“Gördün mü yaptığını. Gördün mü? Sana söylüyorum. Sana…”

Geçirdiğim kriz nedeniyle kadını biraz bulanık görüyordum, ama sahne yine de yeterince korkunçtu. Karımın sol kolu omuzundan kopmuştu. Beyaz kollu tişörtünün sol kolu havada sallanıyordu. Tek sorun bu olsa idare edilirdi. Daha önce de bazı arızalar vuku bulmuştu, ama bu defa kadının güzel yüzü de deforme olmuştu. Üç yıllık karım Manderala’nın çenesi beş santim uzatmış ve kara tahtaya tebeşirle çizilmiş bir şekil gibi yüz ifadesinin tamamına yakınını silinmişti. Sadece sol kaşı ve sol yanağındaki ben durmaktaydı.

“Ben buna layık mıyım Serkan. Söyle… Ha…”

Bu genç ve güzel kadına yaptığım şey için çok üzgündüm, ama çaresizdim. İstemim dışında gelişmiş bir durumdu. Daha önce de ufak tefek silinmeler yaşamıştık. Divanda oturmuş sohbet ederlerken yok olan bir tebessüm, kadının anlattığı bir fıkranın yarıda kalması, bir gözün renginin değişmesi, açık çikolata teninin belli belirsiz soluklaşması cinsinden basit arızalardı. Gülüp geçerlerdik. Bu defaki tek kelimeyle bir felaketti.

“Seni sevdiğimi biliyorsun Manderala,” dedim yere yığılırken. Bu sözcük ansızın beliren bir sivilce gibi kadının sol gözünün ve dudaklarının belirmesine yol açmıştı. Tek göz bana katışıksız bir sevgiyle bakıyordu. Sağlam eliyle telefonu tutmaktaydı.

“Ambulansı aradım. Yedi dakikada burada olacaklar.”

Bu defaki kriz belki de sonuncuydu. Kendimi çok halsiz ve çaresiz hissetmekteydim. Başımı sallamakla yetindim.

“Sakın ölme Serkan ve yine sakın beni unutma!”

Üzerime baygınlık abanırken olabildiğince sakindim. Bu ölüm değilse, her şey burada sonlanmayacaksa, bir şekilde Manderalacığıma yeniden kavuşabileceğimi düşünmekteydim.

“Beni unutma. Tamam mı?”
“Söz sevgilim. Söz!”

Bu sözleri içimden mi, yoksa yüksek sesle mi söylediğimin ayırdında değildim. Böyle koptum o sahneden.

*

“Buzlu çay ister misin sevgilim?”
“Zahmet olmazsa…”

Manderala ile havuz başında yan yana şezlonglarda oturmaktaydık. Elinde okuduğu kitabı yere bırakıp doğruldu. Beyaz bikinisi açık çikolata tenine çok yakışmıştı. Bana bakıp gerinirken çapkınca gülümsedi ve çevik adımlarla içeriye gitti. Gözlerimle onu takip ettim. Bunu yapmayı seviyordum. Manderala, Unutmamatik’in bana sunduğu en üst düzey bir üründü. Daha önce bu yetkinlikte olan bir ürünü hiç deneyimlememiştim. Tek kelimeyle muhteşemdi.

Yeni Bodrum’daki yazlık evimizdeydik. Her yaz iki ayı burada baş başa geçirmekteyiz. Evimiz İstanbul’da. Ben bir yüksek enerji uzmanıyım. Haftada 12 saat çalışıyor ve alanımda tanınmış olduğum için çok iyi kazanıyorum. Eve iş getirmiyorum eskisi gibi. Evde bütün enerjimi karıma vakfetmekteyim.

Geçirdiğim son kriz bayağı ağırdı, ama özenli bir kürle neredeyse tamamen iyileştim. Doktorum önümdeki on yılda bu tür bir sorun beklemediğini defalarca yineledi. Bunu ben de hissediyorum. Belleğim berrak. Özellikle Manderala’yla ilgili bütün ayrıntılar zihnimde her saniye fırıl fırıl dolanmakta. Kadının sol yanağındaki beniyle, sağ ayak baş parmağındaki kesik arasında tek bir sorun yaşamıyoruz artık.

Manderala tamamıyla benim zihnimin ürünü olan biri değil. O başlangıçta elli iki kiloluk bir kütleye sahip amorf ve bilinç dışı bir yapıydı. Nötron ağırlıklı bir yapı. Benim zihnim ona şekil verdi. Bir kadın yaptım onu. 1,68 boyda, elli iki kilo ağırlığında sırım gibi güzel bir kadın. Çok zeki. Benim kadar zeki yani. Benim bildiğim bir çok şeyi biliyor. Ona bir de geçmiş yaşam uydurdum. Manderala ismini çikolata teni nedeniyle uygun gördüm. Yıllar önce iş için Kenya’nın Mandera şehrinde bulunmuştum. Eskiden beri çikolata tenli kadınları çok severim. Bu nedenle Unutmamatik’e bir ürün ısmarladığımda ona bu adı uygun gördüm.

Manderala yirmi üç yaşında doğmuş genç ve tahsilli bir kadın. Aradan üç yıl geçti hâlâ yirmi üç yaşında. Hep öyle kalması şart değil. Ben ne kadar istersem o kadar yaşlanacak. Kadınım benle çok mutlu. Çünkü neyi, ne zaman, nasıl istediğini bilen biri var sürekli olarak yanında. Onun için uydurduğum geçmiş yaşam sorun yaratmayacak türden. Anne ve babasını küçükken kaybetmiş. Başka kardeşi yok. Geçmişinde aile özlemi hariç travma yok. Şiddetli bir fobiye sahip değil. Ben böceklerden biraz korkarım. Kadınım da öyle. Fizikçiyim. Yüksek enerji kullanımı ihtisas alanım. O da bu alanda doktora yapıyor. Birlikte ne kadar mutluyuz anlatamam. Manderala çok içten şarkılar söyler. Rahmetli annem gibi. Çocukken annemin şarkılarını dinlemeye doyamazdım. Manderala’nın aşkı gerçektir. En yetenekli bir aktris bile kadınımın bana aşkından bahsettiği andaki ruh hali geçişlerini yüzünde böylesine ayrıntılı yansıtamaz. Katışıksız aşk denen şey bu olmalı.

Eskiden organik dokulara sahip androidlerle de birlikte oldum. Bunların en üst modelleri de harikadır, ama bir şekilde başkaları tarafından şekillendirilmiş yapıdır. Aynı modelden en az birkaç bin adet imal edilmiştir. Zihin kapasiteleri içlerine depoladığı bilgi miktarı muhteşem de olsa sınırlıdır. Hissiyat belli etme yetenekleri de öyle.

Unutmamatik kendi zihnimizle serbestçe şekil verebileceğimiz bu ürünleri piyasaya sürünce androidlerin pabucu dama atıldı. Sürüm arttıkça fiyatlar da ucuzladı. Manderala’ya model olan ham ürünü Kadıköy’deki yüz elli metre karelik bir daire fiyatına aldım. İlk çıktığında bunun on katıydı. Herkes kendi kadınının, erkeğinin, çocuğunun ya da tanışının yegane dizayncısı olmak istiyor. Promete’nin insanın zihninde yaktığı en eski ateşten kalma is.

Her insanın beyni bilgisayarların IP numaraları gibi kendine has bir yapıya sahip. Unutmamatik bu ürünleri piyasaya sürerken ki, en büyük korkusu rakip firmaların beyinlerin bu yapısını taklit ederek ürünlerin stabilitesini yapıbozuma uğratmalarıydı. Bunun için çabalandı, ama başarısız oldular. Zihinsel özerk alan direndi. Rakip firmaların ve hekırların çabaları çok sınırlı zararlara imza atabildi.

Unutmamatik dünya çapında haklı olarak tek ve eşsiz bir firma şu anda. İnsanların zeka kaplarının tavanındaki o yaratıcı ise karşılık verdi. Hem de inanılmaz basitlikte bir kullanım kılavuzuyla. Bu ürünleri kullanan herkes hayalinde canlandırdığı en ideal partnırı adım adım yaratma aşamasını tattı. Böylece A’dan Z’ye istediğimiz gibi olan yakınlar peydahladık.

Bu tür ürün kullanımının çıkarması muhtemel hukuki sorunlar, toplumun ahengine etkisi gibi konular yıllarca tartışıldı. Özellikle ilk şekil verme sırasında arızalı ve sakat tipler yaratılması, bu tür ürünlerin kanunlarca yasak edilmiş olan çocuk pornocusu, seri katil, sapık, ya da insan dışı şekilde dizayn edilmiş bir yaratık şeklinde kullanılması gibi hem ahlaki, hem de ceza hukukunu ilgilendiren alanlar söz konusu. Bu nedenle ürün alımı sırasında ne için kullanılacağını bildirdiyseniz buna uymak zorunluluğu var.

Unutmamamatik işi sıkı tutuyor. Kurallara uymayanların ürünleri ellerinden alınıyor. Bazı hallerde sonsuza kadar bu tür ürün kullanmalarını engelleniyor. Bu alanda açılmış sayısız dava var. Bunların çok aykırı olanları haberleri süslemeye devam ediyor.

Bu tür ürün kullanmak isteyenler belleklerinin ortalama bir kapasiteye sahip olduklarını tıbbi olarak kanıtlamak zorunda. Çünkü ürünü yaşatan jeneratör bellek destekli beyin dalgaları. Bu ürünler gülüyorlar, seviniyorlar, üzülüp ağlıyorlar, en zor matematik sorularını çözebiliyorlar, yetişkinlerse çok aktif bir seks yaşamları oluyor. Ama ruhları yok. İnsan gibi değiller. İnsana endeksli bir yaşamları var. Bu nedenle bizim onları her saniye azami yetkinlikle hatırlamamız şart. Birisi öldüğünde sahip olduğu ürün deforme oluyor ve en geç birkaç saat içinde kullanılmaz hale geliyor, yani ölüyor. Bunun yanı sıra aşırı alkol almak, ağır uyuşturucu kullanmak da ürünü uzun vadede olumsuz etkiliyor. Bu tür maddelere bağımlı olanlara asla ürün satılmıyor. Ürün alımı için başvururken bazı mecburi testler yapılıyor. Yine ahlaki olarak hiçbir ürün on yıldan az ömrü kalmış birine satılmıyor.

Şu anda bu ürünlerden dünya çapında birkaç yüz bin adet satılmış durumda. Bu sayının milyonlara ve ardından milyarlara varması uzun sürmeyecek. Gelecek bu makamdan, zihinden türemişsilerin varlığının artmasıyla şekillenecek.

Ben hafif bir beyin kanaması geçirdiğimde Manderala yapıbozuma uğradı, ama tanrıya şükürler olsun ciddi bir hasar görmedi. Doktorum zihin kapasitemin şu anda çok iyi durumda olduğumu söyledi. Önümüzdeki on on beş yılda bir sorun çıkmasını beklemiyor. Henüz 121 yaşındayım. Her şey yolunda giderse Manderala ile önümüzde upuzun otuz, kırk belki de elli mutlu yılımız var.

“Çaylar geldi!”

Kadınımın siyah gözleri beni sevgiyle süzerek bardağımı uzattı. Bardağı aldım ve bana yakın duran fırlak göbeğine bir öpücük kondurdum. Bardağın soğuttuğu parmakları saçlarımı okşadı.

“Seni her şeyden çok seviyorum Serkan.”
“Ben de seni Manderala.”

Dudaklarımız birleşti ve ayrıldı. Sözlerimde samimiydim. Hiçbir kadını, ilk sevgilim Öznur da dahil Manderala kadar sevmedim. Ayrıca… Ayrıca çok özel bir durumun arifesindeyiz. Birazdan bütün dünya bizi konuşacak. Nasıl söylesem… Manderala hamile. Üç aylık. Bir oğlan. Bütün tetkikler yapıldı. Bir ruha sahip olması hariç her şeyiyle dört dörtlük bir insan yavrusu. Eğer her şey yolunda giderse bu tür bir ilişkiden doğan 26. bebek olacak.

Bir ara… Yıllar önce tereddütlerim vardı. Ama Manderala’yı tanıyınca hepsi uçtu gitti. Mutluluğu buldum. Yakında gerçek bir aile olacağız. Sorumluluğum artacak. Zihnimde iki canı birden taşıyor olacağım.
Manderala elimi tutunca buzlu çayımdan bir yudum alıp sehpaya bıraktım. Yerimden doğruldum. Kadınımın beni yatak odasına adeta sürüklemesine izin verdim. Çok mutluyum. Yetmiş bir yaşındayken trafik kazasında ölen babam annemle çok mutlu olduğunu söylerdi hep. Eğer Manderala’yı tanısaydı esas mutluluğu keşfedecekti belki de.

“Beni hep sevecek misin Serkan?”

Yatağa uzanmış kadına bakarak başımı salladım. Bundan yüz küsur yıl önce canlı olarak izlediğim hard rock grubu Meat Loaf’ın Paradise by Dashboard Light parçasından bir bölümü hatırlamıştım. Kadın adama ‘Benimle evlenecek ve ömür boyu sadece beni sevecek misin? Bunu şimdi benle yatmadan önce söyle. Evet ya da hayır’ diyordu. Bunu düşünüp gülümsedim. Manderala bana aynı şekilde tebessüm etti. Dudaklarımız tekrar birleştiğinde ikimizin de kulaklarında o bahsini ettiğim parça çalmaktaydı.

“Ömür boyu sadece seni sevecek ve sadece seni düşüneceğim bebeğim,” dedim bir ara soluk soluğa ve ekledim. “I’ll do anything for love.”

Kadınım sözlerimin katışıksız gerçeği barındırdığını bilmenin hazzıyla gülümsedi ve bana eskisinden daha sıkı sarıldı. Mutluluğun böylesini tarif edecek bir sözcük bulmak mümkün değil biliyorum, ama şu anda dev bir pastanın en üst katında yanan mumların dibinde duran bir fındık faresi gibi çılgın hissediyordum kendimi.

1 YORUM

  1. harika bir anlatim ve kurgu. tebrikler. bilim kurgu degil zaten. tecevuz hapi bile olan bir dunyada. ayrica kadin ticaretini engellemek amaciyla dusunulen cozumlerden biri ve haber bile oldu. 2050 yilinda o duzeye gelinir yeni zelanddan bir haber diye okudum. sanallesen dunyayi algilamayan elestiriler de cikabilir tabii. yazik yalniz geziyor zavalli demesinler diye arabamda yan koltuga bir plastik bebek koymak yeterli diye dusunmusumdur bazen

CEVAPLA