bitiriyor.. Meram Aslı’nın meramını anlar umarım:)
Şimdi bu sinemasalı okuduktan sonra canım Michael Douglas’ın The Game adlı filmini seyretmek istedi.. Hemen arayacağım!
Bu sayfada kafama gene bir şey takıldı. Öyküde hiç tabanca geçmediği halde, neden susturuculu bir tabanca fotoğrafı konmuş acaba bu öyküyle ilgili? Bu da ilginç bir durum doğrusu!..
Acaba site sahibi ne demek istiyor?
Onu ilk gördüğümde, bir arkadaşımın evindeydik. Hiç haz etmediğim tiplerdendi. Asla. Nerde sabah orda akşam diyenlerden. Altında spor araba. Baba parası yiyenlerden. Gününü gün edenlerden. Sordum arkadaşıma “Kim bu?” diye. Sonra hep taklidimi yapmıştır arkadaşım, iğrenerek göstermişim, şöyle elimin tersiyle. Gülmüştü. “Adı Tolga” demişti. “Bakma, hercai göründüğüne çok iyi çocuktur.Kızlar peşini bırakmıyor ki. Çocuğa bir rahat vermiyorlar. Eee, üç kızdan sonra doğmuş bir erkek evlat olarak, babası da bir dediğini ikiletmeyince, ne yapsın başka?” demişti. Çevresindeki kızlara baktım. “Sevgi pıtırcıkları”, “zengin erkek avcıları” modelindeki kızlardı bunlar. Üzerlerinde cıbıldak giysileri. Esasında çoğu üniversite öğrencileri. Hep hazıra konmayı seven yada hazıra konmaya heves edenler. Üniversite araç onlara göre. Amaç ise zengin koca bulacaksın, ömrünün sonuna kadar yan gelip yatacaksın. Okumak için mücadele nedir bilmemişler hayatlarında. Bu dünyalar bana göre değil. Ben bu kızlar gibi değilim. Karadeniz’in küçük bir sahil kasabasında doğdum. Dört erkek evlattan yıllar sonra, tekne kazıntısı bir kız olarak doğunca kazara, evde abilerimle erkek gibi büyütüldüm. Eğer çok çalışıp burslar kazanmasaydım, evdekiler beni asla okutmazlardı. Arkadaşlarım çoktan evlendiler. Dizim dizim çocukları var şimdi. Benim niyetim okumaktı. Kafama koymuştum, mutlaka üniversiteye gidecektim. Anadolu Lisesi sınavında bizim bölgenin birincisi olduğumda, şehrin en iyi özel okulunun sahibi ailemle konuşmaya geldi. Okullarında burslu okumam için bizimkileri razı etti. Sonra Tıp Fakültesi’ni kazanınca, doktor olacağım diye ağabeylerim de ses etmedi. Razı oldular İstanbul’a gelmeme. Tek şartları vardı. İstedikleri yurtta kalacaktım. Yani bu demek oluyordu ki Sindirella misali gece yarısından önce yurtta olacaktım. Razıydım. İşte üç yıldır İstanbul’dayım.
O gece nasıl oldu anlamadım. Oldu. Bir ara Tolga’yla muhabbet etmeye başladık. İnşaat Mühendisliği son sınıftan üç dersi varmış. Askerlik ertelensin diye iki yıldır bu dersleri özellikle bırakmış. Babasının inşaat şirketleri var diye bu bölümünü zoraki seçmiş aslında. Şimdi arada kendi şirketlerinde çalışıyormuş vesaire. Anlatıyordu kendince bir şeyler. O tüm bunları anlatırken,
aklıma televizyonda seyrettiğim eski Türk filmleri geldi. Misal, fabrikatör Hulusi Kentmen, oğlu yakışıklı hercai jön Tarık Akan, Karadenizli bıçkın kız Gülşen Bubikoğlu
Komiktik. Valla tam o haldeydik. Romantik filmlerden hiç haz etmem aslında. Ama sinema en büyük zevklerimden. Geleceğim bu konuya ayrıca. Neyse, diyeceğim odur ki, bu çocuk nasıl yaptı etti, beni razı etti bilmiyorum, bir baktım biz Tolga’yla çıkmaya başlamışız.
Son iki aydır benim derslerimden fırsat buldukça sık sık buluşuyoruz. Bölümüm oldukça ağır. Boşlamaya hiç gelmez. Tolga gibi değilim ki ben. Bütçem kısıtlı. Bir an önce okulu bitireyim diye gözümün içine bakıyor ailem. Hakkını veriyorum derslerin. Hallediyorum merak etmeyin. Bu çocukta bir şeytan tüyü var belli. Ortak neredeyse hiçbir şeyimiz olmadığı halde, onunla beraber olmak hoşuma gidiyor benim de. O neden benimle birlikte olmak istiyor peki? Çevresindeki kızlar gibi değilim ki. Altımda bir kot, üstümde bir tişört, moda takip etmem, marka nedir bilmem. Çok güzel değil de sevimli biri olarak görürüm kendimi. Uzun düz kızıl saçlarımı ve çilli yüzümü çok severim. Kendimi olduğum gibi kabul ederim. Keyifliyim. Sinema ve kitap olmazsa olmazlarım. Tam bir kitap ve sinema kurduyum. Tolga kitap okumayı sevmiyor. Üstelik Fransız okulunda okuduğundan mıdır ne, sadece Fransız filmlerini seviyor. Bense nefret ederim Fransız filmlerinden. Galiba ona tuhaf geldim ben. Beni merak ediyor, anlattıklarımı ilgiyle dinliyor.
Son birkaç yıldır takip ettiğim bir sinema sitesi var. Tersninja. Sahibi Landlord “ Sinema hayatı eşsiz kılar “diyor Okuyucularına ilginç filmler ve kitaplar öneriyor. Yazdıklarını çok seviyorum. Anlatıyorum Tolga’ya. Tersninja’nın adını hiç duymamış. Bu durumu hiç hoşuma gitmiyor mesela. Soruyorum “ Uzak doğu filmlerini sever misin?” diye. “Asla!” diyor. “Peki, korku, gerilim filmlerini” “Seyretmemem kesinlikle!” diyor. “Bilimkurgu!” “Dayanamam seyretmeye!” diyor. Daha önce çıktığım diğer erkekler gibi, beni hayal kırıklığına uğratıyor. Issız Adam en sevdiği filmmiş mesela. Alper’de kendini bulmuşmuş… Dişlerimi gıcırdatarak “Ama ben Ada değilim.” diyorum kendi kendime. “Heveslenme boşuna!” Tamam şeytan tüyü var Tolga’da ama, bu muhabbet böyle giderse dayanamayıp kalkacağım masadan kesinlikle… “Peki kitaplar?” diyorum. Kitap okumuyor ki, bilsin türlerini. Tüm bunları öğrendiğimde, diğerlerine yaptığım gibi “eğer benimle görüşmek istiyorsan, aramızda hep landlord ve tersninja olacak ama!” diyecek ve şaşkın bakışları arasında muhabbeti yarım kesecektim ki, haftalık mizah dergilerini iyi takip ettiğini söyledi. Oh ya! İşte bunu öğrendiğimde, resmen aramızda bir sempati kelebeğinin uçuştuğunu hissettim. Öyle şeytan tüyüyle, yakışıklılık yada zenginlikle bir ilişkiyi sürdüremezdim. Okumayı sevmeyen biriyle mümkün değil bir daha bir araya gelemezdim. Hele hoşlandığım film türlerinden de hoşlanmıyorsa, ne işim vardı bu çocukla benim. Amaaa… Eğer haftalık mizah dergilerini seviyorsa, bir ümit vardı bu çocukta zekadan yana. Biraz daha zaman tanıyabilirdim. Yaslandım koltuğa. O günden sonra görüşmeye devam ettik.
Ben ise Tolga için değişik biriydim. Farklıydım çevresindeki kızlardan. Diğer kızlar gibi ağzının içine bakmıyordum da, çıtır çıtır anlattıklarımla ve tekinsiz anlatımlarımla onu hayrete düşürüyordum. Tuhaf biriydim. Ona tersninja’da okuyup tanıdığım, tüm kitaplarını keyifle okuduğum Sadık Yemni’den bahsediyordum mesela. Onun kitaplarından. Muska’dan, Öte Yer’den, Sarp Sapmaz’dan.. Sadık Yemni’nin ve Landlord’un sevdiğim beğendiğim düşüncelerini anlatıyordum. Modernleşmenin getirdiği yabancılaşma, bazı insanların marka ve lüks bağımlılıkları, bencilleşmenin nasıl sorun olup artık kapımızı çaldığı yada dostluk, ahbaplık, muhabbet kurabilme, kendini diğerinin yerine koyabilme yeteneklerimizi unutmaya yüz tutunca, çıkar ilişkilerinin nasıl insanları insanlıklarından çıkardıklarını konuşuyorduk arada. Sanıyorum tüm bunlar, onun belki de daha önce hiç kafa yormaya gerek duymadığı pek çok şeyin farkına varmasına neden oluyordu. Kimbilir? Şunu iyi biliyorum ki, hoşuna gidiyordum. Birlikte yaptığımız muhabbetlerden tuhaf bir zevk aldığını söylüyordu. Menfaatsız hasbi arkadaşlığın yada bir kızla aşk meşk dışında konuşabilmenin keyfine varıyordu. Hilafsız söylüyorum gözleri bana bakarken ışıldıyordu. Ben de içimde birikenleri, hazır böyle açık antenli alıcı bulmuşken, büyük bir hevesle aktarıyordum. Nasıl inanıyordu her anlattığıma, hayatta en fazla bana güvendiğini söylüyordu.
Bir ara sayildeyiz. Tam geceyarısı. Kararlıyım bu akşam gitmeyeceğim yurda. Adam sende, bir defalık uymayacağım kurallara. Gökyüzü yıldızsız ama şahane bir dolunay var. Yayılmışız armut misali koltuklara. Gökyüzündeki yıldızlara bakmaktayız. “ Haydi artık zamanı geldi. Hayatta farkında olmadığın pek çok şeyi fark ettin. ” Dedim. “Şimdi seninle cümbüşlü tirildeme makamına geçeceğiz.” Doğruldu baktı bana. “ Cümbüşlü Trildeme makamı mı, o ne ki? “ dedi. Kıkırdadım. “Sen şimdi Tam Özerk Hayal Film Şirketi’ni de bilmezsin!” dedim. Gözlerini irice açtı: “ Ömrümde duymadım” dedi. “ Şimdi bak, seninle bir film hayal edeceğiz. Şöyle bir yaslan arkana. Gözlerini iyice kapa. Bozarsın tüm büyüyü sonra. Ben söylemeden sakın açma. Kafanın içinde sezgilerinin demlendiği ve yaratıcı coşku kazandığı hayali bir kap var farzet. Sezgilerini o kaba devret. Sonra düşünmeni istiyorum. Bana bir rol biç. Ben bu filmde kim olabilirim acaba?“ dedim. Gözlerini kapadı.
Şöyle bir baktım. Ne yakışıklı görünüyordu. Saçları yoktu. Simsiyah giysileri içinde o güzel boynu ve başı dolunayda bir ayna gibi parlıyordu. Az sonra “ Sezgilerimi demledim.Düşündüm. Sen bu filmde olsan olsan bir melek olabilirsin.” dedi ve sevgiyle gülümsedi. Onu seyrediyordum. Yanına gelip diz çöktüm. Dayanamadım daha fazla. Geçirdim dişlerimi boğazına. Fazla acı çeksin istemiyordum. Kanını bir hüplemede çektim kuruttum. Baktım ona. Evet haklıydı Tolga. Ben bir melektim. Ama ölüm meleği. Tam Özerk Film Şirketi için çalışıyordum. Her insan bir rolle doğuyordu. Ömrü boyunca o rolün gereğini oynuyordu. Hiç kimse kendi filminin finalini bilmiyordu. Finalinde ölümü cazip kılabilmek için ben muhtelif rollerle devreye giriyorum. Tolga’ya uygun görülen final buydu. Şimdi kanatlarımı çırpıyorum. Başka birine doğru gidiyorum. Hazırlan ey okuyucu! Sıra sende galiba. Az sonra geleceğim yanına. Ölümü seveceğin çok güzel bir son hazırladım sana. Meraklanma!
Yorum Yazın