Sinema yazarlarına sorulmak üzere 10 soru hazırladık. Tümüyle Ters Ninja’ya münhasır 10 ilginç soru. Maksat elbette sinema yazarlarını daha iyi tanıyabilmek… The S-Files adını verdiğimiz bu dosyaların otuz üçüncüsünü Öteki Sinema yazarlarından Murat Kızılca için açıyoruz.

Nerede, ne şekilde, kiminle seyrettiğinizi hatırladığınız en eski film hangisi?

1979 yılında, Balıkesir’de, tek başıma, The Devil Within Her (Doğmak İstemiyorum, 1975, y.Peter Sasdy) isimli filmi seyrettim. Balıkesir’e uzaktan bir akrabamızı ziyarete gittik. Evde oturmaktan sıkıldığım için o zamanlar sinema işleten akrabalar “sinemaya gider misin?” diye sordular. Daha önce hiç sinemaya gitmemiştim, doğal olarak olaya balıklama atladım. Balıkesir’de meydandaki saat kulesinin hemen karşısındaki sinemaydı. (Maalesef o sinema da kapandı, en son gördüğümde sinemanın yerinde bilardo salonu vardı.) 8 yaşında adı geçen filmi sinemada izledim ve çok ama çok korktum. Korku filmlerine düşkünlüğüm o gün başladı.

Sinema yazarı olmasaydınız, ne yazarı olmak isterdiniz?

Kendimi ‘sinema yazarı’ndan çok, izlediği filmleri yazmayı seven, sinemaya aşık biri olarak görüyorum. Yazma meselesine gelirsek şiir yazabilmeyi çok isterdim.

Hayatınızın sonuna kadar tek bir filmle idare etmeye mahkum edildiniz. Hangi filmi seçerdiniz?

Zor bir soru. Sanırım Jean-Pierre Melville‘in yönettiği, Alain Delon‘un başrolde olduğu filmlerden birini seçerdim: Un Flic (1972).

Kendinize içlerinden hayali bir arkadaş seçme şansınız olsaydı. Hangi sinema karakterini seçerdiniz?

Jef Costello (Le samouraï)

Hangi sinema oyuncusunun görüntüsüne sahip olmak isterdiniz?

Çok şükür, görüntümden yana bir şikayetim yok, ama Lee Marvin, Lee van Cleef veya James Coburn gibi karizmatik bir görüntüye sahip olmaya da hayır demezdim sanırım.

Hangi yönetmenle sıkı dost olmak isterdiniz?

Kolay soru. Jim Jarmusch ile sıkı dost olmak isterdim.

Hangi film gerçek olsun ve siz de içinde yer alın isterdiniz?

Herhangi bir post-apokaliptik film olabilir. İnsanların daha ilkel ama sanki daha anlamlı sebepler uğruna yaşam mücadelesi verdiği bir dünyaya özlem belki de.

Sinemayı sevmek için iyi bir neden söyler misiniz?

Hayatın içindeki garipliklerden sıyrılıp, bir süreliğine de olsa kendini akla yatkın bir kurgunun akışına bırakarak rahatlama, nefes alma imkanı tanıması. Mark Twain‘in meşhur bir sözü vardır: “It’s no wonder that truth is stranger than fiction. Fiction has to make sense.” (Gerçeğin kurgudan daha garip olduğuna şaşmamak gerek. Kurgu akla yatkın olmalıdır.) Hayat ve sinema üzerine söylenmiş en beğendiğim sözlerden biri.

Sinemanın en kötü özelliği ya da en büyük zararı nedir sizce?

Bir propaganda aracı olarak sinema, kabul etmek gerekir ki, çağımızın en önemli silahlarından biri. Kitleleri rahatça etkisi altına alabildiği ise aşikar. Sinemanın gerçeği dilediği gibi şekillendirerek sunabildiğini unutmamak gerek. Ne zaman ki kitleler gerçeği aynen sunulduğu gibi kabul eder ve kendilerine sunulan farklı gerçekliği yaşadığını düşünmeye başlarsa, işte o zaman sinema zararlıdır.

Bugüne kadar gittiklerinizin içinde en sevdiğiniz sinema hangisiydi?

Beylerbeyi’ndeki yazlık sinema, ama sahil tarafında olan değil, yolun üst tarafındaki. (Maalesef iki sinemanın da ismini hatırlamıyorum.) Exorcist (Şeytan), Omen, Poltergeist (Kötü Ruh) gibi birçok korku klasiğini o sinemada izledim. Sahi eskiden ‘yazlık sinema’ diye bir kavram vardı, değil mi?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA