
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
9 Tem

![]()
Michael Bay, son dönemlerde aksiyon sinemasının zirvesine oturdu, ama o kadar sığ bir yönetmen ki, hızlı kurgu, bol patlama, gösterişli atraksiyonların ötesine geçemiyor. Bu düşünceye bir tek ben sahip değilim, ama sinemanın “eğlence” tarafına bakan gözler ya farkında değil, ya umursamıyor ya da bu durumu kabullenerek izlemeye devam ediyor. Ben kabullenerek izlemeye devam edenlerdenim; adam bana görsellik satıyor, benim canım kafayı yormadan vakit geçirmek istiyor, o zaman sorun yok, değil mi? Maalesef, hayır.
Hemen hemen bütün filmlerini seyretmiş olarak Michael Bay’in bu içi boş eğlencenin içine üç kuruşluk aklıyla soktuğu şovenist mesajlara alışığım, ama 8 Temmuz gecesi cnbc-e’de Bad Boys II filmini seyrederken sinirlerim bozuldu.

Miami’de geçen maceranın kötü adamı Kübalı bir uyuşturucu kaçakçısı. Tezgahı bozulan Kübalı, kahramanlarımızdan birinin kız kardeşini rehin alarak Küba’ya kaçıyor. FBI, ABD’nin suçlularla pazarlık yapmayacağını söylüyor: Özellikle Kübalı bir suçluyla! Kahramanlarımız kızı kendi başlarına kurtarmaya, diğer polis dostları da yardım etmeye karar veriyorlar. Bu gayrı resmi operasyon için Küba kökenli bir polisin Küba’daki kardeşi lojistik destek sağlıyor. Neden? Bu eleman Küba’da Castro karşıtı bir grubun üyesi, bizim kötü eleman da ABD’de kazandığı uyuşturucu parasını Castro’ya gönderdiği(!) için en büyük düşmanlarından biri.

Castro için pek çok şey söylenebilir, ama uyuşturucu parasıyla beslenen bir devlet başkanı denebilir mi? Kübalı uyuşturucu kaçakçıları ABD’de her boku yedikten sonra memleketlerinde ultra-lüks malikaneler mi yaptırıyorlar? Bir insan bu yalanı nasıl göz göre göre anlatma cesaretini nasıl gösterebiliyor? Biraz düşünelim…
Soğuk Savaş döneminde Amerika dünya düzenini belirlemek için sayısız insanlık suçu işledi. Biz sıradan dünya vatandaşları bu durumun pek farkında değildik. İşin içinde ABD’nin parmağı olduğunu söylerlerdi, bizim de kanaatimiz bu yönde olurdu, ama ortada kesin deliller yoktu; her şey gizli kapaklı halledilirdi. Soğuk Savaş bitti, dünya tek kutuplu oldu, ABD’nin çekineceği pek bir şey kalmadı. Gözümüzün içine bakarak kitle imha silahı yalanını söylediler, Irak’ı işgal ettiler. Sesini çıkaranlar oldu, ama değişen bir şey olmadı. Göz göre göre milyonlarca insan öldü. Bütün dünya durumun farkında, ama bir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz. ABD yalanlarını artık usülen söylüyor, aslında hiç de ihtiyacı yok.

Bu durumda Michael Bay’e neden kızalım? Bu şahin Amerikalı, abilerinden ne gördüyse onu yapıyor. Hatta size daha enteresan bir şey söyleyeyim: Belki de söylediği yalanlara inanıyor!
Kızmayalım mı gerçekten? Eğer açlığı, sefaleti, acıyı gösteren her filmde ağlayıp umarsızca hayatımıza devam ediyorsak kızmayalım. Bütün bunlar karşısında gösterdiğimiz her duygusal tepki vicdanımızı titretip bize insanlığımızı hatırlatmaktan öteye geçmiyorsa kızmayalım. Bu detayların küçüklüğü büyük resmin çirkinliğini görmemizi engelliyorsa kızmayalım.
Havaya kızalım, çünkü çok sıcak…
"Ter ve Sıkıntı: Castro uyuşturucu parasıyla beslenen bir devlet başkanı mı?" için Bir Yanıt
Dünyaya kızalım hala bize yaşama imkarları sunmaya devam ettiği için.
Yorum Yazın