Neil Marshall’ın yönettiği 2005 tarihli Cehenneme Bir Adım (The Descent), korku türünde hala ustaca filmlerin yapılabileceğini göstermişti sinema izleyicilerine. Akılcı senaryosu, mekan ve kamera kullanımı ile yarattığı klostrofobik atmosfer, en az filmdeki korku nesnesi yaratıklar kadar ürkütücü idi. Marshall’dan böyle sağlam bir korku çıkabileceği, Dog Soldiers (2002) filminden de belliydi aslında. Her iki film de son yıllarda çekilmiş en iyi korku filmleri olmalarının yanı sıra, bugüne kadar yapılmış korku filmleri listelerine de üst sıralardan girecek kadar iyilerdi.

Turgay Özçelik

Cehenneme Bir Adım‘ın devam filminin çekilmesi, beni hem heyecanlandırdı, hem de tedirgin etti. Heyecanlandırdı, çünkü devam filminde belki ilk filmdeki yaratıkların ne olduğuna dair bir hikaye geliştirilebilirdi. Böylesi bir senaryo da ilk filmin hikayesini derinleştirir ve en iyi devam filmleri arasına girebilirdi. Tedirginliğim de bu kez yönetmen koltuğunda Neil Marshall’ın olmaması yüzündendi. Yönetimi devralan John Harris, bu ilk sinema filminde muhtemelen riske girmeyecek, ilk filmin tarzını sürdürmeye çalışacaktı.

Serinin ilk filmi, bir rafting sahnesiyle açılıyor. Rafting yapan üç kadın, ve kenarda çocuğuyla karısını bekleyen bir adam. Bu açılış sahnesinden de anlaşılacağı üzere, filmin ana karakterleri güçlü kadınlar. Üstelik arkadaş olan bu kadınlar arasında, erkek mevzusu yüzünden yaşanan bir gerilim de var. Bu sahnenin hemen sonrasında yaşanan bir trafik kazası sonucu kızını kaybeden Sarah (Shauna Macdonal)’ın kocası ile Juno (Natalie Mendoza) arasında bir ilişki işaret ediliyor filmde. Bu iki kadın arasındaki gerilim, filmin ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkacak ve hikayenin gelişiminde önemli rol oynayacak.

Sarah ve Juno da dahil olmak üzere 6 kadın, kazadan bir yıl sonra, mağaracılık sporu için bir araya gelirler. Juno öncülüğünde çıkılan sefer, yine Juno’nun bilgisi dahilinde, esas güzergah yerine, daha önce keşfedilmemiş bir mağarayı hedefler. Bu altı kadının, zorlu geçen bu mağara içindeki yolculuğu, filmin esasında asıl gerilim unsurunu oluşturuyordu. Sonradan piyasaya çıkan vampir ilkeli yaratıklar da bu gerilimin tuzu biberi oluyordu. İkinci filmin konusunu anlatabilmem için bunu söylemek zorundayım, filmin sonunda Sarah, Juno’nun bacağına balta saplayıp onu yaratıklara yem olarak bırakıyor ve kaçıyordu. Ama filmin finali, Sarah’ın kurtulup kurtulmadığı konusunda kesin bir yargıya varmamızı engelliyordu.

Tam anlamıyla bir devam filmi

İkinci filmden anlıyoruz ki, Sarah kurtulmuş, hastaneye kaldırılmış ve hafızasını kaybetmiş. Geriye kalan kadınların akıbetinden habersiz olan kurtarma ekibi, onlara ulaşabilmek için Sarah’ın hafızasının yerine gelmesine ve onları yönlendirmesine ihtiyaç duyuyor. Ama polis şefinin beklemeye niyeti yok, Sarah’ı da alıp, yine 6 kişilik bir ekiple, geriye kalanları kurtarmak umuduyla mağaraya giriyor. Evet, Cehenneme İki Adım tam anlamıyla bir devam filmi, ilk filmin bittiği yerden başlıyor. Üstelik yine 6 kişilik bir mağara macerası söz konusu. Ve yine bu kişilerin mağarada sırayla yaratıklar tarafından ölmelerini izleyeceğiz. Yani formül aynı, ama bu kez neler yaşanacağını bildiğimiz için, ilk filmde tutan bu hikaye formülü artık izleyenler için cazip gelmiyor.

Mağara ekibi bu kez farklı, 3 kadın ve 3 erkekten oluşuyor. Ama hikayenin gidişatını belirleyen yine kadınlar. İlk filmdeki çocuğunu kaybeden kırılgan kadın karakteri, anne olan bir kadın polisle dolduruluyor. İlk filmdeki ana güçlü kadın karakterini de bu kez Juno yerine Sarah oynuyor. Yine klostrofobik bir atmosfer hakim, bunda yönetmen koltuğunda oturmasa da, filmin oluşmasında destek olan Neil Marshall’ın payı var anlaşılan. Ve filmin en keyifli yeri de buralar. Ama her ne kadar etkili de olsa, daha önce gördüğümüz için ilki kadar etkileyici gelmiyor. Üstelik ilk filme çok sadık bir devam filmi olduğu için, mesela ilkinde ölenlerin cesetleri aynı yerde duruyor, mekanlar aynı, o yüzden izlerken yaşanılan deja vu hissi film ile ilgili izlenimi olumsuz yönde etkiliyor.

İlkinden daha kanlı

Muhtemelen bu “deja vu” hissini kırmak, ve filmi daha etkili hale getirmek için, bazı sürprizler yerleştirilmiş hikayeye. Ve ilk filmden daha çok kan var bu kez, daha çok şiddet gösterimi var. Sonuçta filmi izlerken keyif aldım, ama ilk filmi hatırlattığı için, hemen hemen aynı sahneleri yaşattığı için. Hatta bir bölümde izlenen video sayesinde, ilk filmdeki kadroyu da görebiliyoruz tekrar. Filmin ikinci yarısında ise, hikayenin seyri nedeniyle eski filmle olan ilişki daha da artıyor. Yani bu ikinci film tamamen gereksiz, filme yeni bir şey katmıyor, hatta bir çok açıdan ilk filmin etkisini olumsuz yönde etkiliyor. Mesela ilk filmdeki kadınlar arası gerginlik, bu filmde uzlaşıya dönüyor. Ve basit bir “kendini feda” klişesi ile de bu durum taçlandırılıyor. Cehenneme İki Adım’ın hikayeye olan tek katkısı finali. Ama bu final de muhetemelen gelecek olan 3. filme bırakıyor hikayenin geri kalanını. Yani eğer verdikleri izlenim doğruysa ve üçüncü film çekilirse, mağaradaki yaratıkların hikayesini öğreneceğiz üçüncü filmde. Ve muhtemelen de bu ikinci filmden daha keyifli olacak.

Cehenneme İki Adım, belki tek başına değerlendirildiğinde kötü bir film değil, hatta başarılı bile sayılabilir. Ancak bu filmi tek başına değerlendirmenin imkanı yok. Hem hikayesi itibarıyla hem de biçim olarak ilk filmle o kadar iç içe geçmiş ki, ancak Cehenneme Bir Adım‘ın devamı olarak nitelendirilebilir ve iki film beraber düşünülebilir. Böyle olunca da, yani ilk filmle karşılaştırınca da, aynı formülü devam ettirmeye çalışan, hikayeye derinlik katmayan bir yapım ortaya çıkıyor.

The Descent: Part 2
Cehenneme İki Adım

Yönetmen: Jon Harris

Senaryo: J Blakeson, James McCarthy, James Watkins

Oyuncular: Shauna Macdonald, Michael J. Reynolds, Jessika Williams, Douglas Hodge, Natalie Mendoza

Yapım: 2009, İngiltere, 94 dk.

3 YORUMLAR

CEVAPLA