Sinema ticari bir girişim olarak 1895 yılında Paris’te Lumiere Kardeşler’in halka para karşılığı gösterdiği kısa filmlerle başladı. 1920’lere gelindiğinde ise Hollywood artık film endüstrisinin başkenti olmuştu.

 Ege Görgün (Landlord)

1920’lerde Şarlo ve Buster Keaton gibi isimlerin güdümündeki komedi filmleri tür olarak kesin bir üstünlük sağlamış olsalar da, sessiz sinema Rudolph Valentino, Douglas Fairbanks gibi jönleri de yaratmıştı. Sonra sesli film fikri atıldı ortaya. Başta Hollywood’un atası sayılabilecek ünlü yönetmen D.W. Griffith olmak üzere pek çok sinema adamı bu gelişmeyi absürt buldu. Sesli sinemanın bir geleceği olamazdı, bir hevesti, gelmişti geçecekti. Ancak büyük buhrana rağmen sesli sinema ayakta kaldı ve giderek daha da güçlendi.

6 dalda aldığı Altın Küre adaylığı ile 2012 Oscarlarının en favori filmi haline gelen Artist işte tam da bu dönemde geçen bir hikaye anlatıyor. Film şekil olarak tamamen sessiz sinema döneminin bir ürünüymüş gibi karşımıza çıkıyor. Bunun kulağa çok ürkütücü geldiğini farkındayım. Olağanüstü efektlere, CGI teknolojisiyle yaratılan fantatik ayrıntılara, bizi filmin içine çeken gümbür gümbür seslere ve rengarenk hatta üç boyutlu görüntülere alışmışken; siyah beyaz, sessiz bir film izleme fikrini bünyeniz kesinlikle reddediyor olmalı. Elbette siz bilirsiniz, ama inanın izlemezseniz siz kaybedersiniz.

Artist, seslerin, renklerin, efeklerin, bilgisayar teknolojilerinin, kısacası sinemanın 80 yıldır kaydettiği tüm gelişmeleri gereksizmiş gibi gösteren, benzersiz bir başyapıt. Filmin en büyük sihiri bence iki başrol oyuncusundan kaynaklanıyor. Jean Dujardin ve Bérénice Bejo müthiş bir sinerji ve izleyiciyi etkisine alan bir cazibeyle sergiliyorlar performanslarını. Bu performanslar filmin sıradışı bir unsur içermeyen, hatta klasik denilebilecek hikayesi için adeta kıvam arttırıcı bir katalizör oluyorlar. İkilinin yarattığı etkiyi daha iyi anlatabilmek için, bir film değil de eskinin bir televizyon dizisinden örnek vereyim size. Mavi Ay dizisinde Bruce Willis ve Cybill Shepherd’ın hayat verdiği o muhteşem ikiliyi düşünün. İşte öyle bir şey!

Sanat yönetimi ve set tasarımları da kusursuz filmin. 1920’lerde değil de, 2000’lerde çekilmiş bir film izlediğinizin kanıtı olacak hiçbir ipucu bulamıyorsunuz.

Açıklanan Oscar adayları listesinde hem filmin, hem yönetmenin, hem de oyuncuların adı var. Ancak Oscar bir Amerikan oyunu… Şimdilik oyunlarına almışlar gibi görünseler de, Fransız yönetmene, Fransız aktöre ve Arjantinli aktriste ne kadar paye verirler benim için de merak konusu.

Artist

(The Artist)

[xrr rating=5/5]

Yönetmen: Michel Hazanavicius

Senaryo: Michel Hazanavicius

Oyuncular: Jean Dujardin, Bérénice Bejo, John Goodman

Yapım: 2011 / Fransa-Belçika / 100 dk.

 

4 YORUMLAR

  1. Filmin başyapıt olduğunu hiç düşünmüyorum. Ben daha çok filmi “taklitçi” bulan kitledenim. Sing’in in the Rain adlı klasik filmin hikayesiyle aynı hikayesi. Sesin gelmesiyle işsiz kalan oyuncular… Sunset Blvd ile benzerlikleri var. Tüm bunların güzel bir şekilde harmanlanmasıyla ortaya Artist çıkmış. Açıkçası beni etkilememesinin nedeni “o eski siyah beyaz ve sessiz filmler”e benzeyeceğini bilsem de orijinallik aramam. Belki ben hatalıyım özgünlük/orijinallik aramakta. Lakin filmde özgünlüğe rastlamak mümkün değil. Michel bir röportajında filmi ilk olarak Nazi üzerine kurduğunu ama filmin bu şekilde izlenemeyeceğini anladığından hikayeyi değiştirdiğini açıklamıştı. Nazilik de klişeleşti ve sıkmaya başladı ama Nazileri anlatan o senaryo taslağı hayata geçirilseydi bu filmden çok daha kaliteli bir film çıkardı. Ama Michel bunu istememiş. İstediği şey Hollywood’u ve dolayısıyla stüdyoları göklere çıkaran bir film. Stüdyoları sevmediğimden Michel’in stüdyolara tapan kareleri/sekansları benim midemi bulandırdı.

    Ayrıca sinemanın seksen yıldır boşuna kürek salladığını da düşünmüyorum. Ses gelmeseydi, sessiz filmler çekilmeye devam etseydi Martin Scorsese’nin, Steven Spielberg’in, Francis Ford Coppola’nın, Terrence Malick’in, Luis Bunuel’in, Ingmar Bergman’ın, Christopher Nolan’ın, David Fincher’ın, Darren Aronofsky’nin filmlerini izleyebilir miydik? Hiç sanmıyorum. Dolayısıyla sinema seksen yılda çok ama çook yol aldı. Ve yol alması da gayet iyi.

    Çokça hesapçı bir film Artist, son kertede. Nasıl ödül alırız, nasıl para kazanırız, ilgileri toplarız’dan yola çıkılıp yapılan bir film. Oscarları toplayacağıysa bir gerçek. Akademi kendi stüdyolarını öven bu filme kayıtsız kalmayacaktır…

  2. Helal olsun, valla. Köşe yazısı gibi yorum. Düşüncenize katılırım katılmam, ama düşüncenizi ortaya koyuş şeklinize, titizliğinize şapka çıkarıyorum.
    Tek itirazım başlığı biraz fazla ciddiye almışsınız. Oradaki “sanki” önemli. Ayrıca yaptığım biraz mübalağ, biraz tecahül-ü arif.

CEVAPLA