
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
26 Kas


Yılmaz Erdoğan‘ın son filmi Neşeli Hayat‘ın gösterimine gelen sinema yazarlarına film hakkında ne düşündüklerini sorduk. Başka görüşler geldikçe habere ekleyeceğiz! Şimdilik Murat Erşahin, Alper Turgut, Deniz Yavuz, Şenay Aydemir,Asu Maro, Ali Ulvi Uyanık, Banu Bozdemir, Serdar Akbıyık ve Deniz Akhan bizi yanıtladı.

“Neşeli Hayat”, gayet iyi. Frank Capra filmlerini hatırlatıyor. Son derece etkileyici, naif, ‘siyaseten doğru’ ve gerçek… Reşitpaşa Mahallesi’nde yaşayan yoksul insanlar, onların dertleri, düşleri, neşeleri, memleketin yürek söken sosyo-ekonomik tablosu ve bu tabloyu oluşturan küçük insanların büyük dünyaları… Gönülsüz Noel baba Rıza Şenyurt ve etrafındakilerin öyküsü, olabildiğince hüzünlü ve sıcacık. Erdoğan, bu kez senaryo meselesini çözmüş. Diyaloglar da bir hayli iyi. Sulu sepken olmayan dozunda mizah, söyleyecek sözü olan toplumsal bir dramın yanı başında ilerliyor. Oyunculuk nefis. Özellikle BKM Mutfak oyuncularından Büşra Pekin ve Ersin Korkut çok iyiler. Rıza Akın ve Cezmi Baskın ise yine filme çok şey katmışlar. Uğur İçbak, görüntü yönetiminde bir kez daha çıtayı çok yukarılara taşımış; yapım tasarımı da oldukça özenli. Final ise gerçekten içe işliyor… Film son tahlilde; ‘Yoksuluz, gecelerimiz çok kısa, dörtnala sevişmek lazım’ dedirtiyor. Merry ‘Krismıs’ Mr. Rıza Şenyurt…

“Neşeli Hayat”, ayaktakımına dair bildik ve ağır bir dramı, içine bir parça da zorlama tebessüm katarak harmanlıyor. Filmin bir derdinin olması güzel, kimi oyunculuklar gerçekten özel… Bazı söylemler ise didaktik ve rahatsız edici, birkaç karakter karikatürize… Erdoğan, Neşeli Hayat için “küçük adamın, büyük hikâyesi” demiş ama bence yanılmış. Fakir, sıradan
ve içimizden bir adamın, tastamam küçük öyküsü bu… Özetle; Neşeli Hayat, hiç kuşkusuz Yılmaz Erdoğan’ın çektiği en iyi film. Yapıtın bütününe sirayet eden olmamışlık hali bile bu gerçeği değiştiremez. Ve eminim ki; kiminiz sevecek, kiminiz beğenmeyecek.

“Yılmaz Erdoğan’ın en iyi filmi demek yerine, derli toplu, iyi bir uzun metrajlı sinema filmi olduğunu söyleyebilirim. Filme tek uymayan unsurun ise gereksizce, Mutfak oyuncularının çeşitli yan rollerde figürasyon niteliğinde kullanılmasıydı. Yılmaz Erdoğan’ın etkili oyunculuğunun seviyesini ‘skeç havası yaratarak’ düşüren bu genç yetenekler yerine tanınmamış yüzler kullanılsaydı acaba bir şey kaybedilir miydi?”

Bence Yılmaz Erdoğan’ın en iyi filmi. En iyisi çünkü, Erdoğan’ın Şimdiye kadar yaptığı filmler içinde senaryosu ve sinema duygusu en güçlü olanı. Öte yandan filmin Yılmaz Erdoğan’ın oyunculuğu için önemli bir Dönemeç olduğu kanısındayım. Erdoğan, daha önce kendisi için yazdığı “özel” karakterleri canlandırmayı tercih ediyord. Bu filmde ilk kez, “br basit karakterin bir çok duygu halini perdeye yansıtmak zorunda kalıyor ki, bence bunun altından başarıyla kalkmış.

Yılmaz Erdoğan ilk kez birçok karaktere ve olaya bölünmek yerine tek bir adamın küçük öyküsüne odaklanmış ve çok da iyi etmiş. Işıltılı bir alışveriş merkezinde Noel Baba’lık yapan Rıza Şenyurt’un hangi kenar mahalleden, hangi yaşam kavgasından geldiğini, peşine düştüğü ‘Neşeli Hayat’ hayalini anlatırken bütün bir tabloyu da çiziveriyor zaten. Altını çizmeden, seyircinin gözüne sokmadan, mesaj kaygılarına düşmeden Reşitpaşa ile İstinyepark’ın, aradan sadece bir caddenin geçtiği iki ayrı dünyanın çelişkisini öyle güzel ortaya koyuyor ki… Tabii bu çelişkinin bu kadar güzel anlatılabilmesinde görüntü yönetmeni Uğur İçbak’ın katkısı büyük. Yılmaz Erdoğan’ın oyunculuğu da gayet başarılı Rıza Şenyurt rolünde. Ama bu filmin parlayan yıldızı BKM Mutfak’ın genç oyuncusu Büşra Pekin olacak kuşkusuz. Yılmaz Erdoğan ve Çok Güzel Hareketler skeçleri tadında bir şey bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacağı, film gibi film uman seyircinin ise keyifle, hüzün ile neşe arasında gidip gelerek izleyeceği sıcacık bir film “Neşeli Hayat”.

“Neşeli Hayat”ta Yılmaz Erdoğan büyük ustaların izinden gidiyor; Chaplin hüznü ile Capra iyimserliğini / umudunu, ‘yeni gerçekçilik’ ile Arzu Film ekolünü, sinema değeri yadsınamaz bu İstanbul öyküsünde birleştiriyor. Noel Baba’nın ve yeni bir yılın ‘altta kalanlar’için hangi anlamlara geldiğini, aksamayan bir hikâyede capcanlı biçimde anlatırken, gözlerimizi, hem üzerek ve hem de güldürerek sulandırıyor. Çağdaş bir sanatçıya yakışır olgunluğa ulaştığını, aşırı hassaslığını aynen yansıttığını ve özellikle son zamanlarda kalite eğrisi –birkaç film hariç- epey düşen sinemamızın artılar hanesine eklenecek bir sinema eseri yarattığını vurgulamak gerek. Zevk alarak izledim. Güzel, çok güzel ya!

Ben Vizontele serisini de severim ama bu film gerçekten de iyi bir film olmuş. Duygusal ve komedi yanı iyi oranlanmış. Bel altı espriler yok. İzleyenler hem gülecek hem duygulanacak. Sosyal alanlar ve insanların o alanlardaki dağılımı gayet sıcak ve orantılı olmuş. BKM Mutfak oyuncularının işi kotarmış olması da sektöre oyuncu kazandırma açısından iyi. Oyuncuları da beğendim, özellikle Büşra Pekin gayet iyiydi. Eline sağlık Yılmaz Erdoğan’ın…

Yılmaz Erdoğan farklı bir isim. Tiyatrodan gelip de sinema dilini bu kadar sadeleştirebilen, sinemayı sinema gibi yorumlayabilen sanatçı azdır. Vizontele, Vizontele Tuuba ve Organize İşler’de bu kabiliyetini zaten sergiledi ama bu hafta vizyona giren Neşeli Hayat bütün bu başarıyı tekrarlayan hatta bir kademe ileriye götüren bir yapım. Filmin neresinden tutarsanız tutun eleştirmek için bile farklı bir yöne çekemezsiniz. Tam bir sinema. Hikayenin dramatik yapısı o kadar güçlü ki bu filme komedi diyemeyiz. Bence çok ağır bir dram. Bu sözlerim izleyiciyi korkutmasın. Salona girip de içiniz ezilmeyecek, bir çok sahnede güleceksiniz ama salondan çıktığınızda içinizde çok da fark etmediğiniz bir hüzün kalacak. Zaten sinemanın en büyük gücü seyrederken değil bittikten sonra bize bıraktığı hislerdir. Bu anlamda baktığınızda sinemasal lezzeti sonuna kadar tadabileceğiniz bir film Neşeli Hayat. Yılmaz Erdoğan filmin yönetmeni, senaryo yazarı ve başrol oyuncusu ama o kadar dengeli bir yapım ortaya çıkarmış ki ne onun canlandırdığı karakter ne de diğer başarılı oyunculuklar filmin üstünde hüküm kuruyor. Bütün rollerin bir anlamı ve yeri var filmde. Hangi karakteri veya olayı filmden çıkarsam eksik kalır. Bunu en küçük roller için bile söyleyebilirim.
Deniz AkhanSenaryosunda, görsel kurgusunda ve temposunda sorunlar var, kapsama alanında bulunan bazı unsurları ya ıskalamış ya da silik geçmiş, ama bu durum filmin keyfine çok ket vurmuyor. Yılmaz Erdoğan “çok güzel film yaptık” kolaycılığına düşmez, kendini acımasızca eleştirirse sonraki filmleri çok daha güzel olur, o ayrı…
Bu bir yılbaşı filmi, yabancı filmler dolayısıyla böyle bir türe aşinayız. Ancak bu Türkiye’nin yılbaşısı. Eş seçimi haricinde hayatta hiçbir işi rast gitmemiş Rıza merkezde olmak üzere, yoksul semtin insanlarının yaşantısından bir kesit sunuluyor filmde. Yabancı versiyonlardaki gibi sonu tatlıya bağlanıyor, ama Noel Ruhu ile değil, hayatın akışı içinde…
Filmdeki hayatta kötücüllük asgariye indirilmiş, böylece belki fazla naif kalmış, ama bu sayede o semt ve komşuluk hayatındaki anlayışsızlıklar belli bir doğallığa, seyirci açısından yakınlığa oturmuş.
Yılmaz Erdoğan’ın çok karakterli ve çok kanallı filmlerden sonra çok karakterli ve az kanallı bir film çekmesi isabetli olmuş. Aslında çok karakter de yok, ama hepsi TV dünyasından tanınmış, kimi tecrübeli kimi genç ve yetenekli oyuncular olduğu için seyircide böyle bir izlenim bırakıyor.
Haliyle oyunculuklar başarılı, Yılmaz Erdoğan’ın Rıza portresi (sanırım Kastamonulu) doğal, sahici ve inandırıcı. Özellikle meyhanedeki sarhoş hali çok iyi bir gözlem gücünün eseri. Ama bir isim var ki, kısacık rolüyle herkesi geçiyor bana göre: Cezmi Baskın. Rolünü belirginleştirmek uğruna az da olsa “taklit” hissi veriyor, ama buna rağmen oturma odamda oturuyormuşcasına seyrettim ve keyif aldım.
"Sinema yazarları ve gazeteciler Yılmaz Erdoğan’ın son filmi Neşeli Hayat hakkında ne düşünüyorlar?" için 3 Yanıt
sayın yılmaz erdoğan . samimi olarak söylüyorum sakın birdaha böylesine sıkıcı filmler cekmeyin . inanın filmi seyrederken cok bunaldım. size hic yakışmadı eğer cok beğendiklerini söylüyorlarsa bence hic samimi değiller .inanın emekli bir kişiyim parama ve zamanıma acıdım. bizsizden her zaman komedi filmleri bekliyoruz bu sezon seyrettiğim en sıkıcı filmdi . şok olduk dersem inanın.
Sema Tir bağışlasın beni, zevkler ve renkler tartışılmaz malum.. İnanın tüm samimiyetimle yazıyorum..
Neşeli Hayat’ı seyrettikten sonra, gülmekten kahve içemiyorum.. Tam kahve fincanını dudağıma götürüyorum ki.. Birden Neşeli Hayat’taki kayınpeder (Cezmi Baskın) gözümde canlanıyor.. Dürbün gibi gözlüğü.. Gözlük saplarından lastikle arkadan bağlanmış belli.. Kız babası ya.. Nasıl gerim gerim geriliyor.. Kahveyi içişi.. Bittikten sonra ters çevirip fal kapatışı.. Dünya meseleleri ile ilgiliyor olsa gerek, gene ağa havalarında “şimdi ajansı dinleyecem” deyişi.. Aklıma geldikçe beni çok güldürüyor.. Hala filmin etkisindeyim.. Rıza’nın o hüzünlü bakışları hiç aklımdan gitmiyor..
Ama en güzeli Yılmaz Erdoğan’ın bir söyleşisinde Ömer Hayyam’dan alıntıladığı gibi: “Yarım somunun var mı? Bir de küçücük evin.. Kimsenin kulu kölesi değil misin? En Neşeli Hayat senin!”Bu kriz ortamında bunu düşünmek bile insanı keyiflendiriyor.
yılmaz erdogan çektigi her filimde daha önce işlenmemiş konuları işleyerek türk sinemasına farklılık katmıştır neşeli hayatta bunlardan biri benim izledigim neolbaba konulu ilk türk filimi böylesine övgü alan bir filimde bende ufakta olsa rol aldıgım için kendimi çok şanslı hissediyorum ve yılmaz hocaya nın başarılarının devamını diliyorum
Yorum Yazın