2000’li yılların başıydı. Beyoğlu’nda oturuyorum. Arkadaşlarımızla Vagon adında bir mekânın müdavimiydik. İki katlı, kendine özgü keyifli bir yerdi. Birçok yazar, tiyatro oyuncusu, senaryo yazarı, yönetmeniyle orada karşılaşmak -her an- mümkündü. Kadim dostum Bekir Tarık, Yusuf Kurçenli’yle zaman zaman Gönderilmemiş Mektuplar senaryosu üzerine konuşup tartışıyorlardı.

  Ertekin Akpınar

Yusuf Kurçenli’nin film şirketi ‘FİLM F’ buluştuğumuz Vagon’a çok yakın bir yerdeydi. Kurçenli, akşamları yapımcısı-ortağı-çocukluk arkadaşı-yoldaşı Dinçer Abi’yle gelip oturdukları zaman masadan masaya fısıldamalar olurdu: “Yusuf Kurçenli geldi.” Önce uzaktan merhabalaşırdık. Gece ilerleyince, masalar birleştirilip sinema, edebiyat üzerine sohbetler yapılırdı. Hiç unutamam Gramofon Avrat filmi üzerine sorduğum sorulardan sonra sohbet etmeye başladığımız zaman o sohbet gün ağırana kadar devam etmişti. Yusuf Kurçenli’den edindiğim ilk intiba şuydu; ince ayrıntılar üzerine düşünüp, yaşadığı dünyayı derinleştiren bir bakış açısını derinlikle ifade etmesiydi.

 

Sinemaya dair umudumu kaybetmiştim. Sinemaya dair ideallerim, can çekişiyordu. Saçma sapan tanıtım filmlerine kapılmış gidiyordum. Hiç unutmam yine o filmlerden birini, Piyer Loti tepesinde bir konakta çekiyordum. Telefonum çaldı. Açtım, arayan Yusuf Kurçenli, söze “merhaba” diye başladı. Sonra yeni çekeceği filme benimle beraber çalışmak istediğini söyledi. Ertesi gün Dinçer Abi’yle beraber üçümüz oturduk. Senaryoyu aldım. Sonrasında bir çırpıda okudum o gece arayıp, senaryoyu nasıl bulduğumu sordu. “Senaryonun yerli ve modern bir yapısı olduğunu” söyledikten sonra ertesi gün için sözleştik. Hayata döndüğümü hissediyordum. Ne zaman ‘sinema’ kelimesini duysam biliyorum her şeyimi bırakıp giderim. Bu konuyu tartışmam. Sinemanın setlerinden başka nefes aldığım yeri hatırlamıyorum ki…

Gönderilmemiş Mektuplar setinden…

Göderilmemiş Mektuplar’da, Türkan Şoray ve Kadir İnanır başrollerde oynayacaktı. Diğer karakterler için aşağı yukarı Kurçenli’nin aklında bir takım isimler vardı. Zaman zaman o isimler konusunda aramızda küçük tartışmalar oldu. Film, Amasra ve Bartın’ın bazı yerlerinde çekilecekti. Yusuf Kurçenli senaryo yazım sürecinde birçok defa o mekânlara gitmişti. Çekimlerden haftalar öncesinde beraber gitme fırsatımız oldu. Mekânların fotoğraflanması, eksik mekânların tespiti, orada kurulacak olan ilişkiler vs. onları tamamlamamız gerekti. Gittiğimiz mekânda eğer çekim yapacaksak Yusuf Kurçenli mutlaka orada çekeceği sahneyi okur, sonrasında orada yapılacak çekimde neleri istediğini tek tek söylerdi.

Daha sonra fark ettim. Çekim günü sabahı mutlaka dekupajını yapmış olurdu. Bir sahneyi çekerken “şunu da yapalım”, “bir de şöyle bir plan çekelim” söylemi asla olmazdı. O’nun çalışma yönteminde, an’lık sürprizlere yer yoktu. Kendi deyimiyle her filmi uzun planlamaların bir sonucuydu. Klasik bir söylem olacak ama Yusuf Kurçenli, sete gelirken kafasında o sahneyi bittirmiş olurdu. Bütün ekip sadece o an, o sahneye hizmet ederdi.

 

Kurçenli’ye dair kısa notlar…

  • Her zaman hayata incelikle bakan ayrıntıları hesaba katan sesini hiçbir zaman yükseltmeyen sessiz bir yönetmendi. En öfkeli anında bile öyle bir susardı ki setinde çalışanlar o sessizliğin altında ezilirlerdi.
  • Filmini çekerken asla tereddütleri olmazdı. Ne istediğini söyler onun yapılmasını isterdi.
  • Sette çalışırken sahnenin diyaloglarına oyuncuları tarafından asla müdahale edilmesine izin vermezdi.
  • Filmin bütünü görüp ayrıntılarına özen gösterirdi.
  • Çekim günün sonunda mutlaka asistanlarıyla o günün değerlendirmesini yapardı.
  • Kıramayacağı insanlara karşı mesafesini hep korurdu.
  • Yaptığı, yapmaya çalıştığı, üzerine kafa yorduğu, “Yusuf Kurçenli sineması”na çok sadıktı. O sinemanın, ‘etik’ ve ‘estetik’ alanına müdahale edilmesine hiçbir şekilde izin vermezdi.

Yusuf Kurçenli

 

  • Çalışma arkadaşlarının (kamera arkası veya önü fark etmiyor) düşüncelerini dinler ve onlara önem verirdi. Ama asla bildiklerinden taviz vermezdi.
  • Çekeceği filmin; senaryosu, oyuncu seçimi, mekânları, ekibi, duygusu, rengi, aurasını vs. vs. onun duygu dünyasına nasıl eşlik edeceğini çok iyi bilir ve bu konuda çok ince bir özen gösterirdi.
  • Hiçbir konu da acele etmezdi. “Film çekmek için film çekmek” gibi bir derdi hiç olmamıştı. (Unutmam; bir defasında, “anlatacak hikâyem yoksa evimde oturup hayatın seslerini dinliyorum” demişti.)
  • Edebiyatın her alanını (deneme-roman-şiir) yakından takip ederdi. Sokağı gören çalışma masasının üstü kitapla yığılıydı. O kadar çalışkandı ki bir gün, “bazen bu masada kitap okurken uyuyorum” demişti.
  • En çok üzüldüğü konulardan biri Gönderilmemiş Mektuplar filminden önce üzerinde yıllarca çalıştığı ve gerekli finansmanı bulamadığı için çekemediği Alev Alatlı’nın, Yaseminler Tüter mi Hala kitabını sinemaya aktaramamış olmasıydı.

Gönderilmemiş Mektuplar seti: Ertekin Akpınar – Kadir İnanır

Geriye dönüp baktığımda…

Kendi hayatının belgeseli çeken Yıldız Bakoğlu, üniversiteden sınıf arkadaşımdır. Bir gün telefon ettiğinde, Kurçenli’nin hastalığından bahsettikten sonra hemen kendisini aradım. Telefonda en kısa zamanda buluşmak için konuştuk. Bir hafta sonra Beyoğlu’nda buluşmamızda her zamanki gibi yine zarif, içten ve anlayışlıydı. Konuşmamızda hastalığından hiç söz etmedik. Geçmişten; Dinçer Abi’den, filmlerden, kendisinin neler yapacağından sonrasında yeni filmimi yaparken karşılaşacağım zorluklardan söz etti. Kaygılarımdan söz etmeye başlayınca hemen lafımı kesip, “Herkesi dinle ama yolundan dönme” deyip devam etti, “Kaybetmeyi bilsem bile ben öyle yaptım” dedi…

Bütün bunları yazarken aklıma birçok görüntü geliyor Yusuf Kurçenli’yle ilgili. Çoğu sessizlikle ilgili… Sessizliğindeki o vakur hali. Bir mekâna gidiyoruz mesela onun tercihi hep o mekanı bütünüyle göreceği yeri seçerdi. Oraya oturup cebinden çıkardığı not defterini açardı. Notlarını alırken senaryonun o sahnesini okumamı isterdi. Bitirdiğimde sadece ‘evet’ derdi, ‘evet bu’…

O, ‘evet’i ben çok sonra kendi filmimi çekerken öğrendim: O, ‘evet’ sessizliğin ARAF’ı…

 Tabii ki film izleyerek, sinema okullarında dirsek çürüterek öğrendiğim çok şey oldu. Yusuf Kurçenli’den ne öğrendiniz diye sorarsanız. İçtenliğimle söylemek isterim: Sessizliği… O sessizliğin kıymetini hala saklıyorum…

 

2 YORUMLAR

CEVAPLA