
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Coen Kardeşlerin 13 filminden yedincisi olan The Big Lebowski, iki mafya tetikçisinin Jeffrey Lebowski’nin mütevazi evine dalması ve içlerinden birinin halısına işemesiyle başlar. Kendisine “ahbap” diyen Lebowski’yi, aynı isimdeki zengin bir adamla karıştırmışlardır. Bu yüzden Ahbap diğer Lebowski’yi halısını tazmin etmesi için arar. Buluşmaları pek iyi gitmez. Buna rağmen birkaç gün sonra zengin Lebowski karısını kaçırmakla suçladığı bir adama 1 milyon dolarlık fidyeyi teslim etmesi için Ahbap’a 20 bin dolar teklif eder. Kaçırma işi içinde birkaç Alman nihilist, pornocu bir kodaman ve birkaç kişi daha vardır. Bu basit bir hikaye, gerçekten.
Yazan:David Haglund
Kaynak:State.com
Derleyen: Deniz Akhan
Walter Sobchak: Neocon
Şimdi üçüncü kez DVD’si yayımlanan The Big Lebowski on yıllık bir zaman dilimi içinde Ahbapizm öğreticileri , aylık podcastler, geleneksel festivallerle bütünlenerek bütün sinematik kültlere rakip takipçilere sahip oldu. Bu tarikatın kalbinde Jeff Bridges tarafından parlak bir biçimde can bulan, üç büyük aşkı ot, White Russian içkisi ve bovling olan Ahbap yer alıyor. Ahbap gerçekten de fantastik bir karakter. Üzerinden on yıl geçtiğindeyse filmin en vurucu rolü Walter Sobchack karakterindeki John Goodman‘a ait: Politik olarak şahin kanadında yer alan, hafiften vidası çıkmış bir Vietnam gazisi, Ahbap’ın en iyi arkadaşı ve bovling partneri. The Big Lebowski’yi 2008 yılında izleyince, hayranlarının pek çoğunun fark ettiğinden daha derin, daha politik ve daha ileri görüşlü olan bu filmde Coen Kardeşlerin neyin peşinde olduğunu anlamamızı sağlayan özün Walter olduğu takdir edilir. Belki de bunun nedeni Eski Ahit doğruculuğu, militarizme derinden bağlılık böğürtüleriyle 10 yıl önceki popüler kültür ortamına zar zor tescillenen Amerikan tipiyle Walter’dır. O bir neocon.
Eğer bu bir abartı gibi görünüyorsa, Walter’ın filmin gidişatı boyunca sergilediği kişilik özelliklerini göz önünde bulundurun: Amerikan askeri gücüne bağlılık (“Körfez savaşı,” der, “çocuk oyuncağı”; orijinal senaryoda buna “çantada keklik” der); Soğuk Savaşa özlem (“Charlie,” der Viet Cong’u kastederek, “değerli bir siktiğimin düşmanıydı”); İsrail devletine güçlü destek (bunu değerlendirmek için Theodor Herzi’den saygıyla alıntıladığı söz: “Ahbap, eğer yapacaksan bu bir rüya değildir”) ve dahi, belki, sola duyduğu geçmiş bağlılık (Lenin’in ismini kasten ima eder ve “pasifizm suyunda çırpındığını” kabul eder). Goodman, ki kendisi bu rölün en sevdiklerinden biri olduğunu söyler, Walter’daki emperyalist tarafı da sezmiş gibidir. “Ahbap’ın bowlinge Doğulu bir yaklaşımı var” der bir ropörtajda. “Walter Kader Bildirisi’ne sıkıca bağlı” [Çev. Notu: Orijinali “Manifest Destiny”, ABD'nin kaderinin Atlantik'ten Pasifik Okyanusu denizsularına kadar genişlemek olduğuna dair bir görüş].
Coen Kardeşlerin bu kavgacı figürü sundukları tarih “90′ların başında (açılışta gizemli bir kovboyun dış-sesi bizi bilgilendirir), Saddam’la takıştığımız ve göz korkuttuğumuz zamanlarda”dır. Kovboy konuştuktan sonra duyduğumuz ilk sözler ihtiyar Bush’tan gelir: “Bu saldırganlık ayakta kalmayacak”, diye beyan eder Kuveyt’in işgaline cevap verirken Ahbap’ın öte beri aldığı marketteki televizyonda görünmekteyken. Walter halı-işeyicilerini duyunca Ahbap’ın bir sınır çizmesi için ısrar eder.
Ahbap’ın kendi politikaları vardır, ya da en azından bir zamanlar vardı: Seattle Yedilisinin bir üyesiydi, Port Huron Beyanı’nın yazımına yardım etmişti (“işbirlikçi ikinci müsvedde”nin değil). Aktivist bir öğrenciyken Güney Kaliforniyalı bir aylak haline gelen biri olarak hayattaki her şeyi Vietnam gözlüğünden bakarak değerlendiren Walter’la açıkça tezattır. Bir başka deyişle, Ahbap ve Walter Amerika’da 1960′lar boyunca açılan ayrımın karşıt uçlarında yer alır ve Ahbap filmin kahramanıyken olaylar dizisini, az ya da çok, Walter sürükler. Ahbap’ın zengin Lebowski’yi aramasını o söyler. Ahbap’a fidye tesliminde eşlik eder ve teslimde numara yapmaları, parayı kendilerine saklamaları için o ısrar eder. Ahbap’ın arabası içindeki paralarla çalınınca Walter zanlının izini sürer ve sorgulamak için Ahbap’a getirir.
Son sahne, eğer bugün çekilseydi, neredeyse kesinlikle genç Bush’un savaşı hakkında bir alegori olarak ele alınırdı. Polis arabayı geri getirince Ahbap koltukların arasına sıkışmış bir halde Larry Sellers’a ait bir ev ödevi bulur. Walter Larry’nin ev adresini tespit eder ve yedeğine Ahbap’ı ve plastik torbaya konmuş ev ödevini alarak Larry’nin evine gider. Sonra dava sunumuna başlar.
Larry hiçbir şey söylemeyince, Walter B planına geçer: Dışarıda park edilmiş yepyeni Corvett’i -kalan parayı arabayı satın almaya harcadığını farz ederek- levyeyle parçalamak. Aslında araba bir komşuya aittir. Bütün Neoconlar kendilerinde onu görebilirler
İkinci Irak Savaşının ürpertici öngörüsü tesadüfi mi? Tamamen değil. Coen Kardeşler, kökleri Amerikan kültürünün derinliklerine uzanan bir karakter yarattılar: gözü kara doğruculukta ve şiddete eğilimli. (Büyük oranda, ismini daha sonra Saddam’ın yakalanması operasyonuna veren, Soğuk Savaş paranoyası Red Dawn filminin yazar ve yönetmeni John Milius’a dayanıyordu). Bu karakter haksızlık ve maddi kazanç olasılığının iç içe girdiği bir durumla karşı karşıyadır. Birinin az ya da çok hayal edeceği gibi tepki verir. Ahbap’ın pasifist eğilimlerinin Walter’ın kendine güveniyle alakası yoktur: Ahbap’ın mizacı hayranlık uyandırıcıyken, dünyadaki olayların seyrinde çok az etkisi vardır. (Mülteciler de kendilerini onunla özdeşleştirebilirler)
Gerçi filmin dünyasında duruma seyirci kalan kişinin Corvette’inin imhası ikincil bir hadisedir. Hemen ardından Walter’ı, Ahbap’ı ve Donnie’i (Steve Buscemi tarafından canlandırılan, bovling takımının üçüncü ve en az göze çarpan elemanı) Ahbap’ın arabasıyla eve doğru yolda hamburger yerken ve “Oyo Como Va” şarkısını dinlerken görürüz. Bugün The Big Lebowski’yi seyreden biri filmin temel Amerikan davranışlarını kavradığını, ama ayrıca bu davranışları düzeltebilecek gamsızlığa sahip olduğunu fark eder. Donnie Alman nihilistleri ile doruğa çıkan bir güç gösterisi sırasında kalp krizinden ölür, ve biri bu ölüme Walter’in agresifliğinin ve Ahbap’ın buna hakim olamamasını sebep gösterebilir. Ama bu ölüm Pasifik Okyanusu kıyısında eğreti bir cenaze töreninde Walter ve Ahbap’ın çabucak barışmasına yol açar:
Bu narin, komik kanı aklıma Coen Kardeşlerin eski bir CIA analistinin yanlış yere yerleşmiş hayatının etrafında dönen son farsları, Burn After Reading’i seyrederken geldi. Yeni filmleri Amerikan hayatının aynı şekilde keskin bir taşlaması ve Lebowski’nin şeması ile paralellikleri var: Gaspa, zorbalığa açgözlülükle yeltenme, çok katmanlı planı beceriksizce eline yüzüne bulaştırma. Gerçi tonundaki kontrast katı. Burn After Reading’in dünyasında gerçek bir arkadaşlık yok, hatta çok az kahramanlık var ve paranoya kaynıyor. Hiç kimse 9/11′i ya da Irak’taki savaşı ima etmiyor, ama bu karakterler, seyircileri gibi, daha karanlık bir dünyada yaşıyorlar. Lebowski kültü, bundan şüphelenmeye başlamıştım, ufak bir nostaljiden daha fazlasına sahip -birinin ulusal mizaçtan parlak bir eğlence çıkarabildiği ve sınırların çok yüksek olmadığı bir on yıllık dönem için.
"The Big Lebowski’nin İleri Görüşlü Politik Mesajları" için 2 Yanıt
2. sayfayı da çevirmenizi bekliyoruz
hata benden kaynaklanıyor, tecümeyi eksik gönderen benim. hemen bu eksikliği gidermek için gerekli dosyayı landlord'a gönderiyorum. kusura bakmayın…
Yorum Yazın