Beyoğlu maceraları

Bugün üçüncü kez Semum’a gitmeyi denedim. Yine filme giremedim. İlk denememde “perdede yırtık var, o seans kalktı” dediler. İkinci denememde seansa daha çok vardı ve filmin başındaki yirmi dakikalık “şimdi reklamlar” bölümünü de düşününce vazgeçip eve geldim. Bugünkü son denememi yine aynı sinemada, Beyoğlu AFM Fitaş’da gerçekleştirdim.

Ama yalnızca bir gişe açıktı. Üstelik bugün bir de cep telefonlu gençlere yaptıkları bir kampanya var ya, onun günüymüş, bir kalabalık bir kalabalık… Yine de girdim sıraya, sonra (çok sonra değil en fazla beş dakika) kıl oldum. O kalabalığa rağmen tek gişe açan sinemaya, şansıma, vıcır vıcır gevezelik eden ve film sırasında da bunu yapmaya devam edecekleri fazlaca belli gençlere… (kusura bakmayın gençler, fevri bir anıma denk geldi! Yoksa ben de gencim :)) Çıktım kuyruktan. Üçdür sinemaya girip filme girmeden çıkan bir tip… Kesin tanımışlardır artık beni. İf masasında duran o şirin kız tanıdı. Sanırım yani. Ama girişte sinemaya gelenlere wagamama “bir alana bir bedava” kartı dağıtan genç kesin tanıdı mesela, çünkü bu sefer bana kart vermedi.

Herhalde “bu manyak, sırf wagamama kartı almak için felan geliyor” dedi. Oysa alakası yok, hatta ikinci verdiğinde ben almamıştım kartı. Zaten ne işim var benim wagamama’da. Kesin çiğ balık falan veriyorlardır orada da. Üstelik pişmiş balık parası alıyorlardır. Yok abicim, bana gelmez. Bir alana bir bedava diyorlar ama söylemiyorlar ki ilki kaç para. Sonra böyle kampanyalarda genelde içecekten geçirirler… Bakınız Pizza Hut… Biz öğrendik artık bu işlerin püf noktalarını. E, olmadı ki hiç tabi, babam versin ben yiyeyim, yan gel yat hesaaabı… Bizdeki hesap hep ay sonunu nasıl getireceğiz hesaaaabı… oldu hep. Yani kampanya mampanya, kesin ben orda vereceğim paraya gider üç gün üst üste Şimşek Pide Salonu’nda Cloverfield canavarının insan yediği gibi kavurmalı yerim, pastırmalı yerim, açık kaşarlı yerim. Ya da gün aşırı yerim, arada Kızılkayalar ıslak hamburgerine gömülürüm.

Ben öyle ismi ecnebice olan yerlerden ürküyorum zaten. İsim İngilizce olunca fiyalar ikiye katlanıyor sanki. Üstelik dedim ya, yemekler de benim damak zevkime uymuyorum. Geçen gün anlatıyordum birine. Fransız mutfağı diyorlar. Benim Fransız mutfağımdan anladığım iki şey var, azizim. Asla doymazsın, çünkü porsiyonlar küçücüktür. Ve o küçük porsiyonlara deli para verirsin. Ha bir de sos var, her şeye ayrı bir sos. Hiç sevmem. Sos koyduktan sonra o yemekten ne anladım ben. Sos mu yiyoruz, yemek mi? Çok güzelse, sosu ayrı kapta getir, ekmek banarım ben. Koyma üstüne. Japon mutfağı konusunda hissiyatımı söyledim zaten. İlla ki yabancı bir mutfaktan yiyeceksem, İtalyan mutfağı derim ben. Gidip spaghetti bologneise yemek de yemen tabi. Onu yiyeceğime evde yaparım makarnamı, kavururum kıymamı, üstüne sarımsaklı yoğurt. İtalyan gelsin de görsün makarnayı. Nereden geldik bu yemek mevzularına yahu… Ama madem başladık, yemeği nerede yediğim söylemezsem ve size önermezsem çatlarım. Beyoğlu’nda yemedim. Özel olarak Beşiktaş’a gittim. Çünkü orda bizzat kendimin keşfettiği, İskenderun usulü dürüm yapan bir usta var. Adını unuttum inanır mısınız. Ama Balık Pazarı’nın arkasında kalıyor. Orada Hasbi var ya, meyhane. Onu sağınıza alın, geçer geçmez, köşe başından sağa dönün hemen orda. Ufacık bir yer ama kocaman bir lezzet. Ucuz da üstelik. Camekanında halk tipi reklam sloganları var. “Bir yiyen, bir daha yiyor”, “İddialıyız, bu tattan vazgeçemeyeceksiniz” türünden şeyler. Ama bu reklemler televizyondakiler gibi kolpa değil, hakkaten dedği gibi oluyor.

Semum’a gidemedim neticede. Ama Stephen King’in öyküsünden Darabont tarafından uyarlanan Öldüren Sis’i (The Mist) seyrettim. İnanılmaz ama sabah erken kalkmayı becerdim, Gmall’daki gösterime yetiştim. Film hakkında görüşlerimi de paylaşacağım ama o da yarına kalsın isterseniz…Merak etmeyin filmin tadını, sizin keyfinizi kaçıracak ayrıntılar vermeyeceğim. Hele hele filmin sonunu hiç söylemeyeceğim.

[poll=10]

1 YORUM

  1. Constantine çakması olduğunu duyunca istemsiz soğudum. Hele ki bir poster gördüm bu duyum üzerine; ortada bondvari yakışıklı, sağında solunda iki cıvır birinin bacağındaki kan hiç gerçekçi değil makyaj kötü regl olmuş ta arıza çıkarmış izlenimi uyandırıyor.. gerçi film hakkında tek bildiğim başta bahsettiğim duyum ve o poster. Biz pazarlama işini bilmiyoruz sanırım. Bu cümleyi kurdum ve en azından tanıtım filmini izleyim istedim atıp tutmadan.. bi saniye video yüklendi izleyip geliyorum hemen…

    geldim..

    Duyumum doğruymuş Constantine çakması diyebilirim rahatlıkla.. Semum'un tanıtımını görünce ilk aklıma gelen ed hunter oldu :) neyse en azından bilgisayarla modelleme ve modellenen cismi filmlerde kullanma bize gelebildi sonunda :) tamam kızmıyorum, kötülemiyorum, beğenmemezlik te yapmıyorum, eleştirmiyorum da. Ağzım açık izleyeceğime de eminim ama olmamış be abi. Umarım izledikten sonra az önceki söylediklerime beni pişman eder..

CEVAPLA