Yazının başlığı Mercan isimli şarkıcının oldukça “anlamlı” bir şarkısının adı. Gereksiz olacak belki ama, bu şarkıyı her duyduğumda Hakkı Bulut’un “Kıskanıyorum” isimli şarkısındaki “henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum” sözleri geliyor aklıma. Bu şarkıdaki kıskanılan kişinin aslında Mercan olduğuna, ve Mercan’ın “sana değil kardeşine” şarkısını “Possession” filmini izledikten sonra yazdığı konusunda, eğer kaybetmek gibi bir lüksüm olsaydı, kesin iddiaya girerdim.

Turgay Özçelik

Lafı fazla uzatmadan gelelim filmimize. Yönetmenliğini Simon Sandquist ve Joel Bergvall’ın birlikte yaptıkları “Possession” filminin başrollerinde Sarah Michelle Gellar ve Lee Pace oynuyor. Sarah Michelle Gellar’ı “Buffy: The Vampire Slayer” dizisinden, ya da “Garez” filmlerinden hatırlıyoruz. Bu ufak tefek kadın, her ne hikmetse gerilim ve korku filmlerinde sık sık karşımıza çıkıyor bir süredir. Bugüne kadar oynadığı hiçbir filmde, aman aman bir oyunculuk sergilemeyen Gellar, bu başarı çizgisini bu filmde de koruyor. Lee Pace’in bugüne kadar oynadığı filmlerden en akılda kalıcı olanı ise “Düşüş”(The Fall). Aynı Gellar gibi, o da “Possession” filminde vasat bir oyunculuk sergiliyor. Peki oyuncuların yeteneklerini sergileyebilecekleri bir senaryo var mı ortada derseniz, bu soruya cevabım olumsuz olacak kuşkusuz. Gerilim türündeki film, hikayesini metafizik bir temele, yani gizem unsuruna dayandırıyor ve seyircileri sürpriz gelişmelerle etkilemeye çalışıyor.

Filmde anlatılan hikayede, Jessica ve Ryan yeni evli bir çift. Ryan’ın kardeşi Roman cezaevinden şartlı tahliye ile çıkmış, Jessica ve Ryan’ın evinde yaşamakta. Roman’ın bir zamanlar avukatlığını yapan Jessica, kaynının aynı evde kalmasında rahatsız olmakta ve kendisinden korkmaktadır. Kaderin işine bakın ki, günlerden bir gün, inanılmaz bir kaza gerçekleşir ve Ryan’ın kullandığı araba ile, kardeşi Roman’ın kullandığı araba birbirine çarpar. “Ne yazıldıysa o” deyip, bu durumu fazla kurcalamıyoruz.

Kazadan sonra her iki kardeş de komaya giriyor. Aynı odada yan yana yatan kardeşleri ziyarete gelen Jessica’nın, doktora “hangisi benim kocam?” şeklindeki sorusundan, kendisinin filmin geri kalan kısımlarındaki davranışlarının ipuçlarını çıkarabiliyoruz. Kardeşlerden kayın olanı, yani Roman birkaç hafta sonra komadan çıkar. Ama bir gariplik vardır Roman’da, çünkü kendisinin Ryan olduğunu iddia etmektedir. Jessica, her aklı başında insan gibi, bu duruma inanmaz, ama gönlünün ses frekansları da zaman zaman karışmaktadır. Ki bir süre sonra, Jessica Roman’ın kocası Ryan olduğuna inanıyor ve kendisiyle çocuk yapma girişimlerine başlıyor. Tabii, kadına da hak vermek lazım, kocası bildiği adamın bedeni komada uyuyor. Ama kaynı bildiği beden de aynı kocası gibi davranıyor. O zaman işte, “sana değil kardeşine” şarkısı bir anlam kazanıyor.

Filmin geri kalan bölümünde neden böyle şeyler yaşandığının bir açıklaması geliyor elbette, sürpriz niyetine. Ama gidişattan bu sürpriz sonu çıkartmamak için yoğun bir çaba göstermek lazım. Nihayetinde ne senaryo, ne de oyunculuklar istenilen etkiyi yaratmıyor. Oysa, kadının kocası yerine kardeşini koymaya karar verme süreci, oldukça ilgi çekici olabilirdi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA