
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
18 Temmuz cumartesi 24:00 itibariyle çatılı alanlarda sigara mafiş.
Yirmi yıllık bu hergele takıntım üzerinden maziye bir bakış.
Biri demiş ki: “Sigarayı bırakmak mı? Dünyanın en kolay şeyi, yüzlerce kez bıraktım.” Adamın başka birine de doktor “Sigarayı bırak hayatın uzar,” buyurmuş. Bir ay sonra kontrolde durumu sorunca adam demiş ki; valla doktor bey haklıymışsınız, sigarayı düşünmekten günler geçmek bilmiyor.
Sene 1989, güzel bir yaz akşamının üstü. İzmit otogarında; körfezin karşısına, Değirmendere yönüne geçecek midibüsleri beklerken başka ülkelerde midibüs diye bir şey var mı diye düşünüyorum. Yani aslında otobüs diye bir kavram var ve başka yok. En küçüğünün de adı minibüs çünkü. Not: İngilizce bilmeyenler için bizim büs onlarda bus yani otobüs. Bizde Otobüs masta fiili; oto, midi, mini diye çekiliyor.
Sigaramı yakmak için işte yine aynı o orta boy otobüsü bekleyen bir amcadan ateş istemem üzere derhal muhabbete giriyoruz. O aralar AIDS olayları nispeten yeni. Nataşa mevzuları da hafif kabarmış. Adam Nataşalarla ilgili münasebetlerinden bahsediyor. Ben de genç ve eğitimli bir insan olarak adamı zührevi hastalıklar konusunda bilinçlendirmeye çalışıyorum, bir adam bir adamdır, toplumda kimi kurtarırsak kârdır hesabındayım. Derken adam beşlik simit gibi sırıtaraktan “Ben öyle risk alır mıyım yahu,” dedi, “onun da kolayı var.”
Aldı mı beni bir merak? Yahu bu nedir? Bütün dünya çalkalanıyor, AIDS diye kırım kırım kırılıyor ve adam çaresini bulmuş ha? Dedi ki, “Önce şöyle bol sabunlu sıcak suyla bir yıkanıyoruz, mikrop kırılıyor.” Tamam, tam öldürememiş ama kırmış en azından. Her zaman diyorum, bizim halkımıza imkân verilse bak neler yapacağız.
Benim sigarayı bırakmamın bu yasakla ilgisi tesadüften ibaret. Artık kendisine karşı eski heyecanım yok. Bir de geçenlerde manken bir arkadaşımız demiş. Yahu bunun bir yüzünde öldürür, öte yüzünde öldürmezse süründürür diyor hâlâ içiyorsunuz diye. Kendimle bir toplantı düzenleyip dedim ki, ulan bir manken olamadık be!
Bırakma destekçisi çoğu maskaralık olmak üzere türlü destek malzemesi de mevcut. Yalnız şu Allen Carr idi galiba –araştırmacı gazetecilikten sıkılış- hem kitabı hem semineri var. Biri 10, diğeri 600 TL imiş galiba. Bunu duyunca bir sigara yakıp düşündüm ve ikisi arasında tercih yapmam pek de uzun sürmedi. Bu arada 10 TL olan kitap, hani sonradan sormayın diye söylüyorum. Sigara içirte içirte karşısına alıp abi gibi anlatıyor. Kendisi de akciğer kanserinden öldüğünden inandırıcı bir eser.
Dün bakkalın çırağına, usta en dandik sigaranı ver dedim. Bilen bilir, nefret gelsin diye kötü tütün çekme şeytanlıklarındayım. Çocuk şöyle bir baktı yüzüme. Bak dedim, kötü çıkmazsa geri getiririm ha…
Benim de bu mereti bir iki kez bırakmışlığım var. Dikkat edersen bırakamadım demiyorum, her seferinde tekrar başladım o kadar. Aslında pek de başarısız sayılmam. Ama na buraya yazıyorum bu sefer bu iş tamamdır. Bir de arka sıralarda kendi aranızda şöyle konuşmalar yapıyorsunuz, olmuyor. Vay efendim yılların rokçusu Cenk Büker böyle kamusal hadiselere takılırmıymış da filanmış… Arkadaşlar lütfen beni tabulaştırmayın. Evet evet, şaşıracaksınız ama ben de tıpkı sizler gibi bir insanım. Zincirlikuyu mezarlığında da vurgulandığı üzere her canlı mutlaka bir gün ölümü tadacak. Ben de elbet bir gün ebedi istirahatgâhıma çekileceğim. Benim fikirlerimi anlayabiliyormusunuz, hah o bana yeter. İşte sigarayı bırakırsanız daha temiz, daha kaliteli yaşarsınız o vakti –sanki konuyu iyi de bağladım giderayak-.
Geçenlerde yine 15 gün içmemiştim, kıral çocuğu gibi, hissediyor insan. Ha benim gülüm, atın şunu. Ben inandım siz de inanın!
Yok ben bırakmayacağım! Valla hayatım sen bilirsin. Artık bara mara gittiğinde sigara için dışarıya çıkıp AIDS tedavisi mi anlatırsın, küresel ısınmayı mı çözersin bilemem. Bende cevapları var nasıl olsa…
"Seni yeneceğim sigara!" için 4 Yanıt
allen carr'ın kitabı ile 55 saat bırakmayı başardım :) benim açımdan önemli bir başarı ve dediğiniz gibi sanırım en inandırıcı yöntem bu şimdilik..
Onunla ne zaman ve nasıl tanıştığımızı inanın hatırlamıyorum. Okadar uzun zaman olmuştu ki, bir masal başlangıcıydı sanki.. İlk aklımda gelen o güzel elleri.. O sanatçı parmakları belki.
Bilemiyorum! Bildiğim odur ki yıllardır birlikteydik. Ve o beni bilmeseydi benim onu bilmem asla mümkün değildi. Ben masumum vallahi!
Esasında kopmak istiyordum ondan. Hem de fazlasıylan… Çünkü hem evli hem çocukluydu. Yazık değil mi? Ne yapsam vazgeçiremedim kendimden… Tamam.. Biliyorum.. İncecik narin fiziğimle benden vazgeçmek kolay değildi. Ama platonik kalamaz mıydı aramızdaki ilişki? Ne olurdu daha ileriye götürmeseydi? Sadece karşıdan bakışabilseydik, eski aşklardaki gibi hani. Birbirimizi daha derinden bilmeseydik. Elinin altında olmalıydım illa. Bu da yetmiyordu. Bir aşk dumanı gibi gözlerinin önünden süzülüyordum. Bu ona büyük bir keyif veriyordu. Bu ilişki sadece bir gün, beş gün, beş ay, beş yıl değil, ömrünün sonuna kadar sürsün istiyordu. Nasıl bir aşk bu? Var mı benzeri? Takıntılı bir aşk örneği. Bir müptelalık durumu belki. Yada alışkanlık mı? Bu kadar yıldan sonra vazgeçememe… Nasıl izah edilebilir ki böyle akıllı birine?
Uyardım onu. Eğer benimle olmaya devam etmek istiyorsan, tadında bırak dedim. Bari günde bir defa görüşelim. Abarttı. Abarttıkça abarttı. İnsan sabah kalkınca önce karısına bir günaydın der değil mi? Yoo! Öncelik bendim. İlk bana merhaba diyecekti. Kahvaltıdan sonra gene bana dönecek ve afiyet olsun diyecek. Kahve bensiz lezzetsiz gelecek. Bu kadarla kalsa iyi ben olmadan kafası bile işlemeyecek. Öyle tüm hücrelerine işlemiştim. Hangi kadın dayanır bu duruma? Karısı çocuklarını alıp terk edip gitti. Çok üzülüyordu biliyorum aslında, çünkü karısını çok seviyordu. Ama ya ben ya o deyince karısı. Önce birkaç gün görüşmedi benimle. İnanın sevindim onun için. Sonra gizli gizli başladık görüşmeye ne yazık ki! Karısı fark edince ayrılmadığımızı, sen bilirsin dedi ve çocukları da aldı gitti. Okadar abarttı ki ilişkimizi. Elinden düşürmez oldu beni. Sonunda ne oldu işte? Ciğerlerini tüketti önce.. Sonra devasız hastalığa düştü. Şimdi caminin teneşirinde.. Ben masumum.. Ben bilmezdim ki onu. O geldi peşime!
Ben de sigarayı Allen Carr'ın kitabıyla bıraktım. Hazır yasak da gelmişkene, 2 paket sigara parası verip Allen Carr'ın kitabı almak, zaten paso yaptığınız 'yaf bırakmak lazım tabi' muhabbetini bir de Allen Carr'la yapmak en güzeli. Kitap harbi o muhabbeti andırıyor, okurken sigara içmek de serbest. Büyüsü filan yok, sadece ikna edici.
" …. İnsanların ateş alıp duman çıkarmak isteyen canlılar olduğuna inanıyorum, kendimize eklediğimiz en güzel şey, ince dumansılığıyla sigara, ateşsi tırnağıyla parmağımız olmuş sigara…
Elveda, dünyanın içindeki ateşin parçası, hülyalı magma dumanım benim,elveda,bilinemez yanma isteğim, bakışlarımı bulutların içinden geçirip savuran nefesini özleyeceğim, son bir nefes!.. Senin kendine seçtiğin sözcük, nefes! Benim kendime seçtiğim sözcük, soluk!.. Son bir kez usulca düş elimden, yorganımın köşesinden yak beni, elveda kül boşluk…
……………………
…………………………….
Son bir kez çek içine soluğumu, usulca düş parmaklarımın arasından, elveda, bütün romanlarımı seninle yazdım… "
NOT: Az önce Latife Tekin'in Rüyalar ve Uyanışlar adlı kitabını okuyordum.. Tam bu satırları okurken aklıma Tersninja ve Cenk Büker'in yazısı geldi.. Yorum olarak yazsam olur mu acaba dedim? Soruma kendim "ne olacak, olur tabi!" diye cevap verdim.. İşte yazdım:) Sayfa 173
Yorum Yazın