Beni öptüler!

Tatilin kötüsü olmaz derler ama bu hakikaten iyiydi. Bir kere Fethiye çok güzel bir coğrafya. Bilmem hâlâ görmeyen kaldı mı? Zannediyorum benim doğa olarak çok sevdiğim yöreler Marmaris, Antalya, Bodrum, Ayvalık… Saymaya başlayınca anladım ki sevgili okur saymakla bitmeyecek bu iş. Bu sabah döndüğüm apartman dairemin camlarını açarak “Türkiyem Türkiyem cennetim, benim eşsiz milletim” adlı nadide eseri haykırasım geliyor. Sanıyorum dönmek yaramamış. Pencereden bir iki hayt huyt ettim ki alttaki marketen çıkan ihtiyar bir amca kolunu kaldıraraktan “Beştaş, Beştaş !” diye karşılık verdi. Şaka maka Beşiktaşım şampiyon.

Cenk BükerCenk Büker

Şampiyonluk Beşiktaşlılar için tabii ki çok farklı fakat şu aşağıdaki TV klişelerini de birkaç ay duyamayacağız ya, ben ona yanıyorum. Bunlar yalnızca dün akşam rast geldiklerim:

“Lig uzun bir maraton.” Arkadaş maraton 40 km civarı dünyanın her yerinde standart uzunluğa sahip bir koşu. Kısa maraton var mı? 100 metre kısa bir koşu demekle aynı mantık.

“Beşiktaş siyah-beyazlı forma altında mücadele ettiği yıllarda…” Laf ola Briegel bir klişe daha. Beşiktaş her birkaç yılda bir forma rengi mi değiştiriyor ki? Sarı-lacivertli bir forma altında mücadele eden bir Beşiktaş var mı ki?

“Şuradan şunu söylemek istiyorum ki…” En sevdiğim.

tatil

Dönelim tatile. Bizim ailecek yaşadığımız en büyük sarsıntı Animasyon dene hadisede oldu. Olaylar, bir gece yemekte, yan masamızdaki İngiliz aileyle tanışmamızla başladı. Adamım adı Adam’mış. Ben de herife ailenin adı da “Adams Family”mi, “İngilizcen çok güzel nerede öğrendin” falan diye goy goydayım. Bir ara Adam dedi ki, niye amfi tiyatroya geçip animasyona dalmıyoruz. Biz de Adam’a, kardeş biz zaten tatil köyü tipi değiliz, ufaklık rahat etsin, oradan oraya taşınma azalsın diye bir deneyelim dedik. Ayrıca da animasyon denen çocuk zeka düzeyine endeksli bir vaka bize zevk vermez derken tiyatroya gelmiştik bile. Baktım herkes orada, bir deneyelim dedik. Hem antik Anadolu’da da gece herkes buralara toplanmıyor muydu? Lükyalı –evet asıl okunuşu buymuş Likya’nın- bir vatandaş edasıyla süzdüm kitleyi şöyle bir.

Yahu ekip bir güzel hazırlanmış, kostümler bir profesyonel, bir özenli, oyunculuklar öyle şahane ki efendime söyleye söyleye bitirmem mümkün değil. Velhasıl hastası olduk ortamların. Her akşam, sosyetiklerin deyimiyle amfi-teatr’dayız. İşte yazımızın –evet bu artık hepimizin yazısı- başlığında mevzu bahis hadise de işte bu kutsal alanda vuku buldu.

Sahneye birbirinden afet dört kız çıkardılar. Bunlara dediler ki her birinize 20 saniye süre. Bu süre içinde seyirciler arasından öpebildiğiniz kadar çok adam öpeceksiniz. Yanaktan öpmek 5 dudaktan 20 puvan. Kısa bir hesaptan sonra kızlar dudağa vermenin en iyisi olacağını kalem kağıt kullanmadan hesaplayıverdiler.

İşte o yarışma bilgileri açıklanırken hanımla gözgöze geldik. Startın verilmesiyle, puvan peşinde koşturan Helga ve Nataşa’ların benim dudakları perişan edercesine defalarca öpmesine şahit olduk. Kaderde bu da varmış sevgili okur. Sanırım bizim hanım “en arkalara geçmeyelim, bak en ön orta boş, gel buraya oturalım” dediğine gerçekten pişman olmuştu. Kaç erkek eşinin yanında yabancı kızlarla şapırt şupurt diye fütursuzca öpüşebilir ki, söyle kaç erkek sevgili okur?

Bu yazılar da ilginizi çekebilir