
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
18 May
Öldükten sonra yaşayamaya devam edenlerin tehlikesini biliyoruz: sanatçılar, dinsel figürler ve liderler. Günlük hayatımızda “öteki” hakkında konuşmanın kaçınılmazlığı ve imkânsızlığı bir arada ve ortadayken öldükten sonra bile yaşayanlar hakkında ne denebilir? Olsun, denemekten kaçmayalım…
Bir kutsallık başka bir kutsallıkla çatışır, bunu engelleyebilmenin tek yolu hakikate vakıf olmak -yanına bile yaklaşamadığımız bir ülkü bu. ama bu durumda bile karşıt kutsallıkları yok etmek için -belki de- acımasız bir savaş vermek gerekir. Hümanizm bizi insan yaşamının en kutsal değer olduğuna inandırmaya çalıştı, oysaki her günümüz bu değerin feda edildiği bir gerçeklikte geçiyor -en azından bunu istiyoruz. Başkalarının yaşamlarında bir yenilgiye mahkumuz, ama kendi yaşam kutsallığımıza adanacak bir yaşam için de başkalarının acılarına göz yummanın içini boşalttığı bir ruha katlanmamız gerekiyor -böylesi bir ruha yaşam değeri biçebilir miyiz? Hayır, ama bununla yaşamayı doğuştan biliyoruz. Kısacası yaşamı hiçe sayan kutsallıklardan dehşete düşmüyorum, ruhum buz tuttuğu için değil, kendimi yaşamın eksenine koyamadığım için. Bu yüzden Hitler’in sığınağında atmosfere hakim olan intihar havasını, Magda Goebbels’in 6 çocuğunu tatlı bir uykuya yatırır gibi ölüme göndermesini dehşetten uzak bir halde seyrettim. Sadece, üst düzey Nazilerin intihar sahnelerinde kameranın -hüzünlü bir vedalaşmadaymışcasına- gözünü çevirmesini, oysa daha ast düzeylerdeki Nazilerin intiharlarında namludan çıkan aleve ve kafadan fışkıran kanlara gözünü dikmesini yadırgadım -ben tam tersini tercih ederdim.

Şimdiye kadar çekilmiş en yalın Hitler profilini gözler önüne serse de bu filmin gerçeğe çok da yakın olduğunu sanmıyorum. Klostrofobik bir sığınak ortamında umutsuz bir belirsizliğin havada ağırlaştığını görebiliyoruz, ama verilmeye çalışılan sadece bir gözün değil, bütün topluluğun resmi olduğuna göre sanatın açmazlarından biri yüzünden amacına çok ulaşmıyor: sanatçı kendi eserinin parazitidir; seyircide uyarmaya çalıştığı duygu ve düşüncelerin esiri olur ve eserin kendiliğini bozar. Bu filmde samimi bir şekilde yalın ve gerçekçi bir anlatımın niyetlendiğine inanıyorum, ama biraz da safça bir niyet bu: kimi zaman insani nezaketin zirvelerinde, kimi zaman öfkenin kudurgan salyalarında, kimi zaman çılgınlığın molozlarında bir Hitler profili pek çok kişiye göre onun ruhsal karmaşasının bir ifadesi olarak görülse de bende plastiklik hissi uyardı -aynı hisse philiph s. hoffmann’ın oynadığı truman capote rolünde de kapılmıştım. Tabii bunda filmi seyrederken sürekli gözümün arkasında duran tarihsel gerçekliğin de payı var. Sinema perdesindeki en gerçekçi ve samimi karakterler kurgusal olanlardır.
Bu film, kamerasını sadece Nazi cephesinde tutmasıyla farklılaşıyor. Kamerasını tek cephede tutan filmleri düşününce aklıma iki film daha geliyor: Thin Red Line ve Letters From Iwo Jima. İkinci film “kaybeden”lerin cephesinde yer aldığı için bu filme daha yakın görünebilir, ama ben Thin Red Line’ı daha çok önemsiyorum. Savaşlarda kaybedenler derinlere gömdükleri insanlıklarını gün ışığına çıkarırlar, ama kazananlar tarih yazdıkları için insanlık diye önümüze bir hayalet koyarlar. Bu nedenle kazananların cephesinde haysiyetiyle dolaşan kamerayı daha çok önemsiyorum. Saving Private Ryan’ın başlangıcı da bu açıdan önemlidir benim için, her ne kadar devamında Amerikanya şovenizmiyle ırzına geçilmiş olsa da. Thin Red Line sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden Terrence Malick’in keskin ve duyarlı gözüyle bunu baştan sona başarıyordu -insanlık tarihine bakılınca kazanılması gereken tek bir zafer var ve onun ne olduğunu dahi bilmiyoruz, diğer savaşlarsa… Diğer savaşlara ait çok şey söylendi, benim ekleyecek bir şeyim yok.
Hiçbir zaman yeterli enerjisi olmayan tembel bir olduğum için yazıyı bitirmek istiyorum: Aldığı övgüleri hak eden, zaten büyük ihtimalle bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğunun seyrettiği bir film bu. Wim Wenders’in unutulmaz Wings of Desire filmindeki meleğimiz Bruno Ganz sinema tarihinin en etkileyici Hitler profilini başarıyla canlandırmış -tek başına bile bu filmin seyredilmesini sağlardı.
Yorum Yazın