Osmanlı Cumhuriyeti
Her yerde karşımıza çıkabilir belki ama daha çok televizyonlardaki açık oturumlarda falan kulağımıza çalınır ya şu sözler:

“Atatürk olmasaydı, bugün çoğu vilayete pasaportla, vizeyle girecektin efendi!”

“Atatürk olmasaydı, bugün camilerden ezan sesi değil çan sesleri yükselecekti bre gafil”

numan serteliNuman Serteli

Daha çok, bugünlerde -bir kısmı- Silivri havalisinde zorla ikamet ettirilen Atatürkçülük kalesinin yılmaz bekçilerince sarf edilen bu laflar; Atatürk’ün varlığından ve yaptıklarından memnun olmayan malum güruhun kafasına kafasına öyle bi iner ki gıklarını bile çıkaramazlar valla..

Bir de, mealen: “Atatürk olmasaydı eğer, ‘deden, baban kimdir?’ sorusunun cevabını, bugün değil sen; anan, ananen bile veremeyecekti liboşum” sözü vardır ki en ağırı, en altından kalkılmazı da budur ve neme lazım kötü koyar adama..

7. Osman 1.Asude Aşkı

Bu kez Gani Müjde, “Eğer Atatürk olmasaydı” diyerek, Osmanlı Cumhuriyeti’nin çekimine girişmiş ve gerçi yukarıdaki sözlerin abartısını taşımasa da, -elbette hep düşünülen ve tartışılan- bazı mühim sonuçlara ulaşarak; bunları kah komik, kah dramatik bir şekilde anlatmaya çalışmış..

Film, 1888 yılı Selanik’inde, tarlaya dadanmış kargaları, bir yandan teneke çalıp, bir yandan da koşarak kovalayan küçük Mustafa’nın görüntüleriyle başlar..
Bir ara, ağacın tepesine tırmanarak, dala asılmış kuş kafesine ulaşmaya çalışan minik Atatürkümüz, tutunduğu dalın kırılmasıyla yere düşer; düştüğü yerde de hareketsiz ve tek başına kalakalır..

Atatürk’ü Selanik’te öylece bırakıp, ondan yoksun olduğundan, bir kurtuluş savaşı verememiş -İstanbul ve Anadolu’nun elde kalan küçük bir bölgesinden ibaret- Osmanlı’ya döneriz..

Yıl 2008’dir, Amerikan Mandası yönetimindeki Osmanlı Devleti, kukla bir hükümet ve padişahın yönetiminde ‘sözde’ bir cumhuriyet olarak varlığını sürdürmektedir..
İstanbul tüm gelişmişliğiyle, başkentliğini aynen korurken; Ankara, geri kalmış bir Anadolu kasabası hüviyetindedir..

Padişah 7. Osman (Ata Demirer), tüm yetkilerini -Amerika’ya rağmen, umarsızca Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan- sadrazama ve onun hükümetine bırakmış; sadrazamın karısıyla sidik yarıştırmak tek meşguliyeti olan, karısı Saliha Sultan (Ruhsar Öcal)’la cebelleşmekte; biricik torunu Arda Mehmet’le ilgilenerek falan, günlerini geçirmektedir..

Memleketin içinde bulunduğu çıkmazın farkında ve daha da kötüye gittiğinin bilincinde bir padişah olan Osman Bey, bir zamanların Devlet-i Ali Osmaniyye’sinin içine düştüğü bu zulmetten dolayı çok üzülmekte; eli-kolu bağlı olduğundan, bir şeyler de yapamamaktadır..

Karısından, AB ve ABD’den dertli olan Padişah, devleti için olmasa da kendisi için iyi gelecek bir şeye soyunur; aşık olur. Osman’ın, restorasyon çalışması için saraya gelen, Sanayi-i Nefise talebelerinden Asude (Vildan Atasever) ile kurduğu bu ilişki, hem kendi özel yaşantısına ve süremediği saltanatına, hem de ülkesine olan bakışını önemli ölçüde değiştirecektir..

Osmanlı Cumhuriyeti 2

Dünyada örnekleriyle çok karşılaştığımız, “Eğer öyle değil de böyle olsaydı” niyetinden yola çıkılarak yazılmış –nasıl derler- distopik senaryosuyla bu ‘tarihi fantazya’ filmi, -yanılmıyorsam- Türk sineması açısından bir ilk olmalı.. Ki sırf bu yönüyle bile Osmanlı Cumhuriyeti, bir değer ifade ediyor..

Kahpe Bizans’tan sonra yönettiği bu ikinci filminde de Gani Müjde, yine tarihten beslenen bir komedi filmine girişmiş.. Yalnız, önemli bir fark var; çok büyük bölümüyle günümüzde geçen, tamamen hayali, trajikomik bir tarihi film!.

“Tarihi film nasıl oluyor da günümüzde geçebiliyor” derseniz, haklı görünebilirsiniz belki ama bence pek haklı olamazsınız..

Senaryo, böyle bir amacın peşinde olmasa da anlattığı mevzudan kaynaklanan ‘gel-git’ li bir algılama yaratarak, seyirciyi kah, günümüzde hala yaşayan Osmanlı Devleti’ne, kah Atatürk öncesi Osmanlı Devleti’ne taşıyıp duruyor..

Filmi izlerken, bu çelişkili halet-i ruhiye -şahsen- benim peşimi hiç bırakmadı; ki bu durum, filmle pek doğrudan ilintili olmayıp, mevcut tarih bilgimizin zihnimizde yarattığı bir nevi yanılgıdan kaynaklanıyordu..

Başka bir gel-giti de filmin, komediden, romantizme, oradan da ağır bir drama geçen, -atmosferik bütünlükten uzak- anlatım tarzında gördüm ki bu tutarsızlığı Gani Müjde’nin reji yetersizliğine yormalı deyu düşünüyorum..

Teknik olarak- padişahlı ya da krallı bir cumhuriyet olamayacağına -en fazla- bir ‘parlamenter monarşi’ olabileceğine göre; Osmanlı Cumhuriyeti, daha adıyla ilk hatasını yapıyor..

Bu ve buna benzer bazı yanlışlar; -özellikle kamera, Osmanlı halkına ya da direnişçilere yöneldiğinde belirginleşen- karikatürümsü tiplerin müsameremsi oyunculuklarıyla şişirilmiş özensiz sahneler göze batıyor..

Yine de, fantezi komedilere uygulandığına öteden beri tanık olduğum ‘evrensel hoşgörüyle’ bunlar görmezlikten gelinirse, filmin genel olarak ‘başarısız’ olmadığı da söylenebilir..

Padişahın kullandığı, birkaç özel mekan çalışması dışında İstanbul eski-yeni tüm mimarisi, taşıtlarıyla falan, aynen kullanılmış.. Bununla, “Ha Türkiye, ha Osmanlı, pek bir şey fark etmeyecekti” demek istendiğini sanmıyorum; belli ki bu tercih, işi en ekonomik yoldan kotarmanın bir yoluydu..

Heybetli görünümü, asil ve vakur duruşuyla, öyle, bildiğimiz son dönem süklüm püklüm olanlardan değil de, tam anlamıyla Yavuz Sultan Selim ya da Fatih Sultan Mehmet misali bir padişah izlenimi veren Ata Demirer, rolünde oldukça başarılıydı.. Hele ‘kanarya ötüşü’ taklidindeki performansı göz kamaştırıcıydı.. Yalnız, o genç görünümüne, dedeliğin hiç yakışmadığını eklemeliyim..

Osmanlı Cumhuriyeti Mustafa’ya Karşı

Osmanlı Cumhuriyeti -tersten de olsa- Mustafa filmiyle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ‘Sıkı’ Atatürkçüler, geçmişte yaptıklarına bakarak, Can Dündar’ın, kendi duygularına paralel -Atatürk’ün kahramanlığının ve devrimlerinin ön planda tutulduğu- bir film yapacağını düşündüler.. Oysa ki Mustafa’yı seyredenler (Tuhaf bi şekilde seyretmeyenler de) bayağı bir hayal kırıklığı yaşadılar..

Osmanlı Cumhuriyeti için de, henüz gösterime girmeden dedikodular almış yürümüş;
Atatürk’ün henüz yedi yaşında, o ‘meşhur’ kargaları kovalarken öldürülmesine, aynı kesimden itirazlar yükselmişti. Ancak gördük ki, Atatürkçü ‘kaleciler’ bu filmle de yine ters köşeye yatırılmış durumda..

Gani Müjde, Mustafa’dan üzülerek ve bağrı yanık çıkan kesimlerin yaralarına -beklenmedik bir şekilde- öyle şifa verici bir merhem sürüyor ki Osmanlı Cumhuriyeti, -bilerek yapıldığına hiç ihtimal vermediğim zamanlamasıyla da- birilerine adeta bir cevap niteliği taşıyor..

Hikayesinin sadece bir fanteziden ibaret olduğunu daha bir ortaya koyan, filmin etkileyici finalini gördükten sonra, insanların sinema salonlarından gözyaşlarıyla ve alkışlarla çıkacağını tahmin etmek hiç de zor değil..