Salı-Lacivert Fantastik Bir Kurgu: Şike Davası

12ugurdunda25cmAytunç Erkin, Sarı Lacivert Öfkeli Adam: Aziz Yıldırım’ın önsözünü de yazan Uğur Dündar‘la birlikte…

Sarı Lacivert Öfkeli Adam: Aziz Yıldırım kitabı “fantastik” bir kurgu romanı gibi; hayalet yazarlar, kumpaslar, örgütler… Son dönemde Fenerbahçe takım otobüsüne yapılan saldırıların da aslında tetikleyicisi olan ‘sözde şike davası’, herkesin bildiği, fakat hiç kimsenin tam olarak neler olup bittiğini anlayamadığı bir dosya olarak gizemini korumakta hala bugün… Sarı Lacivert Öfkeli Adam: Aziz Yıldırım incelemesinin yazarı araştırmacı-gazeteci Aytunç Erkin’le buluştuk ve kitabının odağında şike davasıyla ilgili ayrıntılı bir sohbet gerçekleştirdik…

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

“Sarı-Lacivert Öfkeli Adam: Aziz Yıldırım” kitabının en büyük özelliği nedir?Şike sürecini herkes yakından takip etti. Sizin kitabınızda farklı olarak ne bulacak okuyucu?

Bu kitabın en büyük özelliği bana göre, birçok dava yaşandı 2008’den beri, Türkiye bir davalar ülkesi. Ergenekon, Balyoz vb. davalarla ilgili birçok kitap yazıldı. Şike ayağı ise sahipsiz kalmıştı; bölük pörçük yazılar, haberler çıkmıştı. Neden Fenerbahçe? Neden Aziz Yıldırım? Neden kulübü ele geçirsinler? gibi çokça soru ortaya atılmıştı. Birincisi ben şu tespiti yapıyorum; Aziz Yıldırıma yapılan operasyon 2011 yılında yapılmadı. Bu süreç Hanefi Avcı’nın kaçakçılık ve organize dairesinin başına geçtiği 2004’te başladı. O dönem emniyette ve bürokraside birtakım isimlerin Hanefi Avcı’nın önüne Aziz Yıldırım’la ilgili belgeler koyduğunu kitapta anlatıyorum. Daha önce de bazı TV kanallarında söylemişti. İkinci konu; Kara Kuvvetleri’nin ihalelerle ilgili bir soruşturması ile devam ediyor. Bunu Hava Kuvvetleri’ndeki askeri hakim Ahmet Zeki Üçok engelliyor. Kumpas olduğunu görüyor. Arkasından bir bakıyoruz, Taraf Gazetesi, “Ergenekon Fenerbahçe’de” diye başlık atıyor. Bu tip operasyonlara baktığınızda, bu operasyonların hepsinin önceden bir altyapısının oluşturulduğunu görürsünüz. Ergenekon’un, Balyoz’un altyapısı medya haberleri, kamuoyu yapılarak oluşturuldu. “Ergenekon Fenerbahçe’de” manşetinin şöyle bir anlamı olduğunu gördük; gizlik tanıklar, Ergenekon’da Fenerbahçe ile nasıl Aziz Yıldırım’ı bu sürece bağlamaya çalışıyorlardı. Hepsi aslında baktığımız zaman bulmacanın bir parçası. Taraf’taki manşetin arkasından, bir baktık ki Aziz Yıldırım, İBDA-C’den dinleniyor. O dönem ülkede milyonlarca insan dinleniyor, bütün kritik isimlere bir örgüt vermişler, Aziz Yıldırım’ı da İBDA-C’ye eklemişler. İki ay sonra da Aziz Yıldırım’ın yakın arkadaşı Emniyet Müdürü Yardımcısı Emin Aslan’ı İBDA-C’den dinlemeye başlıyorlar. Hepsi sistematik olarak gelişiyor. Resmin tamamına baktığınızda, hedefinde Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe olan, 2004’ten 2011’e kadar uzanan, yedi sene süren bir örgü görüyorsunuz.

Peki, neden başka bir kulüp değil de Fenerbahçe?

Amaç, her kurumu ele geçirmek, yargıda, emniyette, medyada kritik taşlar var, bu taşları ele geçiriyorlar. Kendisini diğer kulüplerden ayıran, kendisine başka bir misyon edinen bir Fenerbahçe var; bir cumhuriyet olduğunu iddia eden, herkesten bağımsız olduğunu iddia eden bir yapı var.

Bir operasyon kurgulandı ve yürürlüğe kondu iddianıza göre?

Ortaya çıkması gereken şu; gazeteciler, kendilerinin gazeteci olduğunu iddia eden şahısların, emniyetten brifing almaları. İsimlerine gerek yok, ama Fenerbahçe operasyonu öncesinde dönemin Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç’la görüşen gazeteciler ve ondan sonraki haberlerin nasıl yapılması, yayılması gerektiği konusunda nasıl bilgi aldılar bunlar ortaya çıkmalı. Bunlar yeniden yargılama sürecinde ortaya çıkacak zaten. Operasyondan on gün önce, “Bu yaz sıcak operasyonlara gebe bekleyin” diye bir twit yazan gazeteci var. On gün sonra operasyon oldu.

Hayalet Yazar diye birinden bahsediyorsunuz kitapta…

Her operasyonun hayalet isimleri var; Balyoz’da da var, Ergenekon’da da var… Bunlar, Yusuf Gezgin, Yavuz Derinsoy, Nuh Baba, Ali Babanın Çiftliği gibi isimler etrafında toplanıyor. Şike davasında da Rauf Atilla Polat var. Polat’ın bu yazıları haberx ve gazeteport’ta yazdığı zamanlardaki yaşı 24-25. Daha ortada hiçbir şey yokken ortada, Rauf Atilla Polat, isim vermeden Aziz Yıldırım’ın tutuklanacağını yazdı. Hem de ayrıntısıyla. Bu şahıs ortada değil, Erzurumlu olduğunu biliyoruz, köyünü aradık, muhtarla görüştük fakat ulaşamıyoruz kendisine.

Peki, gerçekten Rauf Atilla Polat diye biri var mı?

Gerçekten böyle biri var gibi görünüyor. Ama bence yazıları kaleme alan o değil! Yavuz Derinsoy, Nuh Baba, Yusuf Sezgin gibi isimlerin yazdıklarıyla Rauf Atilla Polat’ınkileri yan yana koyun kalem aynı! İran düşmanlığı, acem oyunu ve bütün hedefte olan isimler aynı… Bu isimler sadece operasyonlar öncesi internet sitelerinde yazarak bir algı oluşturuyorlar, ondan sonra da operasyon oluyor zaten. O yüzden bu isimler hayalet.

Ya bu isimler yoksa? Hiç yaşamamışsa?

En büyük soru bu işte… Hanefi Avcı, “Haliçte Yaşayan Simonlar”da (Raif Atilla Polat hariç) bu isimleri yazdı. Bir havuz var, bu havuzda isimler dönüp duruyor. Soner Yalçın’ın tespiti “Şikenin Fuat Avni’si Rauf Atilla Polat” şeklinde. Fuat Avni’nin bu isimlerin yeni sürümü olduğu şeklinde bir görüşü gazeteci Ferhat Ünlü de öne sürmüştü.

Neden ‘Sarı Lacivert Öfkeli Adam: Aziz Yıldırım? Tek öfkeli o muydu?”

Hayır ama kumpas Fenerbahçe’de simgeleşti. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ne dedi: ‘Fenerbahçe taraftarı öyle bir tarih yazdı ki, Türkiye’deki çok kurum ve kuruluşun Fenerbahçe taraftarından ders çıkartması lazım.’ 2008’den bu yana süren operasyonların kırılma noktası 3 Temmuz 2011’dir. Aslında herkes öfkeliydi ama sarı lacivert öfke tüm Türkiye’yi etkiledi.” Kitapta operasyonun aslında AKP-cemaat ‘kardeşliği’yle kotarıldığını anlatıyorsunuz. Siz de mi Cumhurbaşkanı’nın ‘Kandırıldık’ sözüne inanmadınız? diyorum Erkin şu yanıtı veriyor: “17-25 Aralık süreci yaşanmasaydı, Yalçın Akdoğan ‘Milli Ordu’ya kumpas kuruldu’ demeseydi bugünlere gelinir miydi? Ki Yıldırım’ın ilk dilekçelerinden biridir Akdoğan’ın ‘kumpas’ sözü. 3 Temmuz gününden itibaren Fenerbahçe kanadı ‘kumpas’ diyordu. Evet kandırıldılar! AKP kanadı, ‘Alnı secdeye varan adam bunu yapar mı?’ şaşkınlığı içindeydi.”

Balyoz davasının gerekçeli kararında, Gölcük Donanma Komutanlığı’nda bulunduğu iddia edilen 5 No’lu hard diskle ilgili bölüm de var. Kararda, ‘Hard disk buraya konulmuştur’ deniyor. Kitapta ‘Şike’den Balyoz Çıktı’ başlıklı bir bölüm var. İşte bu bölüm tam da Şike-Balyoz arasındaki ilişkiyi anlatıyor.

İşte Sarı Lacivert Öfkeli Adam’daki o bölüm: BİNBAŞI YAKAR İSTİHBARATIN BAŞINDAYDI

Balyoz-Fenerbahçe ilişkisiyle ilgili önemli bir ayrıntı… “Şike davası”nda iddianamede olmayan isimler soruşturmaya ilginç bir şekilde eklenmişti. Listede yer alan bir isim ise Balyoz davasını yeniden başlatmıştı. “Şike davası”nın ek klasörlerinden öğrenildiğine göre, 6 Ocak 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı’nda bulunan ve Balyoz Davası’nda askerlerin tutuklanmasına neden olan belgeler için “Döşemenin altına yer yokluğundan ben koydum” diyen Binbaşı Kemalettin Yakar’ın da telefonu takip edilmiş. Soruşturma dosyasının ekinde yer alan ikinci klasörün 291 no’lu belgesine göre, Nuray Mutlu (TCG Gediz Gemisi’nde görevli), Kemalettin Yakar (Gölcük Donanma Komutanlığı’nda görevli), Sadık Kula (Marmaris Deniz Üssü’nde görevli), Milliyet gazetesinin santral telefonu da takip edilen diğer telefonlardan bazıları…

ASKERLERİN ‘ŞİKEDEN’ TELEFONLAR NEDEN DİNLENDİ?

Dönemin İstanbul Organize Şube Müdürlüğü’ne bağlı polisler, soruşturma dosyasında geçmeyen bu isimleri neden “Şike davası”na ekledi? Fenerbahçe Kulübü’yle nasıl bir ilişki kuruldu? Bu sorulara yanıt verilmesi gerekiyor! Binbaşı Kemalettin Yakar’ın ismi Balyoz’da, Albay Sadık Kula’nın ismi de İzmir Askeri Casusluk ve Şantaj davasında geçiyor. GSM şirketinden istenen sadece “abonelik ve adres” bilgileri; ancak dava dosyasında yoklar. Belirtelim ki dönemin Özel Yetkili Savcısı Fikret Seçen, Gölcük’teki aramada yer almıştı.

ÖZEL YETKİLİ FİKRET SEÇEN BULMUŞTU!

Tarih 6 Aralık 2010. 196 sanıklı “Balyoz Planı” davasını yürüten İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen tarafından yürütülen “şantaj ve askeri casusluk” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında, Gölcük Donanma Komutanlığı’nda arama yaptı. Seçen başkanlığında yapılan baskında İstihbarat Kısım Amirliği odasının döşemesi altında on çuval belge ele geçirildi. İşte bu belgeleri Balyoz davasına ekleyen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Şubat 2011 tarihinde tutuksuz 134 sanığın tutuklanmasına, 29 sanık hakkında da yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi. O dönem Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Kemalettin Yakar’dı. Ve o Binbaşı Yakar’ın ismi “şike”ye de eklemlendi!