O sabah uyandım. Her zamankinden farklı olarak odamda değil bir hastane koğuşunda. Boynumu çevirmeye çalıştığımda duyduğum acı hareketimi tamamlamama izin vermedi ama kulağıma gelen seslerden yalnız olmadığımı anlamıştım. Birkaç dakika sonra gelen beyaz formalı doktor gözkapaklarımın içine baktı ve onun yardımcısı olduğunu sandığım hemşireye birtakım Latince isimler sıraladı. Odadan hızla çıkan hemşire az sonra elinde bir şırınga ile çıkageldi. Sağ kolumda hissettiğim acı ile uykuya dalmam bir oldu.

Bu böyle ne kadar sürdü bilmiyorum. Günlerce belki aylarca. Bildiğim tek şey, beni o kokunun hayatta tuttuğu. Kızım Nina’nın kokusu. Sonradan doktorumun söylediğine göre, her sabah geldiğinde ilkin beni öper ardından başucumda duran mor renkli çiçeklere su vermeyi unutmazmış. O çiçeklerin kokusunu da anımsıyorum rüyalarımdan. Hatırlamadığım beni bu yatağa mahkûm eden şey. En son Alexandroupolis’deki o barın bir taburesine oturmuş, garson kızla sohbet ediyordum. Ondan sonrası karanlık. Karşımda duran saate bakılırsa şu an işte olmam lazım ama ben buradayım.

Bu sabah yine aynı doktor ve hemşire kontrole geldiler. Bu sefer vücuduma o ilacı enjekte etmediler. Kendimi daha iyi hissediyorum. Bana ne olduğunu sorduğumda, doktor komodinin üzerinde duran gazeteyi bana doğru uzattı. Alexandroupolis’deki patlamanın ardındaki isimlerin yakalandığı yazıyordu gazetede. Nina’yı sordum. Biraz sonra burada olacağını söyledi hemşire. O sırada doktor müsaade isteyip, telaşlı adımlarla uzaklaşmıştı. Nina geldiğinde daha önce fark etmediğim bir gülümseme vardı yüzünde. İnsan bazı şeylerin değerini, kaybetmeden anlayamıyor. Fakat benim kaybetmeye alışmam gerek artık. Yaklaşık on yıl kadar önce, halen çalıştığım nükleer araştırma merkezindeki bir deney sonucunda, insan bedenini iki kat daha dayanıklı hale getiren bir formül üzerinde başarılı oldum. Dolayısıyla bu, insanın ömrünü iki katına çıkması demek. Yardımcım Mike ile benim ölünceye kadar saklamamız gereken büyük bir sır. Formülün kötü niyetli kişilerin eline geçtiğini düşünemiyorum bile. Mike, Krakozhia Devlet Enstitüsünde göreve başladığım ilk yıllardan itibaren çalıştığım yardımcım. Mikrobiyoloji alanında bir deha, fakat biraz fazla haşarı. Nina ile aralarında bir şey olduğundan şüpheleniyorum. Mike iyi biri fakat kızıma uygun biri olmadığını düşünüyorum. İkisi çok farklı insanlar. Formülü üzerimde denediğimi Mike’ye söylememiştim. Sanıyorum artık farkındadır her şeyin. Yaklaşık yirmiye yakın kişinin parçalanarak öldüğü bir patlamadan sadece benim kurtulmam tesadüf olmasa gerek.

Nina ile henüz hasret bile giderememiştik ki, telefonu çaldı. Yüzünün aldığı şekilden telefondakinin Mike olduğu belliydi. Benim sağlığım hakkında yapılan kısa bir görüşmeden sonra Nina, Mike’ın ziyaret isteğini kabul etti. Ne hakkında görüşeceği açıktı. Nina’yı isteyecek değildi ya, tabii ki formülü deneyip denemediğimi soracaktı. Birden telaşlandım. Kaçmayı düşündüm fakat burası Krakozhia devletinin en büyük askeri bir hastanelerinden biri. Eğer ben formülü kullandıysam bunu düşünmem saçma. İstesem Nina’yı kucaklayıp duvarı parçalar ve soluğu caddede alırım. Fakat bunu yapabilir miyim bilmiyorum. Nina’nın yatağın kenarında duran eline dokundum. Bir demir parçası kadar soğuk. Dışarısı soğuk olmalı acaba hangi aydayız? Nina’nın yüzüne baktım, beni fark etmedi. Zemine odaklanan zihninden neler geçiyor çok merak ediyorum. Sanki ben yok muşum gibi davranıyor.

Kapıda Mike görününce, hızla yerinden fırlayan Nina, kendini onun kollarına attı. Benim karşımda daha önce hiç böyle bir şey yapmaya cesaret edememişlerdi oysa. Yatalak olmamdan aldıkları güçten olsa gerek bunu yapabildiler. Mike’in ardından odaya giren doktor nezaretindeki iki hastabakıcı buraya doğru seğirttiler. Ellerindekine dikkat edince beyaz bir ceset torbası oluğunun anlaşılmamasının imkânı yok. Sanıyorum yan ranzadaki ihtiyar mortu çekmiş olmadı. Zaten geceler boyu çıkardığı hırıltılardan ve öksürmelerinden gına gelmişti. Eğer tin diye bir şey varsa acı çekmeye devam ediyor olmalı cehennemin patikalarında. Tadını çıkar ihtiyar çünkü süreklilik arz eden mutluluk kadar sıkıcı bir şey yoktur bunu unutma! Fakat yandaki ihtiyar biraz önce haplarını alıp öğle uykusuna dalmamış mıydı? Demek ki bu velvele onun için değil.

Hasta bakıcıların konuşmalarına bakılırsa yatağımı boşaltmak zorundaymışım. Şu an onlarla konuşup bunun sebebini sormayı o kadar çok isterdim ki. Başımdan ve ayaklarımdan tutan hastabakıcıların yüzlerindeki ifade çok garip. Hiç yatağı değiştirilen bir hastaya gösterilen muamele değil bu. Ne sanıyor bu insanlar kendilerini acaba? Ülkenin en büyük bilim adamlarından biriyim ben! Bir kum torbası gibi tutup hayli soğuk olan küp şeklindeki bir odaya çıkardıktan sonra hastabakıcılardan biri üzerimdekileri çıkarmaya koyuldu. Sanıyorum banyo zamanı. Onca zaman bir yatağa bağlı kalan bir adam için temiz bile sayılabilir bu beden. Nina benimle bu süre içinde ilgilenmiş olmalı. Diğer hasta bakıcı kapının ağzında evraklarla bekliyor. Birazdan koridorda yankılanan ayak seslerini ve konuşmaları duyuyorum. Sanıyorum bu doktorumun sesi. Kapıda hasta bakıcı ile merhabalaşan doktorla birlikte içeri iki adam daha giriyor. Resmi giyimli adamlar bunlar, yakalarındaki armalara bakılırsa dedektif olmalılar. Doktor, “Ölüm raporu düzenlendi amirim” dedi ve elindeki dosyayı az önce gelenlerden birine uzattı. Ardından başucumda duran üç kişi birlikte dışarıya çıktı. Kapı önünde bekleyen hasta bakıcılar ellerindeki evrakları doktora teslim ederek içeri girdiler. Yine aynı şekilde –biri başımdan diğeri ayaklarımdan tutmak suretiyle- beni kaldırıp yan yataktaki ceset torbasının içine bıraktılar ve fermuarı çekip yanımdan uzaklaştılar. Artık karanlık.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA