futbol-savasi

“Latin Amerika’da futbol ile siyaset arasındaki sınır çok belirsizdir. Milli takımın yenilgisinden sonra düşen ya da devrilen hükümetlerden bir liste yapsaydık, bu çok uzun bir liste olurdu.” Luis Suarez – Meksikalı bir gazeteci (Futbol Savaşı)

Latin Amerika ülkeleri 1970 Meksika Dünya Kupası’na katılmak için yarışıyordu. Yarışı kazanan El Salvador oluyor ve Meksika’ya gidiyordu. Ama eleme turlarında karşılaştığı Honduras’la yaptığı 4 bin kişinin öldüğü, 12 bin kişinin yaralandığı, elli bin kişinin evini yitirdiği 100 saatlik bir savaşın ardından… Bu şüphesiz tarihin görüp göreceği en büyük futbol faciasıydı.

futbolcu-ninja2 Ege Görgün (Landlord)

Simon Kuper’e teşekkür!

simon_kuper_jpg

İnsan sahip olduğu her bilgiyi gün ışığına çıkartamıyor. Kendini, hissettiği, yaşadığı her şeyi tam olarak ifade edemiyor. O da bunun gibi bir şeydi işte. İçten içe biliyorduk ama dile getiremiyorduk. Görünmüyordu ama elle tutulabilecekmiş kadar yoğundu. Bir ömür boyu dilimizin ucuna gelen, ama bir türlü ağzımızın dışına taşınıp cisimleşemeyen bir cümleydi o. Anlatmak isteyip de becerip anlatamadığımızı bir çırpıda ifade edecekti. Bir nevi Zümrüdü Anka’ydı. Kaf Dağı’nın ardındaki Tek Boynuz’du. Bir gün Simon Kuper diye kahraman bir prens çıkageldi. Dile getirmeyi başardı bu cümleyi. Ve vücut bulan cümle bize ve herkese bir anda görünür oldu;

“Futbol asla sadece futbol değildir.”

Futbolu ve onun insanlar için ne ifade ettiğini tek bir cümleyle anlatmak imkansız. Binlerce cümleye ihtiyacımız var bu işin altından kalkmak için. Ama Simon Kuper en azından binlerce satırlık bir anlatının ilk cümlesini vermiş oldu bizlere. Başlamak için ihtiyacımız olanı. En zoru, en korkulanı başı değil midir her işin? Öyleyse teşekkürler Simon Kuper!

Güney Amerika’da futbol olmak

futbol-savasi7

Futbol hakkında bu cümleyle başlayan yüzlerce metin oluşturulabilir. Bunların çoğu da bu ilk cümlesi dışında birbirinden oldukça farklı olacaktır belki de. Çünkü futbol her insana, her coğrafyaya, her kültüre farklı şeyler ifade etmektedir. İngilizlerin futboldan anladığıyla, Brezilyalıların anladığı aynı şey değildir. İşçi sınıfı için farklı bir anlamı vardır futbolun, burjuvazi için farklı. Kimisi için spordur, kimisi için namus meselesi. Bazısı faşizme alet eder futbolu, bazısı para kazanmaya. Oynayanlar, oynatanlar, seyredenler değiştikçe, futbolun anlamı da değişir. Güney Amerika’yı ele alın misal. Burada futbol, şartlar da elverişliyse, bir savaş nedenidir. Futbol Savaşı adlı kitabında Ryszard Kapuscinski’nin naklettiği bir olay onların futbolla ilişkisini çok iyi anlatıyor.

Meksika’nın Belçika’yı 1-0 yendiği önemli bir maç sonrası Chilpancigo’daki yüksek güvenlikli hapishanenin müdürü Augusto Mariaga sevinçten çılgına döner. “Viva Meksika!” çığlıkları atarak havaya ateş etmeye başlar. Sonra bununla da yetinmez hücre kapılarını teker teker açıp ağır suçtan hükümlü 142 tehlikeli mahkumu serbest bırakır. Bu hareketi üstüne ne ceza alır peki? Almaz. Beraat eder. Çıkarıldığı mahkeme onun “yurtseverce bir heyecanla hareket ettiğine” kanaat getirmiştir çünkü! Başka bir şey anlatmaya gerek var mı bunun üstüne!

1970 Meksika Dünya Kupası

1970 dunya kupa

1970 Kupası’nın en büyük özelliği Meksika’da kupayı daha önce iki kez kazanmış olan üç takımın – Uruguay, İtalya ve Brezilya – yer alıyor olmasıydı. Bu üç takımın da amacı bir kez daha şampiyon olmak ve 1930’dan beri Dünya Kupası görevi gören Jules Rimet Kupası’nı sonsuza dek müzelerine götürmekti. (1930-1970 yılları arasında takımlara verilen kupaya Dünya Kupası fikrinin babası olarak tanınan Jules Rimet’in adı verilmişti. Bu çalınan, daha sonra bir köpek tarafından bulunan meşhur kupaydı.) Bunu başaran takım ise finalde Katenaçyocu İtalyanları 4-1 gibi farklı bir skorla deviren Pele’li, Jairzinho’lu Brezilya oldu.

Meksika 70’i hatırlanabilir kılan ne yazık ki yalnızca Dünya Kupası tarihine geçen bu değerli anekdotlar değil. Eleme gruplarında mücadele eden iki küçük Latin Amerika ülkesinin arasında yaşananlar Meksika 70’e damgasını vuran bir diğer önemli olaydı.

Futbol maksadını aşıyor!

futbol-savasi2

Meksika’da yapılacak Dünya Kupası’na katılmak isteyen Orta Amerika, Kuzey Amerika ve Karayipler takımları arasındaki ilk eleme turu maçları dört ayrı grup halinde başladı. Honduras ve El Salvador ayrı gruplarda yer alıyordu. Her iki takım da 1968 yılında yaptıkları maçlar neticesinde üçer takımlık gruplarının birincisi olmayı başararak yarı final maçlarını oynamaya hak kazandılar. Yarı final grubunda onların dışında kendi gruplarının birincisi olan Haiti ve ABD vardı. İki maçlık eleme usulüne göre yapılan maçlarda Haiti, ABD’yi her iki maçta da yenerek elemeyi başardı. Sıra gelmişti Honduras- El Salvador arasında yapılacak maçlara. Herkesin bu maçlardan çıkacak sonuçlarla ilgili bir fikri vardı ama bu maçlardan bir savaş çıkacağı kimsenin aklına gelmiyordu.

İlk maç: 8 Haziran 1969

futbol-savasi5

İlk maç Honduras’ın başkenti Tegucipalda’da yapıldı. Maç Pazar günüydü. El Salvadorlular Honduras’a cumartesiden gelmişler ve otele yerleşmişlerdi. Honduras tarafı psikolojik savaş için hazırdı. Honduraslı taraftarlar o gece sabaha kadar El Salvadorlu oyuncuları uyutmamak için ellerinden geleni yaptılar. Otelin çevresi insan kaynıyordu. Pencerelere taş atıyorlar, ellerinde sopalarla teneke kutulara vurup, ardı arkası kesilmeden fişek ve çatapat patlatıp, araba kornalarına basıp elden geldiğince gürültü çıkarıyorlardı. Hiçbir şey yapamayanlar düşmanca sloganlar haykırarak katılıyorlardı bu savaşa.

Bütün geceyi uykusuz geçirmiş, sinirleri laçka olmuş El Salvadorlu futbolcular Pazar günü sahaya çıktıklarında yine de ellerinden geleni yaptılar. Gol atamasalar da, son dakikaya kadar gol yememeyi başardılar. Ama Yılmaz Vural daha iyi bilir ya (!), hakem bitiş düdüğünü çalmadan maç bitmez. Ve Roberto Corduna da hakemin elini kaldırıp düdük çalmasına fırsat vermeden son anda bir gol atar ve Honduras El Salvador’u 1-0 yenmeyi başarır.

futbol-savasi4

Sayıları fazla olmasa da, kadınlar da futbola gönül verebiliyorlar. (basında ve görsel medyada sayılarının çok olması sizi aldatmasın, o “illa da kadın yüzü olsun sayfada” anlayışını basına sokan her daim abaza metroseksüel patronların bir kıyağıdır bize! Bir futbol kitabı yazıp beni her zaman utandırma imkanları var tabi! Buyursunlar kullansınlar bu imkanı!) On sekiz yaşındaki Amelia Bolanias da onlardan biridir. Futbola, ülkesinin takımına canına kıyacak kadar bağlıdır. Roberto Corduna golü attığında hızla ayağa kalkar, babasının çekmecede duran silahını kapar ve tam kalbinin üstüne bir kurşun sıkar. Ertesi gün El Salvador gazetelerinde manşetlerdedir. “Genç kız, vatanının yıkılışını görmeye tahammül edemedi!”

Amelia Bolanias’ın cenaze töreni milli ve askeri bir törene dönüşür. Binlerce insan televizyondan naklen yayınlanan cenazeye katılır. Bu binlerce kişinin arasında Başbakan, tüm bakanlar, El Salvador milli takımının futbolcuları da vardır. Bayrağa sarılı tabutun önünde bayrak taşıyan bir askeri muhafız bölüğü gitmektedir. Bir hafta sonra yapılacak maçın nasıl bir atmosferde geçeceğinin habercisidir tüm bunlar. Halk, basın ve hükümet tarafından açıkça galeyana getirilmektedir. Bu, hem milliyetçilik duygularını pekiştirmesi yönünden, hem de hükümetin iktidarını uzunca bir süreliğine daha devam ettirmesini garantiyi alması yönünden önemlidir. Suni gündemler, ne olup bittiğini televizyondan takip eden toplumlarda her zaman siyasetin ve ekonominin iktidarında olanların yararınadır çünkü ve tabii bu durumdan çıkar sağlayacak akbaba mizaçlı yabancı güç odaklarının! (Bir gönderme mi var burada acaba?)

İkinci maç: 15 Haziran 1969

futbol-savasi6El Salvador işte bu duygu ve düşünceler içinde hazırlanıyordu bir hafta sonraki rövanş maçına. Maç başkent San Salvador’daki Flora Blanca Stadyumu’nda yapılacaktı. Hangi akla hizmetse, Honduras da ülkeye bir gün önceden geldi. Oysa sınır komşusuna pekala maçtan kısa bir süre önce gelebilirdi. Bu noktada komplo teorileri üretmeye başlıyor insan ister istemez. Amelia Bolanias’ın ölümü bile kendi amaçlarına hizmet etmesi için kurgulanmış bir olay mıydı sorusu bile geliyor akla! Sıradan bir cinayete ya da intihara bambaşka bir senaryo mu yazılmıştı? İki ülke arasındaki gerilimin bu maçlarla başlamadığı bilenler içinse bu iddiaların bir komplo teorisinden ibaret olmadığına inanmak çok daha kolay.

Honduraslılar, tıpkı El Salvadorlular gibi geceyi bir otelde geçirdi. Belki de başlarına benzer şeylerin geleceğini tahmin ediyorlardı, pek çok şeye hazırlıklıydılar. Ama bu kadarına değil!

El Salvadorlu fanatikler neredeyse otelin tüm camlarına aşağı indirdiler. Kırılan camlardan içeri çürük yumurtalar, fare ölülüleri, leş gibi kokan paçavralar atıyorlardı. Honduraslılar uykularından daha mühim şeylerinin, canlarını tehlikede olduğunu anlamışlardı. Bu ruh haliyle geçirilen gecenin sabahında Honduraslı futbolcular geceyi sağ salim atlatsalar da maçın oynanacağı stadyuma giderken yolda linç edileceklerine emindiler. Neyse ki onları götürmek için El Salvador Birinci Mekanize Birliğine ait zırhlı araçlar geldi. Futbol şehidi, ulusal kahraman Amelia Bolanios’un posterlerini elinde taşıyan binlerce öfkeli insanın doldurduğu caddelerden bu sayede zarar görmeden geçerek stada ulaştılar. Stat bir askeri üsse dönmüştü. Stat çevresi tamamen kuşatılmış, oyun alanının çevresi ise makineli tüfek taşıyan milli muhafızlar tarafından sarılmıştı. Adet yerini bulsun diye Honduras milli marşı çalınmıştı ama kimse bir şey duyamamıştı. Stadı dolduran seyircilerin küfürleri, tezahüratları, haykırışları milli marşı bastırmıştı. Ama en büyük darbe sona saklanmıştı. Honduras bayrağı indirildi ve binlerce seyircinin gözü önünde yakıldı. Direğe bayrak yerine kirli bir bez parçası çekildi. El Salvadorlular keyiften ve mutluluktan çılgına dönmüştü. Takımlarının maçı 3-0 kazanması bile onları belki bu kadar memnun etmemişti. Honduraslı futbolcular ve teknik adamlar da mutluydular. Canlarını kurtarmışlardı. Onların duygularına antrenör Mario Griffin tercüman oluyordu: “Kaybettiğimiz için çok şanslıyız.”

Bu maçı seyretmeye gelen -yine ne akla hizmetse- Honduraslı taraftarlar ise futbolcuları kadar şanslı değillerdi. Tekme tokatlarla sınırdışı edilen bu topluluktan 2 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Honduraslılara ait yüz elli araç yakıldı. Tüm bunlar bir iki saat içinde yaşandı. Ardından iki ülkenin sınırı kapatıldı. Honduras’ta ise El Salvadorluların mekanlarına saldırılar başlamıştı. Bazı olaylar ölümle sonuçlandı.

Son maç: 26 Haziran 1969

futbol-savasi3

İki takımın da birer galibiyeti olduğu için Meksika’ya kimin gideceği ise hala belli olmamıştı. Tarafsız sahada oynanacak üçüncü bir maç bu hikayenin sonunu belirleyecekti, en azından öyle umut ediliyordu. 26 Haziran günü iki takım Meksika’da buluştu. Honduraslılar stadın bir tarafına, El Salvadorlular diğer tarafına oturtuldu. Aralarında ise iri tahta coplarını hazır tutan 5 bin Meksikalı polis vardı. Bir yıl sonra yine burada oynanacak Dünya Kupası maçları için Meksika’ya gelme hakkını kazanan, rakibini 3-2 yenen El Salvador oldu. El Salvador Dünya Kupası’nda birinci grupta yer aldı. 1970’in Haziran ayının ilk günlerinde yaptığı maçlarda Belçika’ya 3-0, Rusya’ya 2-0 ve Meksika’ya ise 4-0 yenilerek 0 puan ve 0 golle grubunu son sırada tamamladı. El Salvador’un Meksika’ya geliş hikayesi bu kadar geniş ölçekliyken kupada aldığı neticenin bir A4’ü doldurmayacak ebatta olması da, kaderin o kendine has şakacılığına delalet değilse, neydi?

Ve savaş: 14 Temmuz 1969

futbol-savasi9
İlk maçın üstünden bir aydan fazla bir süre geçti. Bu süre boynca iki ülke arasındaki gerilimi gittikçe tırmandı. El Salvador uçağı maçın oynandığı Tegucigalpo şehrinin ortasına bir bomba bıraktığında takvimler 14 Temmuz’u gösteriyordu. Aynı akıbeti üç şehir daha paylaşmıştı. Patlamanın yarattığı müthiş panik dalgasının ardından şehirler karanlığa gömüldü. Savaş başlamıştı, dolayısıyla karartma da. El Salvador’un ikinci hamlesi sınır boyunca yığınak yapmak ve Honduras’ın içlerine doğru ilerlemek oldu. Honduras’a göre daha büyük ve iyi silahlanmış bir orduya sahip olan El Salvador başlangıçta kayda değer gelişmeler kaydetti. Sekiz kilometre kadar Honduras’ın içine girmeyi başardılar. Ama bu ilerleme çok geçmeden yavaşlayıp durdu. El Salvador ordusu benzin ve cephane sıkıntısı çekmeye başlamıştı. Çünkü Honduras Hava Kuvvetleri El Salvador’un petrol rezervlerinin bulunduğu tesisleri bombalamıştı. Ta.i bunun yanında pek çok başka sanayi tesisini ve stratejik noktayı daha…

Karada çatışmalar sınır bölgelerinde tüm hızıyla devam etti. Araya başta OAS (Organization of American States) olmak üzere giren uluslararası örgütler iki ülkeyi ateşkes anlaşması imzalamaya ancak dört gün sonra (18 Temmuz) ikna edebildiler. Ama çatışmalar yine de 20 Temmuz’a kadar sürdü.

Savaş bitiyor bitmesine de…

futbol-savasi8Altı gün süren savaşın sonunda şöyle bir tablo çıktı ortaya: 2 bini sivil olmak üzere toplam 4 bin kişi öldü. 100 bin kişi yaralandı ve 50 bin kişi evinden, toprağından oldu. Sonrasında 60 bin ile 130 bin arası sayıdaki El Salvadorlu daha göçmen olarak yaşadıkları Honduras’tan sürüldü. El Salvador, savaşın öncesinde ve sonrasında evlerine dönen yurttaşlarının ihtiyaçlarını karşılayamadığı için kendini bir krizin içinde buldu. Bu durum yakın gelecekte El Salvador’u kasıp kavuracak iç savaşın da en önemli sebebiydi. İki ülkenin ekonomisine ciddi biçimde zarar veren bir diğer şey sınırın kapatılması ve aralarındaki karşılıklı ticaretin tamamen durmasıydı.

Savaşın asıl sebebi

Honduras ve El Salvador arasında gerçekleşen bu savaş tarihe Futbol Savaşı olarak geçmiş olsa da, yukarıda da ipuçlarını verdiğimiz gibi, bu görüntü bir illüzyondan ibaretti. Siyaset bilime meraklı herhangi biri, iki sınır komşusu ülke arasında ve kendi içlerinde yaşananları ayrıntısıyla bilse bu savaşın işaretlerinin meşhur futbol maçlarından çok daha önce belirdiğini görebilecektir.

Orta Amerika’nın en küçük ülkesi olan El Salvador kilometrekare başına düşen 160’dan fazla kişiyle dünyanın en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerinden biriydi. Bu rakam gün geçtikçe gittikçe artıyordu çünkü El Salvador topraklarının büyük bölümü yalnızca on dört aileye (klana) aitti. Nüfusun yüzde 65’inin hiçbir şeyi yokken, bu aileye mensup 1000 kişi neredeyse tüm El Salvador’a sahipti. (İç Savaş sonrası bazı yeni düzenlemeler yapıldı.) Bu durumda hiçbir şeyi olmayan köylüler yıllarca Honduras’a genellikle yasal olmayan yollarla göç etmişlerdi. Tarıma açılmamış geniş arazilere ve az bir nüfusa sahip Honduras bu durumu uzun bir süre görmezden geldi. Ama El Salvadorluların sayısı 300 bine ulaştığında ve Honduraslılar hükümetten toprak talebinde bulunduğunda sorunlar baş göstermeye başladı. Honduras’da gerçekten de işler hiç de iyi gitmiyordu. Ekonomik bunalım, grevler, protestolar Başkan Lopez Arellano’yu köşeye sıkıştırmıştı. Hükümetin ilk aklına gelen halka hoş görünmek için El Salvador göçmenlerinin topraklarını yeniden paylaştırmaktı. Başkan Lopez Arellano için El Salvadorlular kurtuluş yolundaki ideal günah keçisileriydi. Bu şu anlama geliyordu: 300 bin El Salvadorlu ellerinde hiçbir şey olmadan ülkelerine dönecekti. (1969) El Salvador’un bu durumun altından kalkacak gücü yoktu. İki ülke arasındaki gerginlik böylece tırmanmaya başladı. Gazeteler aracılığıyla birbirine sataşmalar, kara çalmalar gırla gitti. İki takım arasında yapılan futbol maçları bu şişmiş gerginliği patlatan bir iğne vazifesini görmüştü sadece. Kısaca ünlü Futbol Savaşı’nın sebebi aslında futbol değil, ekonomik dengesizliklerdi.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA