<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Sadık Yemni&#8217;den sinemasallar (2): Filmvari Hayatlar yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.tersninja.com/sadik-yemniden-sinemasallar-2-filmvari-hayatlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tersninja.com/sadik-yemniden-sinemasallar-2-filmvari-hayatlar</link>
	<description>Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı &#34;eşsiz&#34; kılar.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 08:57:05 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
	<item>
		<title>Yazar: ezgi</title>
		<link>http://www.tersninja.com/sadik-yemniden-sinemasallar-2-filmvari-hayatlar/comment-page-1#comment-3084</link>
		<dc:creator>ezgi</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 10:19:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tersninja.com/sadik-yemniden-sinemasallar-2-filmvari-hayatlar/#comment-3084</guid>
		<description>Onu ilk gördüğümde, bir arkadaşımın evindeydik. Hiç haz etmediğim tiplerdendi.  Asla.   Nerde sabah  orda  akşam diyenlerden. Altında spor araba. Baba parası yiyenlerden. Gününü gün edenlerden.  Sordum arkadaşıma “Kim bu?” diye. Sonra hep taklidimi yapmıştır arkadaşım, iğrenerek göstermişim,  şöyle elimin tersiyle. Gülmüştü.  “Adı Tolga” demişti. “Bakma, hercai göründüğüne çok iyi çocuktur.Kızlar peşini bırakmıyor ki. Çocuğa bir rahat vermiyorlar. Eee, üç kızdan sonra doğmuş bir erkek evlat olarak, babası da bir dediğini ikiletmeyince, ne yapsın başka?” demişti. Çevresindeki kızlara baktım. “Sevgi pıtırcıkları”, “zengin erkek avcıları” modelindeki kızlardı bunlar. Üzerlerinde cıbıldak giysileri. Esasında çoğu üniversite öğrencileri.   Hep hazıra konmayı seven yada hazıra konmaya heves edenler. Üniversite araç onlara göre. Amaç ise zengin koca bulacaksın, ömrünün sonuna kadar yan gelip yatacaksın. Okumak için mücadele nedir bilmemişler hayatlarında.   Bu dünyalar bana göre değil. Ben bu kızlar gibi değilim. Karadeniz’in küçük bir sahil kasabasında doğdum. Dört erkek evlattan yıllar sonra, tekne kazıntısı bir kız olarak  doğunca kazara, evde abilerimle erkek gibi büyütüldüm. Eğer çok çalışıp burslar kazanmasaydım, evdekiler  beni asla  okutmazlardı.  Arkadaşlarım çoktan evlendiler. Dizim dizim çocukları var şimdi. Benim niyetim okumaktı. Kafama koymuştum, mutlaka üniversiteye gidecektim. Anadolu Lisesi sınavında bizim bölgenin birincisi olduğumda, şehrin en iyi özel okulunun sahibi  ailemle konuşmaya geldi. Okullarında burslu okumam için bizimkileri  razı etti. Sonra Tıp Fakültesi’ni kazanınca, doktor olacağım diye ağabeylerim de ses etmedi. Razı oldular İstanbul’a gelmeme. Tek şartları vardı. İstedikleri yurtta kalacaktım. Yani bu demek oluyordu ki Sindirella misali gece yarısından önce yurtta olacaktım. Razıydım. İşte üç yıldır İstanbul’dayım.

O gece nasıl oldu anlamadım. Oldu. Bir ara Tolga’yla muhabbet etmeye başladık. İnşaat Mühendisliği son sınıftan üç dersi varmış. Askerlik ertelensin diye iki yıldır bu dersleri özellikle bırakmış.  Babasının inşaat şirketleri var diye bu bölümünü zoraki  seçmiş aslında. Şimdi arada kendi şirketlerinde çalışıyormuş vesaire. Anlatıyordu kendince bir şeyler. O tüm bunları anlatırken,
aklıma televizyonda seyrettiğim eski Türk filmleri geldi. Misal, fabrikatör Hulusi Kentmen,  oğlu yakışıklı hercai jön Tarık Akan,  Karadenizli bıçkın kız Gülşen Bubikoğlu
Komiktik. Valla tam o haldeydik. Romantik filmlerden hiç haz etmem aslında.  Ama sinema en büyük zevklerimden.  Geleceğim bu konuya ayrıca.  Neyse, diyeceğim odur ki, bu çocuk nasıl yaptı etti,  beni razı etti bilmiyorum, bir baktım biz Tolga’yla çıkmaya başlamışız.

Son iki aydır benim derslerimden fırsat buldukça sık sık buluşuyoruz. Bölümüm oldukça ağır. Boşlamaya hiç gelmez. Tolga gibi değilim ki ben. Bütçem kısıtlı. Bir an önce okulu bitireyim diye gözümün içine bakıyor ailem. Hakkını veriyorum derslerin. Hallediyorum merak etmeyin. Bu çocukta bir şeytan tüyü var belli. Ortak neredeyse hiçbir şeyimiz olmadığı halde, onunla beraber olmak hoşuma gidiyor benim de. O neden benimle birlikte olmak istiyor peki? Çevresindeki kızlar gibi değilim ki. Altımda bir kot, üstümde bir tişört, moda takip etmem, marka nedir bilmem. Çok güzel değil de sevimli biri olarak görürüm kendimi. Uzun düz kızıl saçlarımı ve çilli yüzümü çok severim. Kendimi olduğum gibi kabul ederim. Keyifliyim.  Sinema ve kitap olmazsa olmazlarım. Tam bir kitap ve sinema kurduyum. Tolga kitap okumayı sevmiyor. Üstelik Fransız okulunda okuduğundan mıdır ne, sadece Fransız filmlerini seviyor. Bense nefret ederim Fransız filmlerinden. Galiba ona tuhaf geldim ben. Beni merak ediyor, anlattıklarımı ilgiyle dinliyor.

Son birkaç yıldır takip ettiğim bir sinema sitesi var. Tersninja. Sahibi Landlord “ Sinema hayatı eşsiz kılar “diyor Okuyucularına ilginç filmler ve kitaplar öneriyor. Yazdıklarını çok seviyorum. Anlatıyorum Tolga’ya. Tersninja’nın adını hiç duymamış. Bu durumu hiç hoşuma gitmiyor mesela. Soruyorum “ Uzak doğu filmlerini sever misin?” diye. “Asla!” diyor. “Peki, korku, gerilim filmlerini”  “Seyretmemem kesinlikle!” diyor. “Bilimkurgu!” “Dayanamam seyretmeye!” diyor.  Daha önce çıktığım diğer erkekler gibi, beni hayal kırıklığına uğratıyor. Issız Adam en sevdiği filmmiş mesela. Alper’de kendini bulmuşmuş… Dişlerimi gıcırdatarak “Ama ben Ada değilim.” diyorum kendi kendime. “Heveslenme boşuna!”  Tamam şeytan tüyü var Tolga’da ama, bu muhabbet böyle giderse dayanamayıp kalkacağım masadan kesinlikle… “Peki kitaplar?” diyorum.  Kitap okumuyor ki, bilsin türlerini.  Tüm bunları öğrendiğimde, diğerlerine yaptığım gibi “eğer benimle görüşmek istiyorsan, aramızda hep landlord ve tersninja olacak ama!”  diyecek ve şaşkın bakışları arasında  muhabbeti yarım kesecektim ki, haftalık mizah dergilerini iyi takip ettiğini söyledi. Oh ya! İşte bunu öğrendiğimde, resmen  aramızda  bir sempati kelebeğinin uçuştuğunu hissettim.  Öyle şeytan tüyüyle, yakışıklılık yada zenginlikle bir ilişkiyi sürdüremezdim. Okumayı sevmeyen biriyle mümkün değil bir daha bir araya gelemezdim. Hele hoşlandığım film türlerinden de hoşlanmıyorsa, ne işim vardı bu çocukla benim. Amaaa…  Eğer haftalık mizah dergilerini seviyorsa, bir ümit vardı bu çocukta zekadan yana. Biraz daha zaman tanıyabilirdim. Yaslandım koltuğa.  O günden sonra görüşmeye devam ettik.

Ben  ise Tolga için değişik biriydim.  Farklıydım çevresindeki kızlardan. Diğer kızlar gibi ağzının içine bakmıyordum da, çıtır çıtır anlattıklarımla ve tekinsiz anlatımlarımla onu hayrete düşürüyordum.  Tuhaf biriydim.  Ona tersninja’da okuyup tanıdığım, tüm kitaplarını keyifle okuduğum Sadık Yemni’den bahsediyordum mesela. Onun kitaplarından. Muska’dan, Öte Yer’den, Sarp Sapmaz’dan..  Sadık Yemni’nin ve Landlord’un sevdiğim beğendiğim düşüncelerini anlatıyordum. Modernleşmenin getirdiği yabancılaşma, bazı insanların marka ve lüks bağımlılıkları, bencilleşmenin nasıl sorun olup artık kapımızı çaldığı  yada dostluk, ahbaplık, muhabbet kurabilme, kendini diğerinin yerine koyabilme yeteneklerimizi unutmaya yüz tutunca, çıkar ilişkilerinin nasıl insanları insanlıklarından çıkardıklarını konuşuyorduk arada. Sanıyorum tüm bunlar, onun belki de daha önce hiç kafa  yormaya gerek duymadığı  pek çok şeyin farkına varmasına neden oluyordu.  Kimbilir?  Şunu iyi biliyorum ki, hoşuna gidiyordum. Birlikte yaptığımız muhabbetlerden tuhaf bir zevk aldığını söylüyordu. Menfaatsız hasbi arkadaşlığın yada bir kızla aşk meşk dışında konuşabilmenin keyfine varıyordu. Hilafsız söylüyorum gözleri bana bakarken ışıldıyordu. Ben de içimde birikenleri, hazır böyle açık antenli alıcı bulmuşken, büyük bir hevesle aktarıyordum. Nasıl inanıyordu her anlattığıma, hayatta en fazla bana güvendiğini söylüyordu.

Bir ara sayildeyiz. Tam geceyarısı. Kararlıyım bu akşam gitmeyeceğim yurda. Adam sende, bir defalık uymayacağım kurallara.  Gökyüzü yıldızsız ama şahane bir dolunay var. Yayılmışız armut misali koltuklara. Gökyüzündeki yıldızlara bakmaktayız. “ Haydi artık zamanı geldi. Hayatta farkında olmadığın pek çok şeyi fark ettin. ” Dedim. “Şimdi seninle  cümbüşlü tirildeme makamına geçeceğiz.”  Doğruldu baktı bana. “ Cümbüşlü Trildeme makamı mı, o ne ki? “ dedi.  Kıkırdadım. “Sen şimdi Tam Özerk Hayal Film Şirketi’ni de bilmezsin!” dedim.  Gözlerini irice açtı: “ Ömrümde duymadım” dedi. “ Şimdi bak, seninle  bir film hayal edeceğiz. Şöyle bir yaslan arkana. Gözlerini iyice kapa.  Bozarsın  tüm büyüyü sonra.  Ben söylemeden sakın açma. Kafanın içinde sezgilerinin demlendiği ve yaratıcı coşku kazandığı hayali bir kap var farzet. Sezgilerini o kaba devret. Sonra düşünmeni istiyorum. Bana bir rol biç. Ben bu filmde kim olabilirim acaba?“ dedim. Gözlerini kapadı. 


Şöyle bir baktım. Ne yakışıklı görünüyordu. Saçları yoktu. Simsiyah giysileri içinde o güzel boynu ve başı dolunayda bir ayna gibi parlıyordu. Az sonra “ Sezgilerimi demledim.Düşündüm. Sen bu filmde olsan olsan bir melek olabilirsin.” dedi ve sevgiyle gülümsedi. Onu seyrediyordum. Yanına gelip diz çöktüm. Dayanamadım daha fazla. Geçirdim dişlerimi boğazına. Fazla acı çeksin istemiyordum. Kanını bir hüplemede çektim kuruttum. Baktım ona. Evet haklıydı Tolga. Ben bir melektim. Ama ölüm meleği.  Tam Özerk Film Şirketi için çalışıyordum. Her insan bir rolle doğuyordu. Ömrü boyunca o rolün gereğini oynuyordu. Hiç kimse kendi filminin finalini bilmiyordu.  Finalinde ölümü cazip kılabilmek için ben muhtelif rollerle devreye giriyorum. Tolga’ya uygun görülen final buydu. Şimdi  kanatlarımı çırpıyorum. Başka birine doğru gidiyorum. Hazırlan ey okuyucu! Sıra sende galiba. Az sonra geleceğim yanına. Ölümü seveceğin çok güzel bir son hazırladım sana. Meraklanma!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Onu ilk gördüğümde, bir arkadaşımın evindeydik. Hiç haz etmediğim tiplerdendi.  Asla.   Nerde sabah  orda  akşam diyenlerden. Altında spor araba. Baba parası yiyenlerden. Gününü gün edenlerden.  Sordum arkadaşıma “Kim bu?” diye. Sonra hep taklidimi yapmıştır arkadaşım, iğrenerek göstermişim,  şöyle elimin tersiyle. Gülmüştü.  “Adı Tolga” demişti. “Bakma, hercai göründüğüne çok iyi çocuktur.Kızlar peşini bırakmıyor ki. Çocuğa bir rahat vermiyorlar. Eee, üç kızdan sonra doğmuş bir erkek evlat olarak, babası da bir dediğini ikiletmeyince, ne yapsın başka?” demişti. Çevresindeki kızlara baktım. “Sevgi pıtırcıkları”, “zengin erkek avcıları” modelindeki kızlardı bunlar. Üzerlerinde cıbıldak giysileri. Esasında çoğu üniversite öğrencileri.   Hep hazıra konmayı seven yada hazıra konmaya heves edenler. Üniversite araç onlara göre. Amaç ise zengin koca bulacaksın, ömrünün sonuna kadar yan gelip yatacaksın. Okumak için mücadele nedir bilmemişler hayatlarında.   Bu dünyalar bana göre değil. Ben bu kızlar gibi değilim. Karadeniz’in küçük bir sahil kasabasında doğdum. Dört erkek evlattan yıllar sonra, tekne kazıntısı bir kız olarak  doğunca kazara, evde abilerimle erkek gibi büyütüldüm. Eğer çok çalışıp burslar kazanmasaydım, evdekiler  beni asla  okutmazlardı.  Arkadaşlarım çoktan evlendiler. Dizim dizim çocukları var şimdi. Benim niyetim okumaktı. Kafama koymuştum, mutlaka üniversiteye gidecektim. Anadolu Lisesi sınavında bizim bölgenin birincisi olduğumda, şehrin en iyi özel okulunun sahibi  ailemle konuşmaya geldi. Okullarında burslu okumam için bizimkileri  razı etti. Sonra Tıp Fakültesi’ni kazanınca, doktor olacağım diye ağabeylerim de ses etmedi. Razı oldular İstanbul’a gelmeme. Tek şartları vardı. İstedikleri yurtta kalacaktım. Yani bu demek oluyordu ki Sindirella misali gece yarısından önce yurtta olacaktım. Razıydım. İşte üç yıldır İstanbul’dayım.</p>
<p>O gece nasıl oldu anlamadım. Oldu. Bir ara Tolga’yla muhabbet etmeye başladık. İnşaat Mühendisliği son sınıftan üç dersi varmış. Askerlik ertelensin diye iki yıldır bu dersleri özellikle bırakmış.  Babasının inşaat şirketleri var diye bu bölümünü zoraki  seçmiş aslında. Şimdi arada kendi şirketlerinde çalışıyormuş vesaire. Anlatıyordu kendince bir şeyler. O tüm bunları anlatırken,<br />
aklıma televizyonda seyrettiğim eski Türk filmleri geldi. Misal, fabrikatör Hulusi Kentmen,  oğlu yakışıklı hercai jön Tarık Akan,  Karadenizli bıçkın kız Gülşen Bubikoğlu<br />
Komiktik. Valla tam o haldeydik. Romantik filmlerden hiç haz etmem aslında.  Ama sinema en büyük zevklerimden.  Geleceğim bu konuya ayrıca.  Neyse, diyeceğim odur ki, bu çocuk nasıl yaptı etti,  beni razı etti bilmiyorum, bir baktım biz Tolga’yla çıkmaya başlamışız.</p>
<p>Son iki aydır benim derslerimden fırsat buldukça sık sık buluşuyoruz. Bölümüm oldukça ağır. Boşlamaya hiç gelmez. Tolga gibi değilim ki ben. Bütçem kısıtlı. Bir an önce okulu bitireyim diye gözümün içine bakıyor ailem. Hakkını veriyorum derslerin. Hallediyorum merak etmeyin. Bu çocukta bir şeytan tüyü var belli. Ortak neredeyse hiçbir şeyimiz olmadığı halde, onunla beraber olmak hoşuma gidiyor benim de. O neden benimle birlikte olmak istiyor peki? Çevresindeki kızlar gibi değilim ki. Altımda bir kot, üstümde bir tişört, moda takip etmem, marka nedir bilmem. Çok güzel değil de sevimli biri olarak görürüm kendimi. Uzun düz kızıl saçlarımı ve çilli yüzümü çok severim. Kendimi olduğum gibi kabul ederim. Keyifliyim.  Sinema ve kitap olmazsa olmazlarım. Tam bir kitap ve sinema kurduyum. Tolga kitap okumayı sevmiyor. Üstelik Fransız okulunda okuduğundan mıdır ne, sadece Fransız filmlerini seviyor. Bense nefret ederim Fransız filmlerinden. Galiba ona tuhaf geldim ben. Beni merak ediyor, anlattıklarımı ilgiyle dinliyor.</p>
<p>Son birkaç yıldır takip ettiğim bir sinema sitesi var. Tersninja. Sahibi Landlord “ Sinema hayatı eşsiz kılar “diyor Okuyucularına ilginç filmler ve kitaplar öneriyor. Yazdıklarını çok seviyorum. Anlatıyorum Tolga’ya. Tersninja’nın adını hiç duymamış. Bu durumu hiç hoşuma gitmiyor mesela. Soruyorum “ Uzak doğu filmlerini sever misin?” diye. “Asla!” diyor. “Peki, korku, gerilim filmlerini”  “Seyretmemem kesinlikle!” diyor. “Bilimkurgu!” “Dayanamam seyretmeye!” diyor.  Daha önce çıktığım diğer erkekler gibi, beni hayal kırıklığına uğratıyor. Issız Adam en sevdiği filmmiş mesela. Alper’de kendini bulmuşmuş… Dişlerimi gıcırdatarak “Ama ben Ada değilim.” diyorum kendi kendime. “Heveslenme boşuna!”  Tamam şeytan tüyü var Tolga’da ama, bu muhabbet böyle giderse dayanamayıp kalkacağım masadan kesinlikle… “Peki kitaplar?” diyorum.  Kitap okumuyor ki, bilsin türlerini.  Tüm bunları öğrendiğimde, diğerlerine yaptığım gibi “eğer benimle görüşmek istiyorsan, aramızda hep landlord ve tersninja olacak ama!”  diyecek ve şaşkın bakışları arasında  muhabbeti yarım kesecektim ki, haftalık mizah dergilerini iyi takip ettiğini söyledi. Oh ya! İşte bunu öğrendiğimde, resmen  aramızda  bir sempati kelebeğinin uçuştuğunu hissettim.  Öyle şeytan tüyüyle, yakışıklılık yada zenginlikle bir ilişkiyi sürdüremezdim. Okumayı sevmeyen biriyle mümkün değil bir daha bir araya gelemezdim. Hele hoşlandığım film türlerinden de hoşlanmıyorsa, ne işim vardı bu çocukla benim. Amaaa…  Eğer haftalık mizah dergilerini seviyorsa, bir ümit vardı bu çocukta zekadan yana. Biraz daha zaman tanıyabilirdim. Yaslandım koltuğa.  O günden sonra görüşmeye devam ettik.</p>
<p>Ben  ise Tolga için değişik biriydim.  Farklıydım çevresindeki kızlardan. Diğer kızlar gibi ağzının içine bakmıyordum da, çıtır çıtır anlattıklarımla ve tekinsiz anlatımlarımla onu hayrete düşürüyordum.  Tuhaf biriydim.  Ona tersninja’da okuyup tanıdığım, tüm kitaplarını keyifle okuduğum Sadık Yemni’den bahsediyordum mesela. Onun kitaplarından. Muska’dan, Öte Yer’den, Sarp Sapmaz’dan..  Sadık Yemni’nin ve Landlord’un sevdiğim beğendiğim düşüncelerini anlatıyordum. Modernleşmenin getirdiği yabancılaşma, bazı insanların marka ve lüks bağımlılıkları, bencilleşmenin nasıl sorun olup artık kapımızı çaldığı  yada dostluk, ahbaplık, muhabbet kurabilme, kendini diğerinin yerine koyabilme yeteneklerimizi unutmaya yüz tutunca, çıkar ilişkilerinin nasıl insanları insanlıklarından çıkardıklarını konuşuyorduk arada. Sanıyorum tüm bunlar, onun belki de daha önce hiç kafa  yormaya gerek duymadığı  pek çok şeyin farkına varmasına neden oluyordu.  Kimbilir?  Şunu iyi biliyorum ki, hoşuna gidiyordum. Birlikte yaptığımız muhabbetlerden tuhaf bir zevk aldığını söylüyordu. Menfaatsız hasbi arkadaşlığın yada bir kızla aşk meşk dışında konuşabilmenin keyfine varıyordu. Hilafsız söylüyorum gözleri bana bakarken ışıldıyordu. Ben de içimde birikenleri, hazır böyle açık antenli alıcı bulmuşken, büyük bir hevesle aktarıyordum. Nasıl inanıyordu her anlattığıma, hayatta en fazla bana güvendiğini söylüyordu.</p>
<p>Bir ara sayildeyiz. Tam geceyarısı. Kararlıyım bu akşam gitmeyeceğim yurda. Adam sende, bir defalık uymayacağım kurallara.  Gökyüzü yıldızsız ama şahane bir dolunay var. Yayılmışız armut misali koltuklara. Gökyüzündeki yıldızlara bakmaktayız. “ Haydi artık zamanı geldi. Hayatta farkında olmadığın pek çok şeyi fark ettin. ” Dedim. “Şimdi seninle  cümbüşlü tirildeme makamına geçeceğiz.”  Doğruldu baktı bana. “ Cümbüşlü Trildeme makamı mı, o ne ki? “ dedi.  Kıkırdadım. “Sen şimdi Tam Özerk Hayal Film Şirketi’ni de bilmezsin!” dedim.  Gözlerini irice açtı: “ Ömrümde duymadım” dedi. “ Şimdi bak, seninle  bir film hayal edeceğiz. Şöyle bir yaslan arkana. Gözlerini iyice kapa.  Bozarsın  tüm büyüyü sonra.  Ben söylemeden sakın açma. Kafanın içinde sezgilerinin demlendiği ve yaratıcı coşku kazandığı hayali bir kap var farzet. Sezgilerini o kaba devret. Sonra düşünmeni istiyorum. Bana bir rol biç. Ben bu filmde kim olabilirim acaba?“ dedim. Gözlerini kapadı. </p>
<p>Şöyle bir baktım. Ne yakışıklı görünüyordu. Saçları yoktu. Simsiyah giysileri içinde o güzel boynu ve başı dolunayda bir ayna gibi parlıyordu. Az sonra “ Sezgilerimi demledim.Düşündüm. Sen bu filmde olsan olsan bir melek olabilirsin.” dedi ve sevgiyle gülümsedi. Onu seyrediyordum. Yanına gelip diz çöktüm. Dayanamadım daha fazla. Geçirdim dişlerimi boğazına. Fazla acı çeksin istemiyordum. Kanını bir hüplemede çektim kuruttum. Baktım ona. Evet haklıydı Tolga. Ben bir melektim. Ama ölüm meleği.  Tam Özerk Film Şirketi için çalışıyordum. Her insan bir rolle doğuyordu. Ömrü boyunca o rolün gereğini oynuyordu. Hiç kimse kendi filminin finalini bilmiyordu.  Finalinde ölümü cazip kılabilmek için ben muhtelif rollerle devreye giriyorum. Tolga’ya uygun görülen final buydu. Şimdi  kanatlarımı çırpıyorum. Başka birine doğru gidiyorum. Hazırlan ey okuyucu! Sıra sende galiba. Az sonra geleceğim yanına. Ölümü seveceğin çok güzel bir son hazırladım sana. Meraklanma!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: ezgi</title>
		<link>http://www.tersninja.com/sadik-yemniden-sinemasallar-2-filmvari-hayatlar/comment-page-1#comment-2995</link>
		<dc:creator>ezgi</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 11:57:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tersninja.com/sadik-yemniden-sinemasallar-2-filmvari-hayatlar/#comment-2995</guid>
		<description>Sadık Yemni&#8217;nin &#246;yk&#252;leri i&#231;imizden birileriyle ilgili olduğu i&#231;in olsa gerek, hayal mahsul&#252; birer fantazi değilmişcesine, bana tuhaf bir sahicilik duygusu ge&#231;iriyor.. 
 
Aslında bu &#246;yk&#252;s&#252;nde yazdıkları,ka&#231;an-saklanan ve kovalayan ilişkisi, hi&#231; yabancı gelmeyen, &#231;ok tanıdık bir g&#252;&#231;..  Hatta anlattıkları seyrettiğim pek &#231;ok filmi  hatırlatıyor. Sanırım bir amacı da bu zaten&#8230; Edebiyat ile sinemayı i&#231; i&#231;e ge&#231;iriyor. Ve sinemasallar d&#252;nyası yaratıyor.. Ben Sadık Yemni &#246;yk&#252;lerini &#231;ok sevdim..  
 
Yazarın se&#231;tiği isimler  Aslı ile başlamış, Meram&#8217;la bitiriyor.. Meram Aslı&#8217;nın meramını anlar umarım:) 
Şimdi bu sinemasalı okuduktan  sonra canım Michael Douglas&#8217;ın The Game adlı filmini seyretmek istedi.. Hemen arayacağım! 
 
Bu sayfada kafama gene bir şey takıldı. &#214;yk&#252;de hi&#231; tabanca ge&#231;mediği halde, neden susturuculu bir tabanca fotoğrafı konmuş acaba bu &#246;yk&#252;yle ilgili? Bu da ilgin&#231; bir durum doğrusu!..  
Acaba site sahibi ne demek istiyor? </description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sadık Yemni&rsquo;nin &ouml;yk&uuml;leri i&ccedil;imizden birileriyle ilgili olduğu i&ccedil;in olsa gerek, hayal mahsul&uuml; birer fantazi değilmişcesine, bana tuhaf bir sahicilik duygusu ge&ccedil;iriyor..</p>
<p>Aslında bu &ouml;yk&uuml;s&uuml;nde yazdıkları,ka&ccedil;an-saklanan ve kovalayan ilişkisi, hi&ccedil; yabancı gelmeyen, &ccedil;ok tanıdık bir g&uuml;&ccedil;..  Hatta anlattıkları seyrettiğim pek &ccedil;ok filmi  hatırlatıyor. Sanırım bir amacı da bu zaten&hellip; Edebiyat ile sinemayı i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;iriyor. Ve sinemasallar d&uuml;nyası yaratıyor.. Ben Sadık Yemni &ouml;yk&uuml;lerini &ccedil;ok sevdim.. </p>
<p>Yazarın se&ccedil;tiği isimler  Aslı ile başlamış, Meram&rsquo;la bitiriyor.. Meram Aslı&rsquo;nın meramını anlar umarım:)</p>
<p>Şimdi bu sinemasalı okuduktan  sonra canım Michael Douglas&rsquo;ın The Game adlı filmini seyretmek istedi.. Hemen arayacağım!</p>
<p>Bu sayfada kafama gene bir şey takıldı. &Ouml;yk&uuml;de hi&ccedil; tabanca ge&ccedil;mediği halde, neden susturuculu bir tabanca fotoğrafı konmuş acaba bu &ouml;yk&uuml;yle ilgili? Bu da ilgin&ccedil; bir durum doğrusu!.. </p>
<p>Acaba site sahibi ne demek istiyor? </p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

