Sion Sono, benim için son yılların takip edilmesi gereken en önemli yönetmenlerinden biri. (Malum nedenlerle filmografisine şu an için tam hakim olmasam da) Her yaptığı işle seyircisine okkalı bir tokat atan yönetmenin bu hafta 2005 yapımı Kimyô na Sâkasu (Strange Circus) filmine değiniyoruz. Kanımca Sono’ya ‘değmek’ bile başlı başına bir değnek yeme sebebi…

 Tuğba Keleş

Sion Sono, sanıyorum batı cephesinde 2001 tarihli filmi Jisatsu Sâkuru (Suicide Circle) ile tanındı. Ama kendi ülkesinde 1980’lerden beri hatırı sayılır bir yeri var. Hem yönetmen, hem senarist, hem oyuncu hem de besteci gibi bir elinin parmaklarını dolduracak sayıda çok marifeti olan Sono aslen bir şair. Adam şair diyorum beyler! Ama şairane dilini, son yıllarda ağırlıklı olarak filmlerde kullanan bir ‘kaçık’ tabiri caizse.

 

Kimyô na Sâkasu, hayal ile gerçeklik arasında sıkışıp kalmış bir dünyaya açılan oldukça zor bir film. Ama yönetmenin bu iki durum arasındaki geçişlerine hayran olmamak elde değil. Okul müdürü Gozo’nun (Ôguchi Hiroshi) bitmek bilmeyen seks iştahı, karısından sonra kızına da yansıyınca, ortaya seyirci için hazmetmesi zor bir seyir vakası çıkıyor. Henüz 12 yaşındaki Mitsuko’nun (Kuwana Rie-Takahashi Mai) tam da hayatı anlamlandırmaya başladığı yaşta, babası tarafından istismar edilmesi, Mitsuko için tam bir “sonun başlangıcı”. “Sapık” kelimesinin ifade için az kalacağı baba Gozo, anne ile kızının arasını açarken, birbirine adeta düşman kesilen ana-kız olgusu, anlamsız bir tartışmadan sonra annenin kazara ölmesiyle bambaşka bir boyuta geçer. Zira Mitsuko, bu kazadan sonra kendi deyişiyle artık annesi olmuştur ve Freudyen düzlemde ana-kız çatışması olarak adlandırılan Elektra kompleksinin tüm evrelerini yerine getirerek, “tamamlanmıştır”. Mitsuko, artık annesi Sayuri’dir.

 

Peki gerçekten öyle midir? Filmin gerçeklik ve hayal dünyası arasında gelgitleri olduğunu söylemiş, fakat aradaki sınırın fazla belirgin olmadığından bahsetmemiştim sanırım. Filmin ikinci bölümünde,yukarıda anlattığım tüm hikâyenin Taeko (Anne Sayuri’yi de canlandıran Miyazaki Masumi) adındaki bir yazarın elinden çıkma olduğunu anlıyoruz. Grotesk tasarımlı bir evde ikamet eden ve tekerlekli sandalyeye mahkum olan Taeko, bu sapıkça kitapları ile bir nevi ünlü olmuş, çevresinde de türlü sapıklıklarla tanınmıştır. En azından yayıncısının yalancısıyız. Taeko’ya yaklaşmak için yerleri süpürmeye bile razı gelecek olan yayıncının yeni elemanı androjen görünümlü Yuji (Ishida Issei), ilk hamlesinde Taeko ile “yakınlaşır”. Ama onlar başka bir dünyada zaten yakındırlar. Ama bu sır, filmi seyretme şansı olanlar için gizli kalmalıdır. Yoksa Sono’dan sonra bir tokat da okuyucudan yiyebilirimdir. Film dünyası acımasızdır ama okuyucu bilhassa…

 

Filmin teknik açıdan gerçek ile hayal (belki de acımasız gerçek de diyebiliriz) arasındaki farkı sinematografik olarak da başarıyla yansıttığını söylemek olası. Taeko’nun gündelik yaşantısındaki eşlikçisi Yuji ile ilişkisinin deniz kenarı, tren istasyonu vb. gibi mekanlarda mavi bir tonla çekilmesi, filmin gerçek dünya algısına vurgu yapmaktadır. Öte yandan grotesk tasarımlı Taeko’nun evi, hele evinden geçilen gizli geçidi de işin içine katarsak, gerçeklik absürt bir form alır. Üstelik, Mitsuko ile annesini beraber ve mutlu gösteren (bir anlamda Mitsuko’nun yaşadığı korkunç gerçeklikten kaçış simgesi) sirk gösterisinin ‘ucubeleri’, absürtlük katsayısını arttıran öğelerdir. Filmin en başındaki Mitsuko’nun çocukken yaşadığı ev ise bariz gerçeklik ve absürtlük arasındaki geçiş mekanı olarak okunabilir. Mitsuko ve Sayuri’nin en kötü anılarının olduğu ve her şeyin başladığı nokta olarak ev, geleneksel Japon tarzının dışındaki tasarımıyla, tıpkı aile fertleri arasındaki gibi bir yabancılaşma öğesi olarak bile algılanabilir. Ama spoiler veremezken varsayımlarda bulunmanın zannımca pek bir değeri yoktur.

Caravaggio’nun Salome tablosu (1609)

Strange Circus’ın açılışındaki J.K. Huysmans’ın À Rebours adlı eserinden yapılan alıntı, aslında filmin ana vurgusunu anlamak açısından yeterli sayılır. Huysmans’ın Vaftizci Yahya’nın kafasının kesilmesi olayını anlattığı bölümü alıntılayan film, kısaca “ana ile kız arasına baba bile giremez” diyerek (aslında filmin final sahnesi oldukça manidar sayılır, zira Sayuri ( Bkz. Alt satırdaki Herodias),kendi başını giyotine isteyerek koyar), konuyu noktalamıştır. Siz büyük bir kahkaha kopartmadan, Aziz Yahya vakasına kısaca değineyim de, olayı neden buraya çektiğim daha iyi anlaşılabilsin. Hıristiyan literatüründe Aziz Yahya, Kral Herod’un karısını boşayarak, Herodias ile evlenmesine karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Herod, Aziz Yahya’yı tutuklatır. Herod’un doğum gününde Herodias’ın kızı Salome dans ederek, Herod’un takdirini kazanır ve bunun üzerine Salome’nin bir dileğini yerine getireceğini söyler. Salome, annesine danışır ve gaddar anne, bu evliliğe karşı olan Aziz Yahya’nın kafasının kesilmesini istemesini tembihler. Böylelikle onlarca yağlıboya tabloya konu olan Vaftizci Yahya’nın Kafasının Kesilmesi tablosu ortaya çıkmak zorunda kalır.

Filmin başındaki ensest sahnelerine dayanabilen seyircinin kazançlı çıktığını söylemek isterim ama hemen en başta “Bu herif (Sion Sono için) sapık be!” diye düşünecek izleyiciye de gözdağı vermek adına bir kere daha söylüyorum; Adam şair beyler! Üstelik Sono’nun ensesti ilgi çekici bir öğe olarak kullanmak gibi bir derdi yok. Ben onun derdini tam dillendiremedim ama özellikle son nefret üçlemesi altında çektiği filmleri de göz önüne alırsak, abinin geleneksel aile yapısı, din (özelde Hıristiyanlık) ve toplumun aptal saptal kuralları hakkında bir sıkıntısı olduğu da aşikâr. Siz gene filmi kuytu köşelerde seyredin derim ben…

Kimyô na Sâkasu / Strange Circus

Yönetmen: Sion Sono

Senaryo: Sion Sono

Oyuncular: Miyazaki Masumi, Ishida Issei, Kuwana Rie, Takahashi Mai

Yapım: 2005, Japonya, 108 dk.

 

 

Paylaş

1 YORUM