capitalism_a_love_story2konuk ninja

İkisi yerli üçü yabancı 5 yeni filmin vizyona girdiği 11 Aralık haftasında en doğru tercihi yapabilmeniz için sinema yazarlarının bu filmlerle ilgili yaptıkları değerlendirmelerden bir seçki sunuyoruz sizlere. Ali Ulvi Uyanık, Murat Erşahin, Cüneyt Cebenoyan ve Ters Ninja yazarlarına teşekkürler.

Gecenin Kanatları

gecenin-kanatlari2

Yön: Serdar Akar
Oyn: Beren Saat, Murat Ünalmış, Erkan Petekkaya, Yavuz Bingöl

Serdar Akar’ın altıncı uzun metrajının senaryosunda Mahsun Kırmızıgül’ün imzası var. Senaryoyu Ahmet Küçükkaya ile birlikte kaleme alan Kırmızıgül, aynı zamanda filmin müziklerini de Yıldıray Gürgen ile birlikte yapmış. 12 Eylül darbesinin ardından ailesi bir polis baskınında katledilen Gece, intikam almak için yıllar sonra intihar bombacısı olmayı seçer. Eylem için geldiği İstanbul’da yolu, milli takım sporcusu olmak için çalışan Yusuf adlı bir atletle kesişir. Gece’yi, hayat ve ölüm arasında bir seçim beklemektedir. İnandırıcı olmayan, tek bir planıyla olsun, sinema zevki vermeyen, insanın hemen unutmak istediği bir ‘iş’ olmuş “Gecenin Kanatları”. Beren Saat, Murat Ünalmış ve Erkan Petekkaya’nın başrolleri üstlendiği filmde Yavuz Bingöl ve Cezmi Baskın da rol alıyorlar. “Sonbahar” adlı TV dizisiyle tanınan Erkan Petekkaya ise ilk sinema filminde, kadronun en iyi ismi olarak öne çıkıyor. Sinema filmi estetiği ve tadından uzak yapım, ilkokul iki seviyesindeki öyküsü itibariyle de tatmin edici değil. Öyküdeki mantık hataları ve ikna edici olmayan metin, perdedekini bir müsamereye çeviriyor. Filmin açıldığı sahnede 6-7 yaşlarında bir çocuk olan baş kahramanın, olayın ardından yani 25-27 sene sonra otuzlarının ortasında olması gerek. Oysaki Beren Saat’in canlandırdığı karakter çok daha genç. Sol örgütün, intihar bombacısı kullanması ise yine ikna edici değil. Tabii, zayıf sinemanın, senaryonun, hemen her yapı taşının yanında bu noktalar çok önemli değil… Daha neler, neler… Keşke yaratıcılar, Filistinli Hany Abu-Assad’ın Oscar adayı olup, Altın Küre kazanmış 2005 tarihli “Paradise Now / Vaat Edilen Cennet” adlı filmini izleselerdi. Benzer meselenin ve konunun nasıl farklı bir biçimde ve sinema estetiğiyle işleneceği üzerine önemli bir örnekti bu film. Bu örnekler o kadar çok ki… Ama meseleniz, sinema gözünüz, anlattığınız, anlatım biçiminiz, estetik anlayışınız ve sanatsal kaygınız, ‘öncelikleriniz’ dahilinde değilse, ortaya çıkan ürün de bu olur haliyle… (Murat Erşahin – Sinemamuzik.com)

Turgay Özçelik’in yazısı için tıklayın

Landlord’un yazısı için tıklayın

Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi / Kapitalism: A Love Story

michael-moore-capitalism

Yön: Michael Moore

Michael Moore çok zeki, çok yetenekli, yoksulların, ezilenlerin, sömürülenlerin acılarını ruhunda hissedebilen ve kendisi de işçi sınıfından gelen bir yönetmen. İyi ki var ve bugün dünyanın en çok seyredilen belgeselcisi olması mucize gibi bir şey. Moore bana öyle geliyor ki, entelektüel donanımından çok yukarda saydığım özellikleri ve gözlem yeteneğiyle kapitalizmin özünü anlamaya çalışıyor. Bu öze oldukça yaklaşıyor ama teorik bilgisinin zayıflığından yine de yüzeyde kalıyor. Kapitalizm ve demokrasinin birbirinin alternatifi sistemler olduğunu, geçmişte “altın bir çağ” yaşandığını ve bir zamanlar şahane başkanların ABD’yi yönettiğini sanıyor. Demokrat Parti’ye ve Obama’ya her şeye rağmen hala inanıyor. Bir ihtimal de şu: Moore filme yansıttığından daha akıllı ve mesela kapitalizme alternatif olarak demokrasiyi değil sosyalizmi (demokratik bir sosyalizmi ya da) koyması gerektiğini biliyor ama o kadar ileri gitmemeyi çeşitli nedenlerden dolayı tercih ediyor. Filmlerini yapacak ve dağıtacak sermayeyi bulmakta güçlülük çekmemek için ya da kuşaklar boyunca komünizm umacısıyla korkutulmuş kitleleri ürkütmemek için belki de tercihini böyle yapıyor. Filmini “enternasyonal” marşıyla bitirdiğine göre bu da bir olasılık. Fakat bu spekülasyonları bir yana bırakalım.

Sonuçta Moore bize kapitalizmin “barbarlık” demek olduğunu çeşitli örneklerle anlatıyor: ABD’de nüfusun yüzde birinin nüfusun yüzde 95’in toplam servetinden daha fazla servete sahip olduğunu, demokrasi diye bir şey olmadığını, meclislerin büyük finans kurumlarının (Goldman Sachs gibi) lobisi gibi çalıştığını, pilot maaşlarının sermayenin sistematik saldırıları sonucunda inanılmaz derecede gerilediğini, dakka başı 5-10 eve haciz geldiğini, finans piyasalarının kimsenin ne anladığı ne de anlatabildiği türev ürünlerle müthiş soygunlar yaptığını ve daha başka birçok şeyi bize gösteriyor. Bütün kafa karışıklığına rağmen seyredilmesi gereken, kalbi doğru yerde duran bir film “Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi”. Fakat yönetmenin önceki filmi “Sicko”yla kıyaslandığında, daha dağınık bir iş bu. Tabii bulup da bunamamak lazım. Batıyla demokrasiyi özdeşleştiren o kadar çok kültürlü cahil, sığ liberal entelektüel varken, Moore’un “ABD demokrasiyle yönetilmiyor!” diye bas bas bağırması başlı başına müthiş önemli bir olay. Moore kapitalizm varsa demokrasi yoktur diyor ve bu da sorunu ABD’yle sınırlı olmaktan çıkarıyor. Bunlar basit ama çok önemli sözler. Keşke bu filmi herkes seyretse. (Cüneyt Cebenoyan – Birgün)
Serdar Akbıyık’ın yazısı için tıklayın

Testere VI

testereq

Yön: Kevin Greutert
Oyn: Tobin Bell, Costas Mandylor, Mark Rolston, Betsy Russell

“Testere VI”, işkence ile kendini ya da başkalarını öldürmenin binbir tekniğini gösterip öğreterek tam bir ‘istismar seri’sine dönüşen zincirin son ‘yaratıcı film’i olarak, bu kez sağlık sigorta sistemindeki hinliklerden mustarip olmuşların yüreklerini soğutuyor. Eh, kapitalist gaddarlıktan bir miktar intikam aldığı için yenilip yutuluyor fakat –vahşete çok alıştığımız için- korkutmuyor! (Ali Ulvi Uyanık – Sadibey.com)

Numan Serteli’nin yazısı için tıklayın

Aşka Dair / L’uomo Che Ama

aska-dair

Yön: Maria Sole Tognazzi
Oyn: Monica Bellucci, Pierfrancesco Favino, Xenia Rappoport, Marisa Paredes

“Aşka Dair”de, bir döneme adını kalınca yazdırmış aktör –yönetmen, müteveffa Ugo Tognazzi’nin kızı Maria Sole Tognazzi, aşk denilen şeyin terk etme – terk edilme / acı çektirme – acı çekme döngüsünden ibaret ve en az kadınlar denli erkeklerin de ıstıraplara gark olduğunu, mütevazı sineması ile anlatmakta… Tabii, aşkın ayakları nasıl yerden kestiğini vurgulamayı ihmal etmeden, sonradan ‘üzülmeye değer ‘diyor. Oyuncular alımlı kuşkusuz fakat belirtelim ki, Almodovar’ın da kadınlarından olan Marisa Paredes, İtalyanca dublajlı ikincil rolünde bile rol çalıyor. (Ali Ulvi Uyanık – Sadibey.com)

No Ofsayt

Yön: Mehmet Bahadır Er, Maryna Gorbach
Oyn: Yıldırım Memişoğlu, Taylan Ertuğrul, Deniz Olgaç, Ahmet Çakar

Ali Taran basına görüntü verdirmedi, gala yaptırmadı. Demek ki tanıtım istemiyor. Reklamcı neticede bir bildiği vardır. Bildiği iyi bir şey midir, kötü bir şey midir bilmeme, ama onun için bir şey fark etmeyeceğini tahmin edebilirim. Reklamın değil ama onun kalibresindeki biri reklamcının iyisi kötüsü olmaz.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir