Radiguet

Göçmüş gitmiş bir yazarla mektuplaşmak fırsatım olsa, onu isterdim, Raymond Radiquet’yi. Ortalamanın o denli dışında ki, çoğunun yazma denemeleri yapıp, kendi karalamalarından utandığı yaşlarda başyapıt üretmenin derdinde ve yine çoğunun kendinden umudu kestiği o suratsız yaşta ölürken, iki başyapıt vermiş bile, siyahın bütün tonlarını boyayarak.

suat-duman Suat Duman

Siyaha boyamak demişken, bir tanıma indirgemek olanaksız biliyorum, hem buna niçin gerek duyalım? Edebiyat her yapıtla ucu açık bir önermeye kavuşur aslında, yeni bir tartışmanın sancılarını tetikler. Kendi adıma, edebiyatı, ağırlamak istemeyeceğiniz konuk gibi görürüm. Çocuklardan uzak tutacağınız, arkadaşlık etmeyeceğiniz bir münasebetsiz gibi. Bu tabii onun, bizim tatsız uzlaşılarla buz kesmiş, düşük ritimli, yeniliğe düşman, tutucu dünyamızı sarsmaya; kire, pasa, küfe kesmiş köhne hanemizi yıkıp, kül etmeye gelmiş olmasından kaynaklanıyor. Bugünün ve buranın yargılarına göre, tek kelimeyle tanımlayınız deseler, edebiyat için seçeceğim kelime, “terbiyesiz” olurdu!

Çünkü biliyorum, yeni toplumun pelerinine bürünmüş her eser, içinde doğduğu toplumun surlarına vurur ister istemez. Sadece burada değil hem, yazar makbul olmaktan uzaktır. Çoğu kez duruşma salonlarında ağırlanır bu yüzden, nezarethanelerde açılır yatakları. İçimizdeki Şeytan da bu tür, evlerden ırak bir roman işte!

radiguet1

Raymond Radiquet yirmi yaşında veda ederken, söylediğimiz gibi iki başyapıt bırakmış geriye: Orgel Kontunun Balosu ile İçimizdeki Şeytan. İki roman da Türkçeye daha önce çevrilmiş ve basımı yapılmıştı. Fakat uzun süredir yeni baskısı bulunamıyordu ve adını duyan, namını bilenler için kitap rafları kimsesizdi bir bakıma.

Roman, emperyalist blokların yirminci yüzyıldaki ilk büyük çatışmasını, “birinci dünya savaşını” fona alıyor. Büyük yığınlar birörnek giyinip cepheye koştuğunda geride oluşan büyük boşluk, dönemin tanığı yazarlar için sorgulanmadan geçilemeyecek değerde şüphesiz. Raymond Radiquet de muharebe meydanlarına değil, alt üst oluşun daha somut gözlenebildiği cephe gerisine, ölen ve öldürenlerin gündeminden az da olsa uzaktaki insanların arasına giriyor İçimizdeki Şeytan’da.

Yirminci yüzyıl, on dördüncü yaşına, kıtalararası öldürümlerle, kan ve barut kokteyliyle girmiş, kutlamalar dört yıl boyunca bitmek bilmemişti. İşte aynı günlerde, İçimizdeki Şeytan’ın kahramanı da on ikinci yaşına giriyor. Karakterin bedenen ve ruhen sarsılıp dönüştüğü zaman aralığı, savaşın başlayıp bittiği süreye odaklanmış oluyor böylece. Dört yıl içerisinde, sermaye ve pazar peşindeki cani bloklar birbirini yiyor, mazlum ve masum halkları savaş alanlarında telef ediyordu da, o çatışmaları gazetelerden, belki radyodan öğrenen, en şanslısı (!) sınıra yaklaşan düşmanın top atışlarından takip eden siviller ne yapıyordu? Soru kabaca bu!

 Yıkıcı bir aşk!

5888Aşkın ele geçirdiği iki genç insanın aşka dair duyumlarını, onlarla aynı yaşta, onlarla aynı anda keşfeden yazarın derin kavrayışını görmek için bir paragraf alacağım buraya romandan, –savaş, çözülen medeniyet ve diğer dünya halleri ne kadar kaygılandırsa da Radiquet’yi, duyguların, insan gerçeğini çözümlemekte hâlâ birincil önemde olduğuna da işaret ediyor: “Ölümü sükûnetle düşünmek, sadece onu yalnız düşünüyorsak önemlidir. İki kişilik ölüm, ölüm değildir, inançsızlar için bile. Asıl kederli olan hayata değil, ona anlam veren şeye veda etmektir. Bir aşk, artık hayatımıza dönüşmüşken, birlikte yaşamakla birlikte ölmek arasında ne fark var ki?”

Geleceği inşa etmek, hayal kurmakla başlar!

Evlenir evlenmez cepheye giden kocasının ardından yalnız kalan Marthe, âşık olmadan evlendiğini ve âşık olduğu kişinin de neredeyse bir çocuk olduğunu fark ediyor:  Milyonlarla beraber, bütün bir kültürü, sanatı, felsefeyi de ateşe atan Avrupa’nın, küllerinden doğan, doğacak olan yeni yüzü o, güzel, asi ve doğurgan! Âşık olduğu çocuk da, şimdi topla tüfekle berbat edilip, gözyaşı ve kanla terbiye edilen yeryüzü gibi yasakçı, baskıcı, ikiyüzlü bu sistemle kanlı bıçaklıdır. Virane sistemin kıydığı nikâhı tanımamakta, riyakâr toplumun ahlakını çiğnemekte tereddüt etmemektedir. Cephede silahlar konuşurken, cephe gerisinde, kasaba ve şehirlerde başka ve kadim bir baskıyla, yerleşik ahlâkla mücadele edilmektedir. Ölümü göze alarak, ölerek, ısrarla peşine düştükleri doğru, ahlâkın her devirde derin soysuzlukların aklayıcısı olduğu, hür insanların dünyasında ayak bağından öte bir anlam taşımadığıdır.

Raymon RadiquetÖlmek için türlü bahaneler uydurup, sonra da bu bahaneleri öldürmek için kullanan insanoğluna, zalim ve baskıcı iktidar sahiplerine “elveda” diyor genç âşıklar, “bombalarınızı, kurallarınızı,  aşksız, sevgisiz toplumunuzu alıp, kaybolun buralardan ve bizi rahat bırakın.”

Yazmak için çıldıran dahi romantik, ah Raymond Radiquet, yirmi yaşında ölürken yirminci yüzyılın manasını müthiş bir yetkinlikle gördün de, on yıl sonra gelecek ikinci büyük kapışmayı sen bile tahmin edemedin: Buradan kötü haberler vermek istemezdim ama insanlık bildiğin gibi sevgili Raymond, ahlâk kumkumalarının iki eli halen iki yakamızda ve yaşatmak için ayrılan bütçe, öldürmek için ayrılanın küsuratı kadar neredeyse. Yeni toplum hayalimiz, gelecek yüzyıla kaldı anlayacağın. Hayal kurmaktan yorulacak, çabalamaktan geri duracak değiliz. Hem senin de dediğin gibi, “Genç bir erkek, acıya boyun eğmeyen bir hayvandır.”

 ***

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA