“Karımı sen öldürdün.”

Martin’in duruma hakim, kararını vermişlere has sert ve kıpırtısız yüz hatları içine taş düşmüş bir su yüzeyi gibi kırıştı. Sol elinde karnıma çevrik Glock 17 tutuyor olmasına rağmen gözlerinde bir acz hali belirmişti. Öfkeyle sarmallı olarak.

“Sen bunu…”

Tommy Bell adasının doğusundaki bembeyaz kumsaldaydık. Üç metre arayla karşılıklı durmaktaydık. Martin’in sırtı denize dönüktü. Mavinin ve yeşilin çeşitli katmanlarıyla yüklü koskoca bir okyanus ufkunu görmekteydim. Bu kadar enginlikte bu denli küçük emellerin cirit atması garip bir tecelli. Martin beni buraya sudan bir bahaneyle getirmişti. Amacı bu ıssız yerde işimi bitirmek ve bedenimi yumuşak toprağın koynuna gömmekti. Birlikte geldiğimiz cibin arka kısmında toprağı kazmak için gerekli gereçler durmaktaydı. Sorduğumda buradan egzotik bitkiler yetiştirdiği bahçesine gideceğini söylemişti.

“Üst Blok’la engel duvarı kurdun, ama sökmedi değil mi?”

Yüz ifadesi öfke ve şaşkınlıkla dolup taşmaktaydı. Tabancanın tetiğine değen parmağının metal dile yaptığı basıncın arttığı saniyeler geçti. Tetiği çekmesinde benim için bir mahzur yoktu, ama insanız sonuçta. Zaaf noktalarımız ortak. Bana hikayemi anlatma fırsatı verirse yüz ifadesinin alacağı en yeni şekli merak etmekteydim.

“Bunu nasıl bilebilirsin?”

Onun merakı da kaçınılmaz olarak bana denkti neyse ki.

“Poe’nun bir öyküsü vardır,” dedim. “Bir asılzade karnaval sırasında kimseye belli etmeden bir düşmana konağının mahzenine gelmesi için ona tuzak kurar. Sonra onu mahzende kuytu bir yere bağlar ve önüne duvar örerek karanlıkta yanlız bırakır. O duvar çoktan örüldü.

Tabancanın namlusu sabırsızca göbeğimle göğsüm arasında gitti geldi. “Öyküyü bırak şimdi. Sadede gel.”

Kendine güvensizlikle bezeli öfkeli yüz ifadesi bana başka ünlü bir öyküyü çağrıştırmıştı, ama sıcak bir kurşunla çarpışmamak için bunu anlatmayı bir başka hayata erteledim ve “Üst bloğu güveler yedi,” dedim.

Martin inanmaz bakışlarla beni süzdü. “Nasıl yani?”

“Ben ve en üst düzeyden 23 yetenekli durugörücü Üst Blok’u tabiri caizse kırdık. Eleğe çevirdik. Makarna süzgeci gibi oldu. Eylemimize ait bilgileri söktük içinden.”

Şüphenin kendine güven sathını sülfirik asit gibi kemirdiğini hissetmek ne hoştu. Ölmesine en iyi şartlarda on beş, yirmi dakika kalmış birine bunu çok görmeyin lütfen.

“Buna… Buna hakkınız yok.”
“Hak lafı biraz abartılı senin ağzında.” Dedim. “Esas merak ettiğin şey neden bu gerçeği bildiğim halde intikam almadığım. Gücümü kullanarak seni pekâlâ tongaya bastırabilirdim öyle değil mi? Üç yıl az zaman değil.”

Martin belli belirsiz içini çekerek başıyla onayladı.

“İntikamımı aldım. Bundan hiç kuşkun olmasın. Tahakkuku biraz zaman aldı sadece. İntikam soğuk yenmesi gerekli bir yemektir derler malum. Buna da uydu.”

Martin’in sahilde saklanması muhtemel suç ortaklarımı arayan bakışlarını görmek beni tebessüm ettirmişti. Onu tahrik etmemek için bunu içimden yaptım. Çünkü en sonuncu yüz ifadesini mutlaka görmek istemekteydim. Dedim ya, zaaf noktaları bol olan yaratıklarız.

“Anlat dinliyorum.”

Sesine yüklediği alaycı güven tonunda inandırıcılık yükü bayağı azdı. Kontrol edemedikleri bir kumpasın kokusunu almıştı. O da beni vurmadan önce bunu mutlaka duymak istemekteydi. Harika bir denge oluşmuştu aramızda.

“Karımı ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Onu kaybetmekten nasıl yıkıldığımı da. Yanlız her şey sen karımı öldürmeden önce başlamıştı. Karımı Üst Blok’la ilgili bazı doneler elde ettiği vehmiyle öldürdün. Senin gibi B kategorisinden olduğu için istemeden birkaç sızıntı yapmıştı. Cinayete çok başarılı bir şekilde kaza süsü verdin. Astımı vardı. İyi yüzme bilmezdi, ama sandal gezilerini çok severdi. Alabora olmuş bir sandal ve panikle suyun içinde çırpınırken gelen astım krizi. Benim için çok zor bir seçim yapmıştım Martin. Karımı öldüreceğini biliyordum. Saatler önce. Çok ustaca sakladınız, ama… sökmedi. Kadınımın ölümünü engelleyemezdim. O zaman benim Üst Blok’tan haberdar olduğum ortaya çıkardı. O sabah… Ona uzun uzun sarıldım. Kokusunu içime çektim. Evden çıktıktan sonra hıçkıra hıçkıra ağladım. 23 dostum beni teseli etmek için çırpındılar. Onlar da çok üzgündüler, ama ana planı kesintiye uğratmamak için feda etttiğimiz bir candı. Cesedini bulduğumdaki üzüntülü hallerim saatler önce provasını yaptığım bir duygu boşalımıydı. Aradan üç yıl geçti, ama hâlâ dün gibi aklımda onu ölüme uğurladığım an.”

“Kimse Üst Blok’u alt edemez.”

Martin’in Üst Blok’a sınırsız güvenindeki ilk büyük çatlağı görmek çok hoştu.

“Artık bundan emin değilsin,” dedim.

“Devam et peki. Kim bu 23 kişi.”

“Birkaçını sayayım,” dedim. “Bu adadan başlayayım. Michael, Serap, Nick, Kim, Angelica ve ben. Altı üst düzey Gece Kartalı.”

“Atıyorsun. Yalancı herif… Bu imkânsız. Yalan…”

Martin’in yüzü allak bullaktı. Farkında olmadan tabancanın namlusu iyice alçalmıştı. Nick Gorad, Üst Blok’un başıydı. Martin’in patronuydu. İnanmakta güçlük çekmesi normaldi yani.

Elimle sol tarafımda on metre kadar ileride duran sarı boyalı metal direği işaret ettim.

“Sorabilirsin istersen. Aramanı bekliyor.”

Martin elindeki tabancayı ilk kez görüyormuş gibi baktı. Başını üstüne sinek konmuş bir sığır gibi iki yana oynattı ve sonra namluyu isteksizce mideme çevirdi.

“Git konuş Nick’le,” dedim. “Burada bekleyeceğim seni. Yalnız çabuk ol. Zaman sandığından dar.”

Martin’in kararsızlığı kısa sürdü. Kaçmaya yeltenmeyeceğimi, işin içinde alengirli bir numara olduğunu sezmişti.

Tabancayı belindeki kemere iliştirdi. Sol elini bana doğru uzattı. Kahverengi gözleri nefret ve çaresizlikle yanmaktaydı. Söyleyeceği şeyden vazgeçmişti. Sarı haberleşme direğine doğru yürüdü. Yolu ortaladığında dönüp arkasına baktı. Aynı yerde kıpırtısız durduğumu görünce adımlarını hızlandırdı.
Öğleden sonrasının dördüydü. Mavi gökyüzü, ılık rüzgar ve çıldırmış bir mavi yeşil işbirlikteliğinin sonsuz bir siesta yaşamı vaadetmekteydi, ama ne yazık ki, bu durum biraz sonra değişecekti. Hem de kökünden bir yenilenmeyle.

Ben bir Gece Kartalı’yım. Bir durugörü uzmanıyım. A kategorisindenim. Martin, karım gibi B kategorisinden. 8 yıldır Okyanusya’da, Avusturalya’nın doğu kıyılarından 200 kilometre uzaktaki Tommy Bell adlı bir atol adasında yaşamaktayım. Daha önce Barselona’da peynir ve şarap satttığım bir dükkânım vardı. Babam kendini emekliye ayırınca ondan devralmıştım. Annem gibi bende de durugörü yeteneği vardı. Benimki çok güçlüydü. İnsanların düşüncelerini sezebiliyor ve yakın gelecek tahminlerinde çoğunlukla yanılmaz tahminlerde bulunabiliyordum. Yaşadığım şehirdeki birçok kumarhaneye girmem yasaktı. Rulette kırmızı mı, siyah mı geleceğini yüzde seksen oranında doğru tahmin edebilmekteydim. Gangsterler tarafından tehdit edilmiştim. Keşfedildiğimde 27 yaşındaydım. Beni bulanlar bana iki seçenek vermişti. 20 yıl boyunca ayda 30.000 $ maaşla Durugörü Ahalisi denen teşkilata katılacak, ya da ailem çok yakında biricik oğullarını aile mezarlığındaki boş yerlerden birine defnedecekti. Tabii o da cesedim bulunursa. Yetim sayesinde şaka yapmadıklarını çok iyi bilmekteydim. Bir buçuk yıldırn çalıştırdığım dükkânı yeğenim Carlo’ya devredip Durugörü Ahalisi’ne katıldım.

İki yıl boyunca çeşitli ülkelerde kurulmuş kampuslarda kendi benzerdaşlarımla birlikte oldum. Dünyanın her yerinden gelen durugörü erbabıyla kurslar takip ettik. Yetenek artırma ve güç odaklama sınavlarını başarıyla geçtim. Memorocortizol, Tryptamines ve Ayahuasca cinsinden yetenek artırıcı kimyasallara en iyi tepki verenlerden biriydim. Değişken manyetik alanlara da öyle. Benim gibi A klasından olanların sayısı bayağı azdı. Bu yüzden biz A ekibi en itibarlı üyelerdendik.

Amacımız tahmin ettiğiniz şeydi. Dünyaya ortak bir zihin dayatmak ve buna karşı olanları elimine etmek. Bütün bunları oturduğumuz yerden aparat kullanmadan yapmak. Bizim gibi başka gruplar da vardı. Tethadron, Energyork, Levelless gibi. Aramızda çatışmaktaydık. Biz Night Eagles, Gece Kartalları en güçlüydük. Dünyada 19 farklı noktada konuşlanmıştık. Bu yerlerin en önemlilerinden biri Tommy Bell adasıydı.

Çok çeşitli icraatlarda bulunduk. Tanınmış kimselere bela ya da sefa yönelttik. Kalp krizi geçirenler, ülseri azanlar, intihar edenler ve kötü alışkanlıklara saplananlar oldu. Çok başarılıydık yani. Sayısız suikasta kaza süsü verdik. Kuzey Afrika ülkelerinde ardı ardına patlayan baharlarda ve borsa hareketlenmelerinde ciddi bir katkımız oldu. Toplam 4000 kişiye yakındık. Zihnimizi bir hedefe yöneltince çok etkili oluyorduk. Bizleri kontrol edebilmek için gizlice Üst Blok diye bir teşkilat kurulmuştu. Bunlar üç yüz küsur kişiden oluşuyordu. İçlerinde A tipi yetenekler de vardı. Bunlar bizlerin kendi aralarındaki haberleşmelerini ve muhtemel gruplaşmaları engellemekteydi.

Durugörü Ahalisinin cep telefonu kullanması yasaktı. Bu sadece güvenlik önlemi değildi. Beyinden geçen mikro dalgalar zihin gücümüzü olumsuz yönde etkilemekteydi. Bu nedenle adadaki haberleşme yüz metre arayla yerleştirilmiş eski moda telefonlarla yapılmaktaydı. 22 kilometre karelik bir alanın 14 kilometre karesi ortasındaki atol gölü olan bir adada kaybolmak biraz zordu zaten. Her yer yürüme mesafesindeydi.

Karım sağken bu adanın tekdüze atmosferine daha kolayca katlanabilmekteydim. Çok iyi dostlarım vardı. Birlikte çeşitli spor etkinlikleri düzenliyor, bayağı iyi eğleniyorduk. Karım öldükten sonra burada sadece şu anlara ulaşabilme amacıyla durabildim.

Martin elindeki almacı yuvasına koyup bana baktı. Elleri iki yana sarkmıştı. Yüzü allak bullaktı. Hareket edersem beni vurmayacağını düşünüp ona doğru yürüdüm.

“Ne oldu?”
“Nick Gorad, Brisbane’ymiş.”

Uzaktan zihin kontrolü alanındaki en önde gelen şirketlerin en üst düzeyde bir uzlaşma toplantısı düzenlemişlerdi. Şu anda toplantı halinde olmalıydılar. Kendi aramızda didişmeyi engellemek için pek bir şey yapılamazdı bu saatten sonra, ama belki etki alanlarının bölüşümü ve sürdürülebilir barış yolu bulunabilirdi. Bunun için dünyanın en büyük uzmanları Brisbane’de bir araya gelmişlerdi. Brisbane helikopterle yarım saat mesafedeydi. Bu sabah Nick Gorad gizlice oraya gitmişti. Martin’in bunu bilmemesi normaldi. Medyanın ve gizli servislerin dikkatini çekmemek için çok ciddi bir çaba harcanmıştı. “Öyle,”dedim. “Sana bir mesaj bırakmış sanırım.”

“Evet. Herşeyi senin açıklayacağını bildirmiş.”

Haki renkli bermuda şort, amblemsiz beyaz bir tişört giymiş olan Martin’in omuzları çökmüştü. Kemerine iliştirdiği tabanca bir diken yığını gibiydi. Bir daha elini ona süreceğini tahmin etmiyordum.
“Geliyor,” dedim.

“Ne?”
“Ranginui.”

Ranginui, Maori dilinde göklerin babası anlamına gelmekteydi. Aramızda Maori ırkından bir üye bulunduğu için bulunduğunuz adanın eski adının bu olduğunu bilmekteydik. Tommy Bell son elli yıldır tedavülde olan bir addı.

“Açıkla.”

Elimle mavi gökyüzü işaret ettim ve “Az kaldı,” dedim. “Ranginui yolda. Birazdan göreceğiz onu. Saniyede yirmi kilometre hızla atmosfere girecek. Yana ufalana gelip denize düşecek. Muazzam bir hızla. 940 metre çapında bir meteroit. Onu biz çağırdık. Bütün zihin gruplarından tam 121 üst düzey Durugörücü. Tam dört yıldır bunun için uğraşıyoruz.”

Martin’in gözleri hızla gökyüzünü taradı ve “Ne için?” dedi.
Sesindeki inanç yükü nedeniyle bir an onu işlediği cinayet için affettim.

“Tethadron, Energyork, Levelless, biz ve diğerleri. Bu güç savaşı bir ekip çok açıkça baskın çıkamadığı için durmayacak ve karşılıklı kitle imha silahlarını kullanmaya kadar varacak. İspanyol giribiyle başlanacak. Buna ramak kalmış durumda. Hepimiz bir arada, Tethadron, Energyork, Levelless’den vicdan sahibi dostlarla yakın geleceğe baktığımızda bunun gerçekleşmesine ramak kaldığını görmekteyiz. Onun için Brisbane buluşmasını fırsat bilerek ana figürlerin kafasını kopartmaya karar verdik ve dünyaya yakın yörüngelerde dolanan meteroidlerden en uygununu üstümüze çektik. Yıllarca uğraştık. Başaramayacağımızı düşündüğümüz anlar oldu, ama sonunda Ranginui davetimizi kabul etti. Bizle kıta arasında bir yere okyanusa düşecek. Tsunamisi bu bölge için muazzam etkin olacak. Bu ada bir süreliğine coğrafyadan silinecek haliyle. Emin değiliz tabii, belki de zihin kontrol organizasyonlarına istediğimiz ölçekte bir zararı verebileceğiz. Sağ kalanların bir sonraki muhtemel eylemden ne kadar korkacaklarını da unutma.”

Martin sersemlemiş bir durumda sözlerimi soğuruyordu. Aklı çok karışmıştı haklı olarak.

“Bir nokta daha var. Gece Kartalı ve diğer rakip firmalar yıllardır büyük bir ketumlukla sürdürdüğümüz çabalarımızı son iki ay içinde farketti. Sana olayın aslını izah etmeden beni derdest etmeni istediler. Nick’in işin başında olduğunu keşfettiler. Geçen hafta. Bugün toplantı sonrasında Nick’e ve suç ortaklarına gereken hassasiyeti göstermeye karar verdiler. Sessiz sedasız iptal edileceklerdi. Nick bunu bilerek gitti toplantıya. Başkalarının da olduğu gibi. Bu eylemimiz diğerlerine, yedekte tuttuğumuz kimselere yeni planlar yapmak ve önlem almak için zaman kazandıracak. Dediğim gibi tam emin değiliz, ama hiçbir şey yapmamaktansa… ”

Martin bir şey diyecekti, ama yapamadı. Eliyle omuzumun üzerinden bir yeri işaret etti. Yüzü korku ve çaresizlik ışıyordu. Başımı çevirip baktım. Ranginui bütün hışmıyla gökte belirmişti. Suya vurmak üzereydi. Çevre ağaçlardaki kuşlar panikle havalanmışlardı. Şiddetlenen sıcak rüzgarı yüzümde hissediyordum. Defterin bu sayfasını kapatmak üzereydik.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA