Bugüne kadar hakkında kesin bir yargıya varmakta zorlandığım nadir filmlerden birisi oldu “Yüreğine Sor”. Aslında eminim beğenmediğime filmi, ama beni etkilemediğini de söyleyemem. Çelişkili bir ifade tutanağı gibi olacak bu yazı ama, gerçekten ne düşündüğümü dile getirebilmem için bu gerekli.

Turgay Özçelik

Öncelikle, film, tecrübeli ve ödüllü bir yönetmenin, Yusuf Kurçenli’nin imzasını taşıyor. Daha önce “Gramofon Avrat”, “Karartma Geceleri”, “Çözülmeler” ve “Gönderilmemiş Mektuplar” gibi filmleri yönetmişti Kurçenli. Ancak, filmin kendisinde söz konusu tecrübeyi bulabilmek zor. Şöyle ki, film hem biçim hem de hikaye anlamında oturmamış, ham bir tad bırakıyor hafızada. Oyuncu performansları, diyaloglar, dramatik yapı, efektler, ışık, dekor; bu unsurların filmde bir araya gelip oluşturdukları şey, inandırıcılığı olmayan bir sinema filmi. Ancak filmin büyük bölümünde dinlediğimiz Karadeniz türkülerinin, filmdeki asıl başrolü oynayan Karadeniz manzarasının izleyenleri etki altına almaması da imkansız.

TV programı olsa, daha başarılı olur

Söz konusu olan bir belgesel olsaydı, ya da Karadeniz kültürüyle alakalı bir televizyon programı, “Yüreğine Sor” için başarılı bir yapım denebilirdi. Ama sadece bu güzel türkülere, ve Karadeniz manzarasına dayanarak, üzerine pek fazla bir şey katmadan bir film çekmeye kalkıştığınızda, sonuç olarak akılda kalan sadece onlar oluyor, filmin kendisi değil.

Film, 19. yy’da, Osmanlı Devleti zamanında geçiyor. Devir öyle bir devir ki, Müslüman olmayanlar özel vergilere tabi tutuluyorlar, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Halk arasında da, gayrimüslimler ile olan ilişki minimumda tutuluyor. Kız alıp vermek söz konusu bile değil. Padişah, yeni bir düzenleme getirerek, vatandaşlar arasındaki eşitsizliği kaldırıyor. Yıllardır Hristiyan olduklarını gizleyerek, Müslüman gibi yaşayan bir kesim, bu kararla birlikte, asıl kimliklerini ortaya çıkartıp çıkartmamayı tartışıyorlar.

Bu esnada Doğu Karadeniz’in bir köyünde, Müslüman Esma ile gizli Hristiyan Mustafa birbirlerine aşık oluyorlar. Mustafa’nın çevresi, kimliklerini açıklamak için onlara baskı yapıyor, ama Mustafa açıklarsa Esma ile olası birlikteliklerinin tehlikeye gireceğini düşünüyor. Aşıklar gizli gizli buluşmaya devam ederken, Mustafa’nın babası ölüyor. Cenaze Müslüman mezarlığına gömülmek üzereyken, Mustafa’nın annesi dayanamayarak Hristiyan olduklarını söylüyor, ve cenazeniz Hristiyan mezarlığına gömülmesini sağlıyor. Kimlikleri açığa çıkan aileye, başta Esma’nın ailesi olmak üzere, köy halkının büyük çoğunluğu mesafe koyuyorlar. Esma ile Mustafa’nın aşkları da, söz konusu ayrımcılık karşısında ziyan oluyor.

Filmdeki karakterler yaşamıyor

“Yüreğine Sor”, bir aşk masalı olarak tasarlanmış. Ama bir masalı etkili kılabilecek temel unsur olan, inandırıcılık, ve bunun için de öncelikli olan atmosfer filmde yakalanamamış. Filmdeki köy yaşamıyor, filmdeki karakterler yaşamıyor. Üstelik hikayenin arka planına sıkıştırılan Müslüman-Hristiyan ayrımcılığının da hakkı verilmiyor öyküde. Hristiyanların gizli buluşmaları, kısık sesle konuşmaları dışında, filmde olması gereken, filmin akışını olumlu anlamda etkileyecek gerginlik sağlanamıyor. Filmdeki tek gerginlik, Mustafa ile, Esma’ya aşık olan Mehmet arasında. Hal böyle olunca, dini ayrımcılık mevzusu bir renk olmaktan öteye gidemiyor filmde. Çünkü hikaye aslında bunun üzerinde şekillenmiyor.

Filmi ikiye ayırmak mümkün aslında: Karadeniz türkülerinin, eşsiz Karadeniz manzarası eşliğinde söylendiği sahneler, ve geri kalanı. Çünkü bu sahnelerin, filmin hikayesi ile bir alakası yok, ve inandırıcılıktan uzak olan filmin genel atmosferi ile öyle ters düşüyorlar ki, haliyle bu sahnelerin film ile ne alakası var diye düşündürtüyor. Evet, Karadeniz kültürü, oldukça zengin, eşsiz ve ilginç bir kültür. Evet, o müzikler, dinleyenin ruhunu sarmalıyor hemen, en derin yerinden yakalıyor insanı. Ama, “Yüreğine Sor” filmi için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Tuba Büyüküstün, yeni başlayan “Gönülçelen” dizisindeki çingene bir karakteri canlandırdığı rolünün aksine, bu kez çok fazla sırıtmıyor sanki. Künyede adı geçen Şevval Sam’ı ise sadece kısa bir sahnede görebilmek, yine ayrı bir keyifsizlik nedeni benim için.

Film, özellikle Karadeniz’li olan sinemaseverleri, ya da bu kültüre ilgi duyanları etkileyecektir muhakkak. Ancak bir de bu etkiden çıkıldığı anda değerlendirmek lazım filmi. Ben de kaç gündür filmin “Yayladan iniş” klibini izliyorum büyük bir zevkle, ama yetmiyor bir filmi beğenebilmek için.

Yüreğine Sor
Yön: Yusuf Kurçenli
Oyn: Tuba Büyüküstün, Kenan Ece, Hakan Eratik, Aliye Esra Salebci

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA