Seyirşinas Landlord Çelebi’nin 47. Altın Portakal Film Festivali süresince izlediklerinin, yediklerinin, içtiklerinin, gezip gördüklerinin; haddizatında topyekün başından geçenlerin 32 kısım tekmili birden hikâyatıdır.

Araya bayram arefesi telaşesi girince, tefrikamızın son ayağı gecikti. Biraz daha sallayayım diyordum ama ninjalar bırakmadı peşini, mail üstüne mail: hani Börekçi Tevfik’i yazacaktın, hani Çakal’ı yazacaktın… Bi’rahat vermediler bayram bayram…

Tevfik Amca’nın Antalya’nın gururu, Antalyalı’nın vazgeçilmezi olmuş böreğini yemeye gideceğimi önceki geceden muhabbetim olan tüm sinema yazarlarına ilan ettiğim halde sabah bana eşlik edecek kimseyi bulamadım. Dedeman’ın açık büfesini böyle bir deneyime tercih etmişlerdi. Allah taksiratlarını affetsin…

Tevfik Amca börekleri keserken Börekçi Tevfik’in eski sahipleri mahdumlarını süzüyorlar

Börekçi Tevfik’in böreğini yemek için erken gitmek gerekiyor, öğlen oldu mu börek mörek kalmıyor çünkü. Kalmıyor demek yanlış aslında, çünkü topluca üretilen ve biten bir börek kümesi yok ortada. Tevfik Amca her böreği sipariş üstüne yapıyor. Yani gittiğinizde börek mörek görmüyorsunuz; veriyorsunuz siparişinizi, Tevfik Amca’da sıvıyor kolları. Bu prosedürün iyi tarafı yiyeceğiniz böreğin yapılışını izleyebilmeniz ve böreği taze taze yiyebilmeniz. Kötü tarafı ise yoğun bir ana denk gelirseniz epey sıra bekleyecek olmanız. Ben kendi böreğimin yapılışını keyifle izledim. Tevfik Amca’nın hamuru açıp zar kıvamına getirişini… Baklavacıların en hasının, hamuru arkasından karınca duası okunabilecek incelikte – yırtmadan tabi – açan olduğu söylenir. Şöyle diyeyim, Tevfik Amca çoktan o mertebeyi geçmiş.

Börekçi Tevfik’de 1930’dan beri üç farklı kuşak serpme börek yapıp satmış. Tevfik Amca’nın dedesi açmış burayı. Sonra da oğluna, yani Tevfik Amca’nın dayısına el vermiş. O da bu böreğin tüm incelikleri ve sırrını yeğenine aktarmış. Tevfik Amca üçüncü kuşak. Antalya’nın diğer semtlerinde şube açsın diye çok ısrar varmış ama Tevfik Amca’nın aynı anda birkaç yerde bulunmasına imkan yok. Bu böreğin en büyük özelliği onun elinin değmesi çünkü. İki yerde daha satılıyormuş aslında serpme börek. Tevfik Amca’nın yetiştirdiği elemanlar yapıyormuş o börekleri.

Dükkanının kapısında belirdiğim anda Tevfik Amca güleryüzle buyur etti beni içeri. Önceki gün Tuncay (Gülcü) yerini göstermek için getirmişti buraya beni. O zaman tanışmıştık Tevfik Amca ile. Öğle saatini epey geçtiği için börek yapmıyordu artık, “Ama yarın bekliyorum mutlaka!” demişti.

Kapıya en yakın masaya oturdum. İlk kez yiyeceğimi bildiği için azar azar böreğinin her çeşidinden yaptı bana Tevfik Amca. Kıymalı, peynirli, peynirli-pudra şekerli.Yalan söylemeyeceğim muhabbete öyle daldım ki Tevfik Amca ile börekleri unuttum gitti. Enfesti, hafifti, değişikti. Ama muhabbet daha tatlı gelmiş olmalı ki böreklere çok yoğunlaşamadım.

Dört bir yanım hep eski şeylerle çevriliydi. Eski fotoğraflar, 60’lardan kalma fırın, masa, sandalye… Yalnızca eşyalardan bahsetmiyorum tabi; Tevfik Amca, yardımcısı, hatta müşterilerin çoğu bile eskiydi. Bu eski şeylerin enerjisiyle dolup taşan dükkan ruhunuza ve aklınıza huzur veren bir mekana dönüşmüştü. Bir süzgeç vardı sanki dükkanı çepeçevre saran ve dışarıdan ya da geçmişten içeri herhangi bir fenalığın geçmesine izin vermiyordu.

Ortamın ahengini bozan tek şey Tuncay’ın duvara asılmış posteriydi. Bana burayı öğreten Tuncay’ın değil canım, sabık Fenerbahçeli Tuncay Şanlı’nın posteri. Bu duruma itirazımı hemen bildirdim.

– Tevfik Amca her şey tamam da bu Tuncay posteri olmamış buraya. Yakışanı Lefter ya da Cemil posteri. (Tevfik Amca iyi bir Fenerbahçeli. Aziz Başkan’ı bile ağırlamış dükkanında. O anın fotoğrafı da duvar dekorasyonundaki yerini almış.)

– Doğru diyorsun. Lefter’i çok severim zaten. Çok göreyim istedim Adalar’a gittiğimde, bir fotoğraf çektirelim, ama olmadı.

– Bir dahaki gelişimde ben sana getireyim renkli bir poster de onu as Tevfik Amca.

– Olur tabi.

Çocukları devam etmeyecek gibi bu işe. İstanbul’a kaptırmış oğlunu Tevfik Amca. “Kartal’da balıkçı açacağız ona,” dedi. Turizmci olan yeğeni meraklıymış ama işi büyütmek konusunda çalışıyormuş. Belki Tevfik Amca’nın serpme böreği gelecekte Türkiye çapında meşhur ve yaygın olacak. O zaman ben bu böreği Tevfik Amca’nın kendisinden yediğimi söyleyerek caka satacağım sağa sola.

Çakal: Varoşlu bir psikopatın anatomisi

Uzun uzun yazacak kadar kalmadı aklımda film. Ama epey memnun ayrıldığımı iyi hatırlıyorum salondan. Ama bu, filmin bir festivalin yarışmalı bölümü için çok da uygun olmadığını düşünmeme engel olmadı. Anaakım sinemanın kurallarına uygun çekilmiş popüler bir filmdi Çakal. Karanlık ve underground bir yanı vardı evet ama, bu onu gişe filmi ve haddinden fazla ticari olmaktan çıkarıyordu sadece, popüler film kategorisinden değil.

Film, bastıramadığı öfkesi, hayata ve başkalarına kızgınlığı, habis mutsuzluğu yüzünden içinde kabaran kötücüllüğüyle – amiyane tabirle psikopatlığıyla – baş etmeye çalışan varoşlu genç Akın’ın hikayesini anlatıyor. Bu acarlığı ve hoyratlığıyla suç dünyasına çekilir Akın.

Yönetmen Erhan Kozan’ın Güney Kore sinemasından, özellikle de Acı Tatlı Hayat (A Bitter Sweet Life) filminden etklendiği gözleniyor filminde. İnce bıyığıyla, saç kesimiyle, bir noktadan itibaren giyimiyle İsmail Hacıoğlu da bu etkilenmenin bir parçası gibi duruyor. Hacıoğlu’nun rolünü adeta bir deri gibi üstüne geçirdiğini de belirtmek lazım. Genç aktör en iyi performanslarından birine imza atıyor Çakal’da.

Filmin görsel açıdan da son derece başarılı olduğunu söylemek lazım. Üstelik filmin görselliğiyle hikayesi pistte uyum içinde tango yapan bir çift gibiler.

Ama filmi asıl başarılı kılan Akın karakterinin çok iyi çizilmiş (ve oynanmış) olması. Diğer karakterlere de aynı özen gösterilseymiş ortaya olağanüstü bir film çıkarmış.

Filmin çoğunda Akın’ın iç sesini duyuyoruz. Bu kadar iç sesi bir hikayeye yedirmek kolay değildir. Ayarı kaçırıp fazla gevezelik yapabilirsiniz örneğin. Ya da filmin temposunu sekteye uğratabilirsiniz. İkisi de seyir kalitesini olumsuz etkiler ki, bu, popüler bir film için hiç de iyi bir şey değildir. Benim gözümde de başarısızlıktır. Çakal’ın bu tuzakların hiçbirine düşmediğini de sevinerek söyleyebilirim.

Kurguyla ilgili sorunları var kanımca filmin. Final istediği etkiyi yapamıyor misal. Bazı sahneler gereksiz şekilde uzun. Sanki bir kere daha kurgu masasından geçse daha iyi bir film olabilecekmiş hissi veriyor film. Akın’ın olduğu her sahne filmin çıtasını yükseltiyor. Belki de başka bazı sahnelerin çıtanın altında kalmasını sebebi biraz da bu…

Çakal

Yönetmen: Erhan Kozan

Senaryo: Sertan Telli

Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Uğur Polat, Erkan Can, Çetin Atay

Yapım: 2010, Türkiye, 90 dk.

Bir dahaki festivalde, büyük bir ihtimalle de Malatya Altın Kayısı Film Festivali’nde buluşmak üzere….

The End

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA