sho-kosugikonuk ninja

80’lerin ninja filmleri furyasına önemli katkılarda bulunan bir ninjayı konuk ediyoruz bugün; Shô Kosugi nam-ı diğer Yiğit Ninja.

ninjatugba Tuğba Keleş

NİNJA OLUNMAZ, DOĞULUR!

1948 Tokyo doğumlu Kosugi, küçük yaşta, zayıf bir çocuk olduğu için, ablalarının teşvikiyle mahalledeki karate okuluna yazılır. Ortaokul sıralarında karatenin yanısıra kendo ve judoya başlar ve iki yıl içinde siyah kuşak almayı başarır. Kosugi’nin hayat hikayesine bakılırsa, karate ve judo gibi dövüş sanatlarının yanısıra, aynı mahallede oturan gizemli yaşlı amca Yamamoto’dan öğrendiği ninjutsu, tüm hayatını etkileyen en önemli unsurdur. Her okul çıkışında, Yamamoto Amca’nın kapısını aşındıran ufaklık Kosugi, kendisini gerçek bir ninja olarak tanıtan bu adamdan, ninjutsunun tüm inceliklerini öğrenecektir.

ninja-kosugi

AMERİKA’NIN YOLLARI TAŞTAN, KARATE ÇIKARDI BENİ BENİ BAŞTAN

Shô Kosugi, liseden sonra üniversite okumak için Los Angeles’ta, California Devlet Üniversitesi’nin ekonomi bölümüne yazılır. Bir yandan da Amerika sınırları içinde, savaş sanatları gösterileri ile nam salmış Fumio Demura ustanın yanında çalışmaya başlar. Bu dönemde bazı gösterileri, televizyonda yayınlanır.

ORDA BİR PERDE VAR DİYELER, BEYAZ İLE YUYALAR

Kosugi, sinemada ilk olarak, 1973 tarihli Tayvan yapımı, Lang Dui Lang (Ferocious To Ferocious) adlı filmde görülür. Bir yıl sonra 1974’te Godfather II’de kısa bir rolle karşımıza çıkar. 1976 yılında Kore yapımı America Bangmungaeg ya da Bruce Lee Fights Back From The Grave isimli, Bruce Lee istismarı (Bruceploitation) türü filmde, Bruce Lee edasıyla hareket eden ana karakterin karşısına çıkan kötü samuray olarak tek kelimeyle döktürmektedir. Kosugi’nin kariyerindeki en ‘dandik’ iki filmden biri bu filmdir (ki diğeri 9 Deaths of Ninja’dır).

enter the ninja poster

Kariyerine, filmlerde irili ufaklı rollerle başlayan Shô Kosugi’yi, dünyaya asıl tanıtan film ise Türk seyircisinin de aşina olduğu, yapımcılığını ‘dandik’ aksiyonların rahmi Cannon Group’un üstlendiği 1981 tarihli Enter The Ninja ’dır. Spaghetti Western’lerle ünlenmiş oyuncu Franco Nero’nun, kendisi gibi savaş gazisi arkadaşının topraklarını, kapitalizmin her yere uzanan eline kaptırmamak için, iyilik timsali beyaz ninja kıyafetleri içerisinde verdiği mücadeleyi konu edinen filmde, Kosugi, Nero’nun karşına, kötü ninja olarak çıkar. Aslında, bu film için yalnızca dublör olarak sette bulunan Kosugi, yapımcıların ilgisini çekmiş ve filmin başından itibaren her renkteki ninjayı canlandırmıştır. Daha açık ifade etmek gerekirse, filmin başındaki kırmızı ninjalarda, Franco Nero’nun canlandırdığı beyaz ninjada, hem de elbette, adeta kötülüğün simgesiymişçesine, siyahlar içinde kendisinin karakterize ettiği kötü ninjada da, Kosugi’nin ‘parmağı’ vardır.

revenge_of_the_ninja

Enter The Ninja filminin başarısı, Shô Kosugi’ye, Ninja Üçlemesi’nin kapılarını açmıştır. Zira 1983 yılında üçlemenin ikinci filmi Revenge of The Ninja’yı, bir yıl sonra, 1984’te de, üçüncü film Ninja III: The Domination’ı çeker. Üçlemenin bu son iki filminde, Kosugi, dünyaya ninjanın ne olup olmadığı hakkında detaylı bilgiler verir. Ayrıca zannediyorum ki, Japon sinemasını bir yana bırakırsak, o güne dek sinemada, genelde ‘kötü’ olarak lanse edilen ‘ninja’ hakkında bilinen hurafelerin birçoğunun ortadan kalkmasına yardımcı olur. Örneğin Türkiye’yi ele alırsak, 70’ler ve 80’lerde vizyon yüzü gören vurdulu kırdılı birçok Hong Kong filminde, japonlar -elbette politik nedenlerle- ninjalık makamı üzerinden, hep kötü olarak lanse edilmiştir. Ayrıca, gizemi burnunda tüten ‘ninja’ ile ilgili, o dönemlerde, hiçbir milletin fazla bilgisi yoktur. Zaten ‘ninja’nın bu kadar ilgi çekmesinin de en önemli nedeni, bilinmezliğinin getirdiği mistik havadır.

Revenge of The Ninja’da, Japonya’da, ailesi, ninjalar tarafından katledilen bir babanın, oğlu ve annesiyle, Amerika’ya göç edişinin hikayesini ve farkında olmadan alet edildiği uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadelesini izleriz. Bu filmin bir önemli özelliği de 1,5 yaşından beri karate ve diğer dövüş sanatlarının eğitimini verdiği ilk oğlu Kane Kosugi’nin, babasıyla birlikte boy gösterdiği ilk film oluşudur. Baba-oğul, hatta baba-oğullar birlikteliği (ki daha sonra ikinci oğlu Shane de aralarına katılır), sonraki filmlerde devam edecektir.

Üçlemenin -kişisel olarak en sevdiğim- son filmi Ninja III: The Domination ’da, içine kötü bir ninjanın ruhu kaçan kadın karakteri (Lucinda Dickey), kötü ruhtan kurtaran cinci hoca kılığında çıkar karşımıza Shô Kosugi. Filmdeki bazı ninja silahlarını da kendisinin tasarladığı rivayet edilir.

9 deaths of ninja poster-

1984 yılı, Kosugi açısında bereketli bir yıldır. Zira bir yandan film çekimlerine devam ederken, diğer yandan da televizyon için, 1970’lerde oldukça ilgi çeken Kung Fu dizisinden ilham alarak, The Master adlı diziyi çekmeye koyulur. Lâkin dizi, Dallas’ın (Çekil aradan pis Ceyar!) karşısında tutunamayacak ve onüç bölüm yayınlandıktan sonra yayından kaldırılacaktır. Aynı yıl, Cannon Group’tan ayrılarak, başrolünü Brent Huff ve Emilia Lesniak ile paylaştığı 9 Deaths of Ninja adında, kariyerinin tartışmasız en kötü filmine imza atar (Film, Türkiye’de Ninja Savaşı adıyla gösterilmiştir). Filipinler’de, terörist bir grup tarafından kaçırılan Amerikan vatandaşlarının (aralarında çocuklar da vardır), anti-terör timi tarafından kurtarılış macerasını anlatan filmde, Kosugi, ustası tarafından ninjalıktan men edildikten sonra, söz konusu time katılan ajan olarak karşımıza çıkar. Bariz bir kadın gücünün ön planda olduğu filmde, anti-terör timinin diğer elemanları geyik çevirirken, minik bir kediciğe zarar vermeden, yanında karpuz kesmek gibi talimlerle (!), tüm aksiyonu üstlenen Kosugi, belli ki filmi kurtarmaya yetmemiş ve film, bir ‘çöp’ (trash) film örneği olarak, filmografisine yazılmıştır. Kendisi de, filmin başarısızlığı ile ilgili, post-prodüksiyon aşamasında zamanı olmadığından dövüş sahnelerinin gerektiği gibi düzenlenmesini denetleyemediğini, o nedenle ortaya kötü bir film çıktığından bahseder. Hatta, bu filmden sonra, filmlerinin mutfağına daha fazla girmeye karar verdiğini dile getirir.

9 deaths of ninja lobi-

Filmin başarısızlığı, yiğit ninjayı çok fazla etkilemez. O, bildiği yolda peşpeşe film çekmeye devam eder. 1985’te, Gordon Hessler’ın yönettiği Pray for Death’de, ninja kimliğini saklayan aile babası rolünde, mafyaya karşı ayaklanırken (takdir edersiniz ki, mevzubahis giz, fazla uzun ömürlü olmayacaktır. Ayrıca bu filmde her iki oğluyla birlikte rol alır), 1987’de Rage of Honor’da ihanete uğrayan polis rolünde, 1988’de Aloha Summer adlı filmde, aynı yıl Türkiye’de de gösterilen Black Eagle (Kara Kartal)’da Jean Claude Van Damme ile (filmin vcd’si halen piyasada bulunabilir), 1989’da Rutger Hauer’in (Amerikalı Zatoichi misali), esas adamı canlandırdığı Blind Fury’de, seyirci karşısına çıkar. Bu filmin önemli bir özelliği, Shô Kosugi’nin yıllar sonra tekrar ‘kötü adam’ olmasıdır. Ama zaman acımasızdır ve ninja furyası yavaş yavaş kan kaybetmektedir.

KARA KARTAL-0001

90’lı yıllara gelindiğinde, Christopher Lee, John Rhys-Davies gibi ‘acayip’ bir kadroyu bir araya getiren Shogun Warrior, sonra Kyokutô Koku Shakai adında bir japon filmi ve de son olarak 1994 tarihli Ultraman: The Ultimate Hero dizisinin ilk bölümünde oynar.

Uzunca bir dönem film çekmeye ara veren Kosugi, bu arada, 1998’de aktör yetiştirmek için Sho Kosugi Enstitisü’nü kurar (SKI-Sho Kosugi Institute). Sinema endüstrisine katkısını, uzakdoğu savaş sanatlarında eğittiği öğrencilerle devam ettirir.

Tarihler 2009’u gösterirken bu yiğit ninjayı, kısa zaman içerisinde Ninja Assassin adlı filmde yeniden izleme şansına erişmeyi umuyoruz (Filmin Türkiye’de vizyona giriş tarihi olarak farklı sitelerde 25 Aralık 2009 ile 8 Ocak 2010 görünüyor ama bu tarih sürekli değişiyor).

Godfrey-Ho Richard Harrison, “Ninja Squad”

Sanıyorum, bir dönem, abi-kardeş ya da arkadaşlar arasındaki pataklamaların birçoğunu borçlu olduğumuz ninja furyasının en ‘beyefendi’ aktörü Shô Kosugi (Japon olduğu için kıyak geçmiş olabilirim), ninja müessesinin gizemini, fazla abartıya kaçmadan seyirciye aktarabilmeyi başarmış yegane insandır (Abartı için bakınız Godfrey Ho). Kağıttan külahlar yaparak, plastik hortumlarla, ninja sinsiliğinde, ama bir o kadar da masum oyunlar oynadığımız yıllar oldukça geride kalırken, ‘aile babası ninja’ imajıyla, gönüllerde taht kurmuş bu ninjayı, “intikamım pis olacak” alt metinli gözlerindeki sürmelerle hatırlamak, ödememiz gereken önemli bir borçtu.

Paylaş

1 YORUM