“Yazmak bir cehennemdir,” demişti İlhan Berk (tabii bunu hemen her sanat dalı için söyleyebiliriz). Burada ilk olarak yazma ediminin yaşamaya kurduğu tahakküm, yaşamı yazının nesnesi haline getirmenin sıkıntısı söz konusu. Sanatçı hem üretebilmek adına hem de elinden başka bir şey gelmediği için (“Yazmasaydım çıldıracaktım!” – Sait Faik) o tahakkümden kurtulamaz (“İnsan ya yazmayı ya da yaşamayı seçmeli” – J.P.Sartre).

Deniz AKHAN

Cehennemin ikinci boyutu da var, o da üretim sürecinin kendisinden kaynaklanıyor. Her sanatın kendine has zorlukları var elbet, ama sinema gibi (tiyatroyu da aşan) ekip çalışmalarında zorluklar derinleşiyor. Senaryoyu bitirmek başlıbaşına bir dert zaten. Çekimler aşamasında maddi sıkıntılarla boğuşmak, engelleri aşmak ya da o engellere boyun eğmek, bir karmaşanın içerisinde en doğrusuna karar vermek, hele ki insanlarla uğraşmak… Ardından zaman ve bütçe kısıtlamaları altında kurgu ve postprodüksiyon aşamaları… Bir de (mesela Kubrick gibi) mükemmelliyet hastalığının pençesindeki bir yönetmenin halini düşünün.

Az önce söylediklerim “sanat” sineması için daha geçerli görünebilir, ama ticari ya da eğlenceye yönelik, hatta sırf “iş” olsun, kendimizi eğlendirelim diye çekilen filmlerde bile durumun böyle olduğunu kabul etmemiz gerekir. Buna rağmen ekibin bir “eğlence” projesi olarak yaklaştığı, kendini ciddiye almayan filmler, daha doğuştan sahip oldukları enerji ile seyredene keyif verebilirler.

Moral Bozukluğu ve 31 filminin doğuşu bir çekim cehennemine dayanıyor. Evinin önünde koca ekibin sadece tek bir çekim için 14 saat çalıştığını gören Ali Yorgancıoğlu ve arkadaşları “O kadar sürede uzun metraj film çekilir,” diyerek projeye başlıyorlar. Filmin bütün motivasyonu buna dayanıyor, ama ortaya kendi çapında eli yüzü düzgün bir iş çıkıyor ve hatta bu seneki !f Bağımsız Film Festivali’nde gösteriliyor. Film ekibinin en büyük beklentisi filmin çekimiydi zaten, bunu da başardıktan sonra geriye izleyenlerin takdiri kalıyor, ki bu noktada bir başka özelliğe daha sahipler: Filmi internetten ücretsiz bir şekilde indirip izliyorsunuz. Bilgisayarda film izlemekten hoşlanmayan, indirse bile DVD’ye kopyalamakla falan uğraşmak istemeyenleri de düşünüp korsan DVD’cilere filmin temiz kopyalarını ulaştırıyorlar (Türkiye’nin en yaygın dağıtım kanallarından biri ne de olsa).

18 saatte, üç kamerayla, arkadaşlardan oluşan bir ekiple, doğaçlama oyunculuklarla ve en fazla dört tekrarla çekilen sahnelerle tamamlanan filmin konusu basit: Aynı evde yaşayan ve -her ne kadar aksini iddia etseler de- henüz “milli” olmamış iki ev arkadaşı gıcık ve fırlama bir Eros tarafından ziyaret edilir. Onlara emanet ettiği pipilerin sürekli masturbasyonla tatmin edilmesine içerleyen Eros birer kadınla yatmaları için iki kafadara bir hafta süre verir, aksi halde pipiler gidecektir. Kahramanlarımız işin ciddiyetini anlayıncaya kadar süre çoktan başlamıştır…

Film bu kanalda geyik muhabbetleri üzerinden ilerliyor. Ekşi(sözlük) bir sosla asiditesi dengelenmiş bir yemek gibi, ancak bir Kevin Smith filmi beklememek gerek.

Temel odağında yatan cinsellik üzerine laf söyleme gibi bir derdi yok, tamamen bir durum parodisi. Bu nedenle çok çiğ ve anlamsız bulunabilir, ama filmin kendini dürüstçe ciddiye almıyor oluşu bu tür eleştirileri bertaraf etmeli. Bu ciddiyetsizliği en iyi yavaş çekim kovalamaca sahnesinde görebilirsiniz. Kendi çevresinde (Cihangir tayfası), bildiği sularda yüzdüğü için temsiliyet sorunundan da kurtulmuş.

Filmin içeriği ile yapısı da örtüşüyor. Seyirciyi kaale almayan, yönetmenin kendi tatminine yönelik filmler için masturbasyon tabiri kullanılır ya, bu filmde ekibin kendi tatminine yönelik bir film, ama seyirciyi düşünmedikleri söylenemez.

Peki, güldürüyor mu? Eğer ekran karşısında bir buçuk saat vakit geçirmek için büyük beklentiler içinde değilseniz, zamanınızı harcamakta bonkörseniz pişman olmazsınız. Yüzünüzde gülümsemelerin, kıkırdamaların ötesine geçmek istiyorsanız bir iki sahnede aradığınızı bulabilirsiniz. Özellikle kadın tavlamak için taytlar içinde dans kursunda hoplayarak Recep İvedik çeşitlemesi sergilediklerinde kendimi alıkoyamadım.

Filmi internetten indirmek için gerekli bilgilere resmi sitesinden ulaşabilirsiniz:

http://moralbozukluguve31.com/

Moral Bozukluğu ve 31 Yönetmen: Ali Yorgancıoğlu, Gönenç Uyanık, Uluç Ali Kılıç
Senaryo: Ali Yorgancıoğlu, Deniz Alnıtemiz, Kaan Sezgin, Ozan Özcan
Oyuncu: Ozan Özcan, Deniz Alnıtemiz, Erim Özşen, Seçil Akmirza, Reyhan Özdilek, Esra Dermancıoğlu, Altuğ Dayıoğlu, Aslı Yorgancıoğlu, Kaan Sezgin

2009 yapımı, 93 dakika

6 YORUMLAR

  1. bu film bundan on yıl önce çekilmiş olsa, bir anlamı olabilirdi. ama artık dünya (daha doğrusu medya) zıvanadan çıktığı için, internette, televizyonda vs. bu tür işler gırla yapıldığı için, çok da ilginç gelmiyor kulağa. emeğe tabii ki saygı duyulur, o ayrı konu. ama yazınızı okuduğumda, filmi izlemek için içimde en ufak bir istek uyanmadı, çünkü o kadar fazla geyik, boş muhabbet barındıran iş var ki etrafta, artık bunlarla ilgi çekmeye çalışmak havanda su dövmek demek.

  2. Yok artık deve. Sanki Oskar'a aday bir film eleştiriliyor. Kamera, ışık, konu, küfür eleştiriliyor. Filmin adından belli konusu. Recep İvedik filmine benzemekten çok uzak. Recep İvedik karakteri insanlarla dalga geçerek komik olmaya çalışıyor. Kaba hareketlerle mizah yapıyor.

    Ailece oturup izlecek bir film olmadığı az önce yazdığım gibi adından anlaşılır. Bol küfürlü ve geyik bir film. Filmin başında Eros'un "31'mi çekiyorsun sen optiiik" demesi, meditasyon sahnesi, "başımın üstünde …" sahneleri aklımda kalan komik sahneler.

    Yeni film çekerlerse süreyi daha kısa tutsunlar. Zamanla süreyi daha da kısaltırlar. :)

CEVAPLA